Saadet Partisi Eskişehir İl Sorumlusu Selim Sait Terzioğlu şu ifadeleri kullandı:
“Yaşadığımız coğrafyanın ve ülkemizin gerçek gündemi olan yaşanan zulümleri, savaşları, ekonomiyi, üretimi, gençliği, ahlakı, adaleti, aileyi, esnafı, emekliyi, asgari ücretliyi, barınmayı, kiraları, israfı, borçları, faizleri, dış ticaret açıklarını, paramızın itibarını ve birçok problemi konuşamamamız için gündemler sürekli değiştirilmektedir. Hem değişmekte hem de değiştirilmektedir.
Borç ve faiz ile ülkemizi esir alan dış güçler ve içerideki iş birlikçilerinin fonladığı, basınımızı tenzih ediyorum, yerel basınımızı değil, çeşitli basın kuruluşları ve yandaş kurumlar aracılığıyla bu işlemler yapılmaktadır. Sosyal medya trolleri vasıtasıyla da bu işler sürdürülmektedir. Mevcut borç, haksız vergiler ve faize dayalı kapitalist, emperyalist sömürü düzeninin aparatları bize ülkede iki kutup öneriyor. Ya iktidardan yanasınız yani sağdasınız ya da ana muhalefetten yanasınız deniliyor.
Yaşanan olaylar hem iktidar grubunun hem de ana muhalefetin bu ülkeye hizmet edemeyeceğini ortaya koymaktadır. Bu çirkinlikleri izlemekten ve dinlemekten yorulduk. Gösterilen iki yolun da tıkandığı ortadadır. Milli Görüş’ün tek partisi olan Saadet Partisi üçüncü yolu, yani önce ahlak ve maneviyat diyen, adil paylaşım diyen yolu öneriyor.
Bizler bunu dört defa iktidara gelerek yaptık. Koalisyon hükümetleriyle yaptık. 37. Hükümet’te Kıbrıs’ı ülkemize kazandırdık. İktidarımız bir yılı geçmedi. 39. Hükümet’te tekrar ara hükümet kurulmasına rağmen ortak olduk. Merhum Necmettin Erbakan liderliğinde 450 adet ağır sanayi projesi hazırladık. Bunların 270’inin temeli atıldı, bir kısmı tamamlandı. Bu hükümet de aynı oyunlarla bozuldu ve arada kurulan hükümet yürümedi.
41. Hükümet yine Milli Görüş mayası ile kuruldu ve 270 adet tesis hayata geçirildi. O yıllarda ülke ekonomik anlamda borç almadan ekonomisini üretimle geliştirirken sağ-sol kavgalarıyla aynı marka silahlarla ülkenin pırlanta gibi gençleri birbirlerini öldürmeye başladı. 1980 darbesi bu ülkenin ekonomik bağımsızlığına ulaşmasına yapılmış bir darbedir. Sonuçları ülkemizi, bugün bizi kıskanan Avrupa’nın 20 yıl gerisine itmiştir.
1995-1996 yıllarına geldiğimizde almış olduğumuz beş belediye ve ilçe belediyelerinde işleri yetim hakkına sahip çıkarak yönettik. 1995 seçimlerinde yüzde 22 oy ile Türkiye’nin birinci partisi olduk ve 1994 krizinin ardından 54. Hükümet’i, krizi oluşturan parti ile koalisyon kurarak yönettik. Yüzde 130 enflasyonun yaşandığı ülkemizin ekonomisini rayına soktuk.
Bir lira borç almadan, hiçbir kamu ürününe zam yapmadan, hiçbir vergi ilavesi yapmadan işçiye yüzde 102, memura yüzde 134 zam yaptık. Emeklilere önce yüzde 50, sonra yüzde 30, ardından yüzde 20 artış sağlandı. Çiftçinin ürününe yüzde 100’e varan fiyat artışları verildi. Bu zamları alan insanımız kurbanını kesebildi, çocuğuna ve torununa giysi alabildi, evine eşya alabildi.
Bununla birlikte esnafın yüzü güldü. Esnaf üreticiden peşin para ile ilave ürün talep etti. Üretici tesisini büyüttü, üretimini artırdı. Buna bağlı olarak işsizlik reel olarak azaldı. İnternet üzerinden hükümetlerin ekonomik grafiklerini incelediğinizde en başarılı reel büyümenin yüzde 8,5 ile 54. Hükümet döneminde gerçekleştiğini görürsünüz.
Ben 1999 yılında Belek’te bir iş insanları toplantısına katıldığımda Sayın Deniz Gökçe bir televizyon kanalında görev yapıyordu. Bahsettiğim fonlanan kanallarda olmasına rağmen katıldığım toplantıda ekonomik verileri sinevizyon eşliğinde değerlendirdi. O zamana kadar görev yapan hükümetler içerisinde ekonomik gidişatı ortaya koydu ve grafiklerde hiçbir aşağı yönlü kırılma olmadan yüzde 8,5 büyüyen ekonominin 54. Hükümet döneminde olduğunu ifade etti. Ancak bu başarının Başbakan Necmettin Erbakan döneminde gerçekleştiğini söylemedi. Çünkü bulunduğu kanal buna müsait değildi. Fakat matematiksel gerçekleri de inkâr edememişti.
28 Şubat darbesiyle iş birlikçi partilerin ve kurumların desteğiyle bu hükümet bozuldu. 27 Haziran 1997 tarihinde yaklaşık 70 milyar dolar seviyesine indirilen borçlar, 2002 yılına kadar gelen koalisyon hükümetleri döneminde 132 milyar dolara yükseltildi. Ülke yeniden borç alarak faizci, kapitalist ve emperyalist odaklara muhtaç hâle getirildi.
2002 yılında AK Parti tek başına iktidar oldu. Bugün geldiğimiz noktada borç miktarı 600 milyar dolara yaklaşmıştır. 2026 yılında ödenecek faiz tutarı 2 trilyon 742 milyar lira seviyesindedir. Bu da yaklaşık 61 milyar dolara karşılık gelmektedir.
Cumhuriyet döneminde yapılan yatırımlar ve 1970-1980 yılları arasında gerçekleştirilen ağır sanayi hamlelerine rağmen devletin üreten varlıklarının özelleştirilmesi yoluyla yaklaşık 65 milyar dolar gelir elde edilmiştir. Buna rağmen bugün yalnızca bir yılda ödenecek faiz miktarı, kamu varlıklarının satışından elde edilen toplam gelire yaklaşmıştır.
Bu özelleştirmeleri gerçekleştiren kurumların maliyetlerini ayrıca hesaplamıyorum. Muhtemelen buna yakın bir maliyet de oluşmuştur. Dolayısıyla faize ödenecek bu rakam sürdürülebilir değildir. Bu şekilde devam edilemez diyoruz.
Önce ahlak diyen, adalet diyen, üretim diyen, adil paylaşımı savunan, alın terinin ve emeğin hakkını koruyan Milli Görüş kadrolarına destek verin. Bu bozuk düzeni el birliğiyle değiştirelim.
Geçmişinde hiçbir şaibe bulunmayan bu kadroları iş başına getirin. Yaşanabilir bir Türkiye’yi, yeniden büyük Türkiye’yi, yeni ve adil bir dünyayı birlikte kuralım.”





