Odunpazarı Belediyesi YENİ Parti Meclis Üyesi Uğur Yıldız şu ifadeleri kullandı;
"Bütçe; bir kişi, aile, şirket veya devletin belirli bir dönem için elde edeceği gelirlerle yapacağı giderlerin tahminlerini ve arada gelirler aleyhine bir fark doğuyorsa bunu nasıl kapatılacağını gösteren bir tablodur.
Kamu kesimi bu gelirleri toplamak, giderleri yapmak ve gerekiyorsa borçlanabilmek için bütçe hazırlar ve onaylanmış bütçe içerisinde işlemlerini gerçekleştirir.
Belediyeler bütçelerini hazırlarken ve uygularken makroekonomik istikrar ile birlikte sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması, aynı zamanda kalkınma planı ve programlarda yer alan politika, hedef ve öncelikleri; büyüme, enflasyon, petrol fiyatları gibi göstergeleri; idarelerin stratejik planları ve performans ölçütleri ile fayda-maliyet analizlerini dikkate almaları gerekmektedir.
Belediyemiz de hem mevzuata, hem programlara hem de genellik, birlik, açıklık, doğruluk ve denklik ilkelerine sadık kalarak 2027 mali yılı bütçesini yapmıştır.
2027 mali yılı bütçesi, harcama birimlerinin talepleri doğrultusunda gider bütçesi bir önceki yıla göre %38 artışla 7 milyar 250 milyon; gelir bütçesi de yine bir önceki yıla göre %31'lik artışla 6 milyar 251 milyon tahmin edilmiş ve 1 milyar da finansman öngörülerek denk bütçe hazırlanmıştır.
2025 yılında, 2026 yılı mali bütçesini hazırlarken 2026 yılı için verilen enflasyon tahmini %16, 2027 yılı için %9, 2028 yılı için de %8'di. Son yayınlanan programda ise enflasyon hedefi 2026 yılı için %28'e, 2027 yılı için %21'e, 2028 yılı için de %13,5'e yükseltilmiştir.
Bütçeyi yaparken 'Muhakkak verilerini dikkate almalısın ve buna göre yapmalısın' dedikleri hükümetin ekonomi politikalarını ve temel makroekonomik büyüklükleri içeren orta vadeli programların verilerindeki tutarsızlıklara baktığımızda, bütçelerin yapılmasını ve uygulanmasını dahi zor olduğunu görmekteyiz. Orta vadeli programlar artık yol haritası çizememekte, riskleri öngörememekte, hedefleri verememekte, sadece ve sadece mazeret üretmektedir.
Enflasyon hedeflerinin ve gerçekleşmelerinin bu kadar sıkı para politikası uygulanmasına rağmen %100'e yakın sapmalarda gerçekleştiğini görüyoruz. İşte ülkemiz hiçbir hedefini tutturamayan bu tabloya göre yönetilmekte; belediyelere, işverenlere, kişilere bu verilere göre plan yapması söylenmektedir. Geçen ay yayınlanan yeni programda 'Kusura bakmayın, biz bunları değiştiriyoruz. Enflasyon hedefini, akaryakıt fiyatları hedefini iki katına çıkarıyoruz' demişler.
Maalesef hükümetin ne orta vadeli programları ne de dezenflasyon programı başarılı olamamıştır ve olamayacaktır. Çünkü ülkemizde hata üstüne hata yapılmakta, eleştirdiğimiz hatalar tekrarlanmaktadır. Tarih değil, hükümetin hataları tekerrür etmektedir.
Bu sebeple, hükümetin geçmişte ve şimdi yaşadığı sıkıntıların aynılarını kalan görev süresi boyunca yaşatacağı da aşikardır. Çünkü AKP hükümetlerinin geçmiş politikaları, şimdi izlediği yol ve gelecekte yapacakları suyun suya benzemesinden daha çok birbirine benzemektedir.
Bunlara rağmen, geçmiş bütçe gerçekleşmelerine ve önümüzde bulunan bütçe içerisindeki gider ve gelir kalemlerine baktığımızda kaynak kullanma başarısı belediyemizin ekonomisini iyi yönettiğini göstermektedir.
Belediyemiz bütçe giderlerini hizmete, kalıcı yatırımlara pay ayırdığı gibi, asgari ücretin iki katına yakın ödediği çalışan ücretleriyle de çalışanını, yaratılan ve büyüyen bu yoksulluk düzenine ezdirmeme gayreti içerisindedir. Çağdaş düzeyde ihtiyaçların karşılanmasına yönelik ücret politikası belirleyen belediyemiz çalışanının refahı için azami gayreti göstermektedir.
Hükümet maaş zamlarını %16 enflasyon hedefiyle yaptı. Sonra enflasyon hedefini %28 açıkladı. Bu bile gerçek rakam değil ve gerçek rakamları TÜİK'e kamufle ettirdi. Şimdi bunun adını koyalım: Bu tahmin hatası mı, tahmin de başarısızlık mı yoksa yönetememe becerisi midir?
Milyonlarca yurttaşın geçinmek için harcadığı emeğinin karşılığı türlü rakamsal oyunlarla elinden alınmaktadır. Ücret-fiyat sarmalı terimini son yıllarda sıkça duymaktayız. Yani ücretler arttıkça bu artış fiyatlara yansıyor, fiyatlar artınca da tekrar bir ücret artışı gündeme geliyor. Bu sarmal böyle devam ediyor.
Bu sarmalın kırılması için de ücret artışları gerçekleşen enflasyon oranına göre değil, gelecek enflasyon tahminine göre yapılıyor. Alım gücü artmadığı ve enflasyon düşürülmediği için bunun sonucunda da asgari ücretli açlık sınırının 10 bin lira altında geçinmeye çalışıyor.
Enflasyonun tek sebebi ücretlermiş gibi girdi maliyetlerinden, döviz kurundan, akaryakıt fiyatlarından hiç bahsetmeden sanki talep enflasyonu varmış gibi gösterilerek işçinin, emekçinin, emeklinin hakkı kısılarak enflasyon düşürülmeye çalışılıyor.
Kim lokantaya, konsere, tatile gitmek için yarışıyor? Kim yurt dışında ev almak için sıraya giriyor da dar gelirlinin talebi artmasın diye bu düşük ücretlerle yoksulluğa mahkûm ediliyor? Eğer bunu bilerek yapıyorlarsa bu yüce millete yazık ediliyor; eğer bilmeden yapıyor ya da çözüm bulamıyorlarsa takdiri de yüce millete bırakmaları gerekmektedir.
Sermaye giderleri harcamalarıyla ilgili eleştiriler yapılmaktadır. Yatırım giderleri üretimi arttırmak, kaynakların iyi kullanılmasını sağlamak, yararı birden fazla yıla yayılan giderlerdir. Yeni bir hizmet binası, kreş binası, sosyal tesis, okul, havaalanı, köprü, hastane yapımı gibi faaliyetler yatırım giderleri kapsamına girer. Kamunun giderleri sürekli artış içindedir.
Belediyemizin gider bütçesine baktığımızda da bunu görüyoruz. Bu artışlar nominaldir, yani nominal artışlardır. Bu artışın olmasındaki temel sebep enflasyon, paranın değerinin düşmesi, satın alınan aynı mal ve hizmetlerin daha pahalıya alınması, geçmişte düşük ödemelerle yaptırılan hizmetlerin bedellerinin artmasıdır.
Kıt ve kısıtlı kaynaklarla hizmet eden belediyemiz de bu sorunlu temel ihtiyaçları karşılarken, temel hizmetlerini yerine getirirken yaşamakta ama kalıcı olacak hizmetlere de devam etmektedir.
Şu anda biz bunları yapamıyoruz, çünkü tasarruf tedbirleri var. Aslında tasarruf tedbirleri şu anlama geliyor: Hükümet 'Sen harcama, ben harcarım' diyor. 'Ben bir yolunu bulur bu tedbire uymam; karşılayamazsam da kaynağa giderim, bir vergi artışı yapar, yeni bir vergi bulur ne kendimi ne müteahhidimi mağdur etmem' diyor.
Bu noktada bir de milletin bütçesinin hükümet tarafından nasıl toplandığına ve harcandığına bakmak lazım. AKP hükümeti 2026 yılının Ağustos ayı da dahil 12 trilyon 163 milyar lira gider gerçekleştirmiş, 10 trilyon 185 milyar lira faiz dışı harcama yapmış, tarıma 325 milyar, kırsal kalkınmaya 22 milyar, yerel yönetimlere 1 trilyon 100 milyar, 16 milyon emekliye 1 trilyon 79 milyar ödeyen hükümet 8 ayın sonunda faize tamı tamına 2 trilyon ödemiştir.
Adaletin tavan yaptığı, Dünya Adalet Projesi'ne göre de 143 ülke arasında 118. sırada bulunan ülkemiz, vergi toplamada da bu üstün adaleti sağlamıştır. 9 trilyon 328 milyar vergi toplanmış; çalışan, üreten, emek gücü üzerinden geçinenin ödediği gelir vergisinden 2 trilyon 570 milyar, kurumlar vergisinden 1 trilyon 240 milyar, KDV ve ÖTV'den ise 2 trilyon 600 milyar gelir elde edilmiştir.
Ülkemizde vergi gelirlerinin %85'i dar gelirli kesimin kazandığı ücretlerden ve herkesten eşit alınan, harcamalar içerisine gizlenen vergilerden toplanmaktadır. Dolaylı vergilerin payı her geçen gün artmaktadır. Çünkü hükümet vergiyi satılan malın fiyatı içine gizleyerek vergiye olan direnci düşürmekte, kolayca toplamakta ve kimsenin itirazıyla karşı karşıya kalmamaktadır.
Bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere milletin refah içinde yaşamasını sağlamak için uygulanan mali politikalar şu anda halka yapılan zulmün aracına dönüşmüş ve millete zarar vermektedir.
Bu adaletsiz gelir dağılımına rağmen belediyemiz sermaye gideri bütçesini arttırıyor ve hizmete evrilen gayretle çalışmalardan vazgeçmiyor. 'Siz nasıl yönetirseniz öyle yönetin, siz nasıl harcıyorsanız öyle harcayayım' demiyor. Ortaya gelirlerini Odunpazarı halkı ve çalışanları için harcan bir bütçe tablosu çıkarıyor.
'Yatırım olarak ne yaptınız?' diyorlar. Alzheimer Merkezi orada duruyor. Gündoğdu'da kreş yapılıyor. Yeni hizmet binalarının imalatı yapılıyor. Yeni iş makineleri, çöp kamyonları ve diğer araçlarla araç parkını büyütüyor ve hizmette kabiliyetini arttırarak ilçe halkı için çalışıyor. Talana, israfa, faize, ranta meydan vermiyor.
Kamu-özel iş birliği modelinin uygulamalarına girmeden, şehir hastanelerine ödenen garanti ücretlere değinmeden tek bir soru sormak istiyorum: Devlet hastanesi yapabiliyor mu? Kendi halkından topladığı kaynaklarla, net maliyetle, tam donanımlı bir hastane yapabiliyor mu? Eğer yapabiliyorsa Tıp Fakültesi Hastanesi neden yapılmıyor? Ya da Diş Hastanesi kaç yılda yapıldı?
Bakınız Berke Bey 9-10 ay öncesine kadar bizim arkamızdan bağırıyordu, 'Sesimi duyan var mı?' diyordu. Sesini buradan duyuramadı, yanımıza geldi yine duyuramadı. Aslında bu soruyu sadece ben değil, şehrimizin milletvekili Sayın Nebi Bey de yazılı soru önergesi vererek sormuş ama cevap verilmemiş. Türkiye Büyük Millet Meclisi sayfasında da bu sorunun cevaplanmadığı ilan edilmiş.
Mevcut iktidar bu millete ait olan kaynakları, insanını, sermayesini, üretim teknik ve becerilerini değerlendirememiş, üretimde gelir kaynaklarını arttıramamış, kalıcı katma değer yaratamamıştır. Kaynak kullanmadaki başarısızlığı neticesinde millet zenginleşememiş, yeni teknolojiler bulamamış, yetişmiş ve yetenekli bireylerini ülkeden kaçırmış ve milletin refah içinde yaşamasını ve mutluluğunu sağlayamamıştır.
Asayiş problemlerinin yaşandığı, ticari işletmelerin olduğu bir sokağı günlerce tartışanlar, milletin ocağını batıran bahis problemi karşısında çözümsüz ve sessiz kalmaktadır. Kendilerine zarar verecek, laf getirecek ya da tepki alacakları ufak bir olay karşısında sosyal medyaya erişimi kısıtlayanlar, ülkeyi sanal kumarhaneye çeviren yasa dışı bahis sitelerine erişim engelleyememiş; arının uçup nereye konacağı, ağacın yapraklarından ne düşeceğinin üzerine bile kumar oynatan Milli Piyango sitesinin bu milletin cebini boşaltmasına ses çıkaramamıştır.
Millet geçimini sağlayamamakta, büyük sermaye karşısında elinde avucunda ne varsa kaptırmaktadır. Demirören ödemediği kredisinin bedelini bu yolla milletten alıp ödemeye çalışmakta, diğer tarafta ise piyasa dolandırıcılığı yoluyla siyaset, sermaye ve bürokrasi kullanılarak yapılan fon vurgunuyla milletin geleceği için yaptığı tasarruflar ellerinden alınmaktadır.
İyi niyetle ve parasını enflasyon karşısında korumak isteyen yatırımcı devlete ve onun denetim mekanizmasına güvenerek, tasarrufunun güvenli olduğunu düşünerek yatırım yapmış ve gelir elde etmeye çalışmıştır.
Eski bakanların, milletvekillerinin, bakan yardımcıları ve bunların akrabalarının vatandaşımı soyarak ceplerini dolduracaklarını, yoksuldan alıp daha yoksul, zengine vererek daha zengin yapacağını, kamunun gücünü kullanarak servet transferi yapacaklarını görememişlerdir.
Bir tesisat ustasının, bir berberin, bir esnafın IBAN yoluyla ödeme kabul etmediği ve ceza kesiyorlar dediği sıkı bir denetleme mekanizmasında eski bakanın 2.2 milyarlık para hareketi ne hikmetse ne MASAK'a ne de Maliye'ye takılmamıştır.
Tek bir hisseye 163 milyon yatıran ve bildiğimiz kadarıyla uzun yıllar milletvekilliği maaşıyla geçinen birinin bu parayı da nasıl biriktirdiği ayrı bir meseledir. Ünlü bir iş adamına atfedilen bir söz ediyor ki: 'Bana kazandığım ilk 1 milyonun hesabını sormayın, daha sonra kazandığım her sentin hesabını verebilirim'. Biz de eski bakana 2.2 milyarı nasıl kazandınız diye sormuyoruz, çünkü o belli; ilk yatan 163 milyonluk kısmı nasıl elde ettiniz diye soruyoruz.
Şimdi halkın hükümete güvenmesi için bir neden söyleyin. 'Dolar almayın, Türk lirasında kalın, varlıklarınızı Türk lirasına değerlendirin, Türk lirasına güvenin' dediğiniz millet parasını kaybetmiş; kaybettiği paralar ise eski bakanların, çocuklarının, iş birlikçi sermayedarların cebinden çıkmış ve milyarlarca liralık devasa bir servete dönüşmüştür.
Enflasyonun çok fazla olumsuz etkisi var. Ülkemizde ve bize çok şey kaybettirdi. Ama en büyük zararı toplumu ahlaksızlaştırması ve ahlakı yok etmesidir. Enflasyonun olduğu yerde türlü türlü dolandırıcılık yöntemleri gelişiyor. Tosuncuk, kripto para ve son zamanlarda fon vurgunu olayı gibi örnekler karşımıza sık sık çıkmaktadır.
Türkiye'nin bu düzeni değiştirilmelidir. Çünkü bu düzen bizi istenilen tam bağımsız bir Türkiye'ye götürememekte, hakimiyeti halktan alıp bir avuç iş birlikçi sermayelerin eline bırakmaktadır.
Geçen toplantıda yine bunları dile getirdiğimizde Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Grup Başkanı Sayın Mehmet Kepez, 'Bakanlar, Merkez Bankası, Herf-Alpan bunlar zaten görünen, bilinen şeyler' demişti. Ekonominin kötü yönetiminin herkes farkında. Bakın artık sadece biz değil, yerelde ve genel de AKP'li siyasiler de bu sıkıntıları dile getirmektedir. Hatalar kabul edilmekte, herkes tarafından bilinmekte, sadece dile getirme iradesinin karşısında durulmaktadır.
Bunları söyleyince de şu cevabı alıyoruz: 'Dönün yaptıklarımıza bakın, neler yaptık diyorsunuz'. 25 yıldır ülkeyi yönetiyorsunuz. 25 koca yılda hiçbir şey yapamamanız mümkün mü? Bütçeyi konuşurken ekonomide yaptıklarınıza bakarsak bize göre de çok şey yaptınız. 25 yılın sonunda ülke halkını yoksulluğa ve geçim derdine mahkûm ettiniz. Enflasyon oranlarını %100'leri aşan oranlara çıkarttınız. Bir dal sigarayı 50 lira, 1 litre mazotu 100 lira yaptınız. Uçak inmeyen yere havaalanı, milletin geçemediği köprüleri 14-15 kat fazla maliyetle yaptınız. Servet transferiyle parası olanı daha da zengin ettiniz; işçiyi, çiftçiyi, emekliyi perişan ettiniz. Özelleştirme diye Telekom'u, Tekel'i, devletin sigortası olan yerleri sattınız; Merkez Bankası'nın ihtiyat akçesini bile kullandınız.
Ülkenin borcunu 500 milyar dolara çıkarttınız. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi batağıyla çarkları dönen borçlu bir halk yarattınız. Borcunu, çekini ödeyemeyen, iş yerlerini kaybeden esnaf ve sanayicilere sırtınızı döndünüz.
Temmuz ayında burada şehrimizin karşılıksız çek tutarlarıyla ilgili bir bilgi vermiştim ve demiştim ki: 2025 yılında 1 milyar 230 milyon lira olan karşılıksız çek tutarı —şu tabloyu gösteriştim— Mayıs ayı sonu itibarıyla 976 milyon lira oldu. Ve bu artış hız kesmeden devam ediyor. Şimdi ne kadar oldu biliyor musunuz? Ağustos sonu itibarıyla 1 milyar 734 milyon. Yani geçen senenin 1,5 katı. Ve o gün de sorduk, şimdi de soruyoruz: Ülkece geldiğimiz nokta uçurumun kenarıdır.
Eski Hazine Müsteşarı Ali İhsan Karacan bütçeyi şöyle tanımlar: 'Bütçe yetim bir dokümandır, çünkü sahibi çıkan yoktur'. Az önce anlattığım merkezî hükümet bütçesine bu söz uyar. Ama hakkaniyet, ciddiyet ve adaletle yapılmış belediyemizin bütçesine sonuna kadar sahip çıkıyor ve arkasında duruyoruz.
Öngörülemez bir ortamda kişilerin, şirketlerin ve hatta devletin bile rahat silinsin, kolayca değiştirelim diye kurşun kalemle bütçe yaptığı; neyin ne olacağının, bu krizin ne zaman biteceğinin ve temel gösterge hedeflerinin bile bilinemediği bu konjonktürde belediyemizin bütçesini hazırlayan ilgili bölüm çalışanlarına, kaynakları harcarken özen gösteren, tasarruf eden, etkin ve verimli kullanan harcama yetkilileri ve gerçekleştirme görevlilerine teşekkür ediyor, bütçemizin Odunpazarı ve şehrimiz için hayırlı olmasını diliyorum."





