TEMA Vakfı Kıdemli Savunuculuk Koordinatörü Onur Küçük, Odunpazarı ilçesine bağlı Demirli Mahallesi yakınlarında faaliyet gösteren bentonit maden ocağıyla ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Onur Küçük, bölgede yürütülen faaliyetlerin doğaya ve yaşam alanlarına ciddi zarar verdiğini savundu.
TEMA Vakfı Kıdemli Savunuculuk Koordinatörü Onur Küçük şu ifadeleri kullandı;
"Burada bir vahşi madencilik söz konusu. Ve bu sahayı bizler, ben ilk defa geçtiğimiz sene görmüştüm. İnanamadım, birçok saha gördük. Normalde büyük sahaları gördüğünüzde bazen topoğrafyadan bazen projelendirmeden çok göremezsiniz yani bölgeyi bilen birisinin veya şirketin "İşte burası hakim bir yerdir, buradan bakın veya buradan işte proje sahası görülebilir." gibi yardımlarıyla o sahalar bulunabilir. Fakat burada bir köyün içinde neredeyse bir maden projesi var. Seklice'den Demirli'ye giderken Demirli'den Başören'e giderken bir yol var zaten. O yoldan geçtiğinizde maden sahasının da bir yerde içinden geçiyorsunuz yani bir proje düşünün bir köyü yutmuş, yutmak üzere ve daha büyüyecek mi bunu bilmiyoruz. Bu önemli bir konu. Şimdi Filiz Hanım bahsetti, 2009 yılı dediler fakat ÇED raporunda ilk sahaya girişin 2004 yılı olduğu beyan ediliyor. Burada çok önemli bir konu var, bunu aslında anlatmak, anlaşılır olması önemli. Şimdi 2009 yılında bu sahaya giriliyor ama iki farklı ÇED alanı için iki ayrı süreç yürütülüyor ve İl Müdürlüğü, Eskişehir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü o zaman aynı gün aynı tarihte "ÇED gerekli değildir." kararı veriyor. Daha sonrasında 3-5 yıl sonra her iki saha için buradaki ÇED süreci birleştiriliyor. Sonrasında başka bir saha için yeniden bir ÇED süreci yürütülüyor ve "ÇED gerekli değildir." kararı veriliyor. Sonrasında orada bir kapasite artışı oluyor ve daha sonrasında tüm bu kapasite artışları birleştiriliyor ve bizim dikkatimizi çeken en büyük unsur tüm buradaki ÇED süreçlerinde hep 25 hektarın altında alanlar var. Yani proje tanıtım dosyaları ile yani etkiler değerlendirilmeden sadece proje hakkında bilgi verilerek bir süreç yürütülmüş ve daha sonrasında kapasiteler birleştirilmiş, üretimler birleştirilmiş ve koskocaman bir saha var yani o sahaya gittiğinizde bir etki değerlendirmesi olmadan bu hale gelmiş olduğunu göreceksiniz.
Şu an karşımızda olan durumda ise 166 hektarlık bir ÇED alanı var. Bu yaklaşık 200 futbol sahası, 200 futbol sahasından da büyük bir alana tekabül ediyor. Ruhsat sahasına baktığımızda 2000 hektar. Yani 1997 küsur bir hektar, o da yine 2600 küsur futbol sahası büyüklüğünde. Çok büyük bir proje var karşımızda. Bölge önemli bir bölge, orman alanı. Türkmenbaba Dağları var, Türkmenbaba Yaban Hayatı Geliştirme Sahası var o bölgede ve ÇED raporunda aslında bizler teknik açıdan yeterli çalışmaların yapılmadığını, ÇED raporunda yer alan birçok ifadenin aslında kopyala yapıştır yöntemlerle, rapor içerisinde çelişkili beyanlarla hazırlandığını görmüş olduk. Bu çok önemliydi. Yani rapor içerisindeki 1 adet çelişki bile o raporun aslında güvenilirliğini sakatlamaktadır. Örnek vermek gerekirse raporun bir bölümünde "Hakim rüzgarlar buradan buraya esecek." diyor, bir başka bölümünde başka bir yerden başka bir yere yani bunun gibi birçok husus söz konusu. Buna, bu çelişkiler olmasa bile aslında bu bölge hiçbir faaliyetin de olmaması gereken bir bölge. Türkmenbaba Yaban Hayatı Geliştirme Sahası korunan bir alan ve bu proje sahasına ÇED alanına sınırı 1,3 kilometre. ÇED alanının içinde olmaması bir şey ifade etmiyor çünkü benzeri habitat içerisinde yani siz doğayı böyle keskin sınırlarla birbirinden ayıramazsınız ve oradaki biyolojik çeşitlilik çok ciddi ölçüde zaten zarar görmüş ve dahasını görmeye gebe bir durumda şu anda. Proje sahasında detaylı çalışmalar yapılmamış, yani mesela bitkiler için sadece 1 gün sahaya çıkılmış. Hayvan varlığı için sahaya çıkılmış mı yazmıyor, her şey literatürden alınma verilerle oluşuyor ama bize bölgeden fotoğraflar geldiğinde mesela o bölgede biz ayıları görüyoruz. İşte muhtarım bahsetti, akbabalar var, korunması gereken türler var yani biyolojik çeşitlilik açısından önemli bir bölge.
Suya geldiğimiz zaman bölgenin etrafında birçok dere var ve DSİ görüş verirken bu dere güzergahlarında bir işlem olmaması gerektiğini aslında ortaya koyuyor fakat şirket de o dere güzergahlarının yollarını değiştiriyor yani müdahale ediyor ama biz doğaya yapılan tüm müdahalelerin aslında bir felaketle karşımıza misli misli çıktığını burada görüyoruz. ÇED raporunda sadece bir dönem sular incelenmiş yani 2024 yılının kış ayında, bu son derece yetersiz bir gözlem. Yani eğer detaylı teknik çalışmalar olsaydı yıllara varan farklı mevsimlerde suya yönelik çalışmaların olacağını görürdük ve şunu da söylemek istiyorum; mesela bir tablo var ÇED raporunda, birçok su noktası kuru olarak orada geçmiş. Biz keşif sırasında dedik ki "Bu çeşmelerin incelenmesini, kuru mu değil mi?" Oradaki şirket yetkilileri mesela bu çeşmelerin yerini gösteremedi yani birisi vardı projeyi anlatan. "E, sizin GPS'iniz var mı siz gösterin?" "Yok." dedim, "Siz bilmiyor musunuz?" "Bilmiyorum." dedi. Yani ne yazık ki aslında özensiz hazırlanan bir rapor var. Her şey tüm ÇED raporlarında olduğu gibi göstermelik. Suyundan tutun ormanına yani orman ekosistemini ele alan bir yaklaşım yok. Tüm bu raporlarda ağaç adedi hesaplarlar; 10000, 50000, 100000 ama orman dediğimiz ağaç değildir yani orman aslında bir ekosistemdir. Orman suyla ilişkilidir, canlı yaşamıyla ilişkilidir ve bu faaliyet de bu ekosistemleri yok etmektedir fakat ÇED raporunda bu konuda bir değerlendirme yapılmadığını bizler gördük.
Ve keşif sırasındaki en önemli konulardan bir tanesi bölgede bir yıkılma yaşanmış. Şimdi proje sahası zaten işletme güvenliği açısından son derece riskli bir bölge. Normal araçla gidemezsiniz, 4x4 araçlarla gidilmesi gerekiyor ve biz keşif sırasında sahayı gezerken de yani bir yol var ama mesela o yola giremiyoruz çünkü riskli, yani bunu şirket yetkilileri söylüyor. Böyle tepecik olan yerlerden yürüyerek o sahayı gezmeye çalıştık ve birtakım fotoğraflar basına yansıdı ama onların da ötesinde proje sahasının etrafında çatlaklar var, kırılmalar var yani şu anda güvenilir olmayan bir saha. Buradaki tüm süreçlerin durdurulup bu saanın rehabilite edilmesi gerekmekteyken ciddi bir kapasite artışına gidildiğini görüyoruz. Çevreye olan etki aynı zamanda halk sağlığı etkisidir. Aynı zamanda bu projede bir güvenlik açığı vardır. Tüm bunların birlikte değerlendirilmesini, bilirkişiler tarafından değerlendirileceğini umuyoruz. Son olarak da şunu söyleyeyim; keşif sırasında birçok talebimiz vardı, bunlardan bir tanesi de Seklice köyüne gidilmesiydi çünkü proje Demirli Mahallesi'nde gözüküyor ama 1,5-2 kilometre kuş uçuşu mesafede Seklice var ve etki alanında. Şirketin kendisi bunu söylüyor, "Benim etki alanımda Seklice Mahallesi de var." diyor fakat oraya gidilmesi istenilmedi yani oradaki yetkililer, şirket yetkilileri bunu istenilmedi. Seklice ekosistemiyle yani deresi, çayırları, merası çok güzel bir bölge ve etkilenecek. Orası görülmedi ama bilirkişilerin inceleyeceğini ümit ediyoruz. Şunu da bir kez daha bir vurgulamak istiyorum; buradan çıkacak olan malzemeyi Bozüyük'e taşıyacaklar. Aslında sadece Seklice ve Demirli değil, Bozüyük'e gidene kadarki tüm yol güzergahındaki yerleşimler, orman alanı, tarım alanı yani doğal varlıklar büyük bir risk altında. ÇED raporunda buna yönelik bir değerlendirme de yok yani burada haftada 1 kamyon mu malzeme taşınacak yoksa günde 10 kamyon mu? Takdir edersiniz ki her ikisinin etkisi farklı olacak fakat bu bilgi yok, bu önemli bir konu. Tüm bunların hepsini biz elimizden geldiğince anlattık. Son derece eksik ve çelişkili içerikle hazırlanmış bir rapor var. Umuyoruz ki lehimize bir rapor gelir ve bu ÇED olumlu kararı iptal edilir. O proje sahası da ivedi bir şekilde eski haline dönmeyecek hiçbir şekilde ama döndürülmesi için çabalar sarf edilir diyorum."