Amerika Birleşik Devletleri'nde kadınların üniversite mezunu olma oranındaki hızlı artış, evlilik tercihlerini ve aile yapısını etkileyen önemli değişiklikleri beraberinde getirdi. Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu (NBER) tarafından hazırlanan yeni araştırma, eğitim düzeyindeki değişimin evlilik pazarında farklı bir tablo ortaya çıkardığını gösterdi.
Harvard, Yale ve Cornell üniversitelerinden akademisyenlerin hazırladığı araştırmaya göre, üniversite mezunu kadınların sayısındaki artış, benzer eğitim seviyesine sahip erkek sayısının gerisinde kaldı. Bu durum, üniversite mezunu kadınların evlilik tercihlerinde eğitimden çok gelir düzeyini dikkate alan yeni bir eğilimin ortaya çıkmasına neden oldu.
Araştırmaya göre geçmişte üniversite mezunu erkek ve kadın sayısı arasındaki oran 1,8 seviyesindeyken, bu oran zaman içinde 0,8'e kadar geriledi. Günümüzde ABD'de dört yıllık üniversitelerde eğitim gören kadın sayısının erkeklerden yaklaşık 1,6 milyon daha fazla olduğu belirtildi.
Cornell Üniversitesi Ekonomisti Benjamin Goldman, bu değişimin uzun yıllara yayılan bir sürecin sonucu olduğunu ifade etti. Benjamin Goldman, erkeklerin üniversiteye katılım oranlarının onlarca yıl önce durağanlaştığını, kadınların ise yükseköğretime yöneliminin düzenli şekilde artmaya devam ettiğini söyledi.
Evlilik tercihleriyle ilgili değerlendirmede bulunan Benjamin Goldman, "Tarihsel olarak ABD'deki evlilik kalıplarına bakarsanız, 4 yıllık üniversiteye giden kadınlar ağırlıklı olarak yine 4 yıllık üniversiteye giden erkeklerle evlenirdi. Ancak bugün bu adamlardan ortalıkta yeterince yok. Ya daha fazla üniversite mezunu kadının evlenmemesini beklersiniz ya da eğitim sınırlarını aşarak evlenmek zorunda kalırlar" ifadelerini kullandı.
Araştırmada, üniversite mezunu kadınların yüksek gelir elde eden lise mezunu erkeklerle daha fazla evlenmeye başlamasının yeni bir eğilim oluşturduğu belirtildi. Çalışmada bu durum "kaymak tabakayı alma" olarak tanımlandı.
Verilere göre, eşi dört yıllık üniversite mezunu olan ancak kendisi üniversite eğitimi almamış kadınların oranı 1930 doğumlular arasında yüzde 2,3 seviyesindeydi. Bu oran 1980 doğumlularda yüzde 9,6'ya yükselerek yaklaşık dört kat arttı.
Araştırma, bu değişimin gelir dağılımına da yansıdığını ortaya koydu. Üniversite mezunu kadınlarla evlenen lise mezunu erkeklerin ortalama yıllık gelirinin 68 bin 400 dolara ulaştığı belirlendi. Aynı eğitim düzeyine sahip ancak bu gruba dahil olmayan lise mezunu erkeklerin ortalama gelirinin ise 46 bin dolar seviyesinde kaldığı kaydedildi.
Araştırmada, yaşanan değişimin özellikle üniversite eğitimi almamış kadınların evlilik seçeneklerini önemli ölçüde azalttığı ifade edildi. Lise mezunu kadınlar açısından "evlenilebilir" olarak değerlendirilen erkek havuzunun geçmişte yüzde 72,9 seviyesindeyken, zaman içinde yüzde 35,3'e kadar gerilediği tespit edildi.
Çalışma, kamuoyunda sıkça dile getirilen "üniversite mezunu kadınlar evlenemiyor" görüşünün verilerle örtüşmediğini de ortaya koydu. Benjamin Goldman, "Verilere baktığınızda, bu grup ABD'de hala en yüksek oranlarla evlenen demografik gruptur" diyerek üniversite mezunu kadınların evlilik oranlarının yüksekliğini koruduğunu söyledi.
Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri de lise mezunu kadınların gelecekteki evlilik oranlarına ilişkin öngörüler oldu. Verilere göre, 1990'lı yılların ortasında doğan lise mezunu kadınların yarısından fazlasının 45 yaşına geldiklerinde hiç evlenmemiş olacağı tahmin ediliyor.
Aynı yaş grubundaki lise mezunu erkeklerin yaklaşık yüzde 16'sının ise ekonomik nedenlerle aileleriyle yaşamayı sürdürdüğü belirtildi.
American Enterprise Institute araştırmacısı Scott Winship ise ekonomik koşulların bu tablo üzerindeki etkisine dikkat çekti. Scott Winship, 1960 yılından bu yana barınma maliyetlerinin yaklaşık yüzde 150 arttığını belirterek, işçi sınıfındaki erkeklerin ekonomik zorluklar nedeniyle evlilik kararlarını ertelediğini ve daha uzun süre aileleriyle yaşamayı tercih ettiğini ifade etti.
Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu tarafından yayımlanan çalışma, eğitim düzeyindeki değişim ile ekonomik koşulların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyarken, kadınların yükseköğretime katılımındaki artışın ABD'deki evlilik yapısında uzun vadeli değişimlere yol açtığını gösterdi.





