Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Özkan Demirkol şu ifadeleri kullandı;
"2025-2026 eğitim yılı bir pedagojik yıkım ve tasfiye dönemi olmuştur. 2025-2026 eğitim-öğretim yılı bugün tamamlanırken, Türkiye’de eğitim sistemi kronikleşen köklü sorunların, piyasacı dönüşümün ve laiklik karşıtı kuşatmanın gölgesinde tarihinin en derin yapısal krizlerinden birini geride bırakmaktadır. Sendikamız Eğitim Sen tarafından hazırlanan "Yıl Sonu Eğitimin Durumu Raporu", Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve siyasi iktidarın sınıfsal-siyasal tercihlerle eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp nasıl bir ticari pazar alanına dönüştürdüğünü somut verilerle ortaya koymaktadır. Bu veriler ışığında, Bakan Yusuf Tekin’in dönemsel icraatlarına dair yıl sonu karnesini kamuoyuyla paylaşıyoruz:
Çeyrek asırda özel okulların payı %1,9’dan %8’e ulaşmış, sistemdeki her 4 resmi okula karşılık 1 özel okul düşer hale gelmiştir. Türkiye, öğrenci başına harcamada OECD ortalamasının (ilköğretimde %36’sı, ortaöğretimde %33’ü) çok altında kalarak halkın çocuklarını niteliksiz eğitim almaya mahkûm etmiştir.
Öğretmenlik mesleği kadrolu, sözleşmeli ve "ücretli" olarak dikey bölünmüştür. Eğitim fakültesi diplomalarını fiilen yok sayan "Milli Eğitim Akademisi" dayatmasıyla öğretmen adayları güvencesizliğe ve 32.351 TL sefalet ücretine mahkûm edilmiştir. Sınava giren her 100 öğretmenden sadece 14’ü atanabilirken, 800 bini aşkın ataması yapılmayan öğretmen güvencesiz iş piyasasına ve umutsuzluğa itilmiştir.
Bakan Yusuf Tekin, tarikat ve cemaatleri "STK" olarak savunarak laik eğitime açıkça meydan okumuştur. MEB’in dini yapı ve vakıflarla imzaladığı protokol sayısı 672’ye ulaşmıştır. Okullara imamları "manevi danışman" olarak entegre eden ÇEDES projesi sınıf ortamına taşınmış ve nihayetinde laikliği geri plana iten "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" bir toplumsal mühendislik projesi olarak dayatılmıştır. Din Öğretimi bütçesi 4 yılda 9,2 kat artarak 109,8 milyar TL’ye ulaşırken, okulların hijyen ve personel bütçesi kısıtlanmıştır.
Türkiye'de çocuk yoksulluğu %20'nin üzerine çıkmış, her 4-5 çocuktan biri açlıkla baş başa kalmıştır. Okullarda "Bir Öğün Ücretsiz Yemek ve Temiz Su" talebi merkezi bütçe tarafından reddedilerek lüks haline getirilmiştir. Kadrolu temizlik personeli atanmadığı için okullar hijyen krizine teslim edilmiş, temizlik yükü öğretmen ve öğrencilere yıkılmıştır. Okullardaki şiddet sarmalı can alırken, çözüm "hapishane modeli" asayiş tedbirlerinde aranmış, PDR ve Sosyal Hizmet birimleri işlevsizleştirilmiştir.
611 bin çocuk örgün eğitim dışındayken, çocuk emeği sömürüsü "MESEM" uygulaması adı altında devlet eliyle meşrulaştırılmıştır. Ekonomik darboğazdaki yoksul ailelerin çocukları "çırak" kimliğiyle ağır ve tehlikeli işlerde ucuz iş gücü olarak çalıştırılmış; bugüne kadar en az 20 MESEM öğrencisi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. Bakanlık, çocukların en temel hakkı olan yaşam hakkını dahi koruyamamıştır.
Yeniden kamusal eğitim tek çıkış yoludur. Ortaya çıkan bu karanlık tablo, Bakan Yusuf Tekin’in ve bakanlığın sınıfta kaldığının, eğitim politikasının geçer not alamadığının tescilidir. Eğitim Sen olarak, çocukların ve gençlerin siyasi iktidarın ideolojik hedeflerine araç edilmesini reddediyoruz.
Eğitim hakkını paranın ve dogmanın tahakkümünden kurtarmanın yegâne yolu; esnek/ücretli çalışmaya son verilerek mülakatsız kadrolu istihdamın sağlanması , her okula "Bir Öğün Ücretsiz Yemek ve Temiz Su" bütçesi ayrılması , çocuk işçiliğini yasallaştıran MESEM’lerin durdurulması , ÇEDES ve tarikat protokollerinin derhal iptal edilerek laik, bilimsel, anadilinde ve demokratik bir müfredatın kolektif anlayışla inşa edilmesidir. Eğitim emekçilerinin onuru, çocuklarımızın eşit ve özgür geleceği için sokağın, meydanın ve okulun bağını kurarak örgütlü mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz."





