Eskişehir’de MHP Odunpazarı İlçe Kongresi’nde konuşan MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım şu ifadeleri kullandı:

“Ben Eskişehir’i 50 yıl evvelesinden tanırım. Nereden tanıyacağım? Esnaf ve Sanatkarlar Odası, tamam. 50 yıl evvel işte kıymetli milletvekilimiz, efendim Ocak Başkanı, rahmetli Satılmış Kara Ocak Başkanı, Muzaffer Aydoğan Ocak Başkanı. Yine bu Ülkü Ocaklarından beri. Yine efendim Hacı Ağabey vardı İl Başkanımız. Hacı Sabri İl Başkanımız. Hepsini, ölenleri rahmetle anıyorum, kalanlara da sağlık, sıhhat, afiyet diliyorum.

Yani biz bu Eskişehir’i de Odunpazarı’nı, Hamamyolu’nu, efendim Köprübaşı’nı çok eskiden biliyoruz. Davet edilince de dedik ki Sayın Başkanıma: “Tabii seve seve geliriz.” Yani biraz da efendim mazide hatıralarımızı yad ederiz. Gelişimizi, gidişimizi.

Şimdi elhamdülillah Rabbim bizleri bugüne kavuşturdu. Bir siyaset için geldik, siyaset yapıyoruz. Ha siyaset ne için yapılır? O kişiye göre değişir, partiye göre değişir, gruba göre değişir. Yani sizler de siyaset yapıyorsunuz. Siyaset için buraya geldiniz. Yoksa bir pazar günü kalkıp niye geleyim ben buraya? Ha siyaset zevk için yapan vardır, efendim hobileri vardır, kendi nefsini tatmin için vardır. Bir de bir ideal için siyaset vardır.

Bir ülkenin geleceği için yapılan siyaset vardır. Millet için yapılan siyaset vardır. Rıza-ı bari için yapılan siyaset vardır. İşte bizim siyasetimiz rıza-ı bari içindir. Ve siyasetçiler ülkeyi yönetir. Türkiye’de siyasetçiler ülkeyi yönetir. Her siyasetçinin yönettiği de bıraktığı eseri kimse elinden alamaz. Yani insanın her şeyini elinden alırsınız ya, ama efendim GAP projesini Demirel’in elinden kimse alamaz. O mu yaptı? O yaptı. Eserini kimse kimsenin elinden alamaz.

Dolayısıyla bu ülkeyi siyasetçiler yönetiyor. Biz de siyaset yapıyoruz. Biz de bu ülkenin geleceğine, Türk milletinin geleceğine talip olduk. Ne zamandır? Dün değil. Asırlık siyaset bizimki. Mevsimlik değil. Turfanda siyaseti değil, asırlık siyaset yapıyoruz.

Ve siyasetçi ülkenin problemlerini çözmekle mükelleftir. Siyasetçi devletin geleceğini garanti altına almakla mükelleftir. Siyasetçi efendim milletin refahını ve güvenliğini sağlamak mecburiyetindedir. Yani sıraladığımız zaman siyasetçinin işi budur.

Şimdi bu cümleden olarak en son meclisimizde oylanan Terörsüz Türkiye kanunu diyelim. Bunun mimarı kimdir? Bunun mimarı Devlet Bahçeli’dir. Bunun mimarı o. Ha şimdi efendim bu riskli bir iş mi? Elbette riskli bir iş. Yani siyaset yaparken suya sabuna dokunmayın, ona ellemeyin, buna dokunmayın, şuradan viraj alayım siyasetçisi var mıdır? Vardır. Farsi siyaset var mıdır? Vardır. Nedir Farsi siyaset? Kenarda durursun, ortada gibi görünmeye çalışırsın. Kenarda durursun ama.

Şimdi yapıyorlar onu. En son kim yaptı? Özgür Özel yaptı. Kenarda durdu, ortada gibi görünmeye çalıştı. Dedi ki: “Efendim biz parti yönetimi olarak bu kanuna işte 35 kişi destek veriyoruz ama 55 kişi de karşı.” Şimdi karşı mısın, yanında mısın? Karşı mısın, yanında mısın? Ki sen Türkiye’yi yönetmeye talipsin. İktidarı istiyorsun. Yani sen iktidarda da böyle yarım bir tarafta, yarım bir tarafta gideceksen o zaman bu işi götüremezsin. Ok gibi olacaksın, dosdoğru olacaksın.

Nihayetinde 2 yıl evvel Sayın Genel Başkanımızın başlattığı bu proje ki devlet projesi oldu, Cumhur İttifakı’nın projesi oldu ve meclise geldi. Mecliste Türkiye Büyük Millet Meclisinin tarihinde ilk defa bu kadar bir oranla bir kanuna destek geldi. 467 oy aldı. Bunun 44 tanesi MHP’li, geri kalan 423 oy Milliyetçi Hareket Partisi ile alakası olan oy değil. Bu projenin doğru olması, bu projenin hayata geçmesi, bu projenin elzemliğinin tescilidir. Elzemliğinin tescilidir.

Tabii ki proje üzerinde aleyhte konuşan olacaktır, efendim provokasyonlar olacaktır. Bunlar olur. Siyaset yaparken bunlardan ayrılmak mümkün değil. Yani hep beraber izliyorsunuz şimdi. Öyle mi? Dijital çağdayız. Açtığınız zaman televizyonu, bir taraftan elinizdeki telefondaki sosyal medyanın gücünü hep beraber görüyoruz. Kimin ne yaptığını da görüyorsunuz.

Şimdi bakıyorsunuz bir gazi seviciliği, şehit seviciliği başladı. Daha düne kadar 2023 yılında Kent Uzlaşısı adı altında PKK silahı bırakmadan evvel beraber seçime girenler bugün şehit seviciliğine başladılar. Gazi seviciliğine başladılar. Hiç kendilerinin fıtratında olmayan şeyler. E bir tanesi de meydanlarda yine gazilerin, şehitlerin fotoğrafıyla en son Balıkesir’de miting yaptı. İP’liler, İYİ Partililer.

Şimdi bakıyorsunuz, yani bunların hangi davranış biçimi samimi? 2022 yılında Bingöl’de İYİ Partinin Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, şehidin kardeşinin kafasını koltuğunun altına alıp bir taraftan dövüp bir taraftan sövüyordu. Şimdi bu şehidin fotoğrafını oraya getirdiğin zaman hangisine inanalım? Dün şehidin kardeşine sövüyordunuz. Partiden de atmadınız, tekrar milletvekili yaptınız İYİ Parti olarak, tasvip ettiniz. Bugün elinizde bir şehit fotoğrafıyla geziyorsunuz. Hangi doğru? Hangisinde riyakarsınız? Hangisinde yalan söylüyorsunuz? Hangisinde samimisiniz veya değilsiniz?

Samimi miydiniz, değil miydiniz? Efendim, samimi değildiniz. O zaman Lütfü Türkkan’ı niye milletvekili yaptınız tekrar? Niye Lütfü Türkkan’ın eline fotoğraf verip de gezdiriyorsunuz? Samimiyseniz, bugün şehit fotoğrafını gezdirmenin manası ne? Ne manada? Sizin şehitlikle ne alakanız var?

Yine aynı siyasi partinin, efendim, değişik versiyonları vardı. Şimdi biz yaşımız itibarıyla çok şey gördük. 1980 darbesinde, 1980 darbesinde ülkücülerin Türkiye’de ne kadar, Eskişehir hariçtir, Bursa geldi, Eskişehir gelmedi, Mamak’a topladılar.

Toplayan kimdir? Nurettin Soyer. Hakim Albay, efendim Sıkıyönetim Başsavcısı Nurettin Soyer. Benim bildiğim, yaşadığım; ülkücülerin ve Alparslan Türkeş’in gelmiş geçmiş en büyük düşmanıdır.

Ülkücü Bekir Bağ’ı, kanı elindedir, işkencede öldürdü onu. Daha sonra zabıt tuttular, intihar etti diye. Alparslan Türkeş’i asmak için elinden gelen her şeyi yaptı. İftirasından tutun da sahte belge düzenlemesine kadar. Her şeyi yaptı bu Nurettin Soyer.

E bu Nurettin Soyer’in oğlu İzmir’den aday. Ne adayı? Büyükşehir Belediye Başkan adayı. Tunç Soyer şimdi içeride. Bu İYİ Partinin hepsi; hıf zıhızanı, anası, babası hepsi orada. İzmir’de Soyer’ciler. Meclise gelince Türkeş’çi oluyorlar.

Şimdi hangisine inanacaksınız? İzmir’de gidiyor Soyer’ci oluyor, Mecliste ülkücü oluyor. Şimdi böyle bir davranış biçimi var ki 180 derece zıt.

Birilerini kandırıyorlar ama kimi kandırıyorlar? Ha bizi kandıramazlar. Biz herkesin mazisini, evvelini biliriz. Şimdi ne yaptığını da biliriz ama bizim insanımız kanmaz.

Bunların yaptığı siyasettir. Bunların yaptığı, kişisel çıkarlarını, geleceklerini garanti altına almanın yollarıdır. Bunlarda bir samimiyet yoktur. Bunların samimi duyguları yoktur. Bunlar İzmir’de Soyer’ci olur, Ankara’da Türkeş’çi olur. Bunlar İzmir’de Soyer’ci olur, Ankara’da ülkücü olur. Bunlar böyledir.

Ha bugün de efendim bu projeye hep birlikte kendi çaplarında işte şehit ailelerinin fotoğrafı, şehitlerin fotoğrafıyla geziyorlar. Hangi alanda samimi olduklarını biz bilemedik. Ama kamuoyunun takdirine ve milletimizin takdirine sunuyoruz.

Netice itibarıyla bugün bu hususun üzerinde bir toplumsal uzlaşma söz konusudur. Toplumsal uzlaşma vardı. Yani anlayamadığımız nedir? PKK silahlıyken hiç kimse şehidin ağzını almıyordu, PKK silah bıraktı herkes şehidin adını mediyeler düzmeye başladı. Bu inandırıcı değil. Bunlar yanıltıcı şeyler. Biz herkesin dün ne yaptığını, bugün ne yaptığını da biliyoruz.

Şimdi tabii ki burada bir dünyada yaşıyoruz hep beraber. Dünyanın da bir kuralı ve kaidesi kalmadı. Görüyoruz, kim güçlüyse gidip başkasının toprağına el koyuyor. Buna engelleyici bir kanun, nizam, bunu efendim cezalandırıcı bir kurum vesaire yok.

Yani bu bizim ceddimiz, geçmişte dünyada 24 milyon kilometrekarelik alanı atın sırtında, okla, kılıçla adil bir şekilde yönetmiş. Gittiği yere adalet götürmüş. Ama bugünkü dünyamızda böyle bir durum söz konusu değil. Hak güçlünün, haklının değil, güçlünün. Kim güçlüyse haklı o.

Yani şimdi burada Rusya haklı mı? Haklı, niye? Güçlü. Geldi Ukrayna’nın topraklarına el koydu. Yani İsrail haklı mı? Haklı değil ama güçlü, o zaman haklı. Ne yaptı? Gazze’yi bombaladı. Amerika haklı mı? Güçlü, gitti İran’a sataştı.

Şimdi dünyada bir kaos ortamında yaşıyoruz. Gücü gücü yetene. Bu ülkenin de Orta Doğu’da bir güvenlik mimarisine ihtiyacı var. Elhamdülillah Türkiye kendi ayakları üzerinde duran, kendi geleceğini kendi tespit eden, hiç kimsenin sözüne, şuna buna itibar etmeyen; her şeyiyle gücü, kuvveti yerinde, savunma sanayisiyle, ordusuyla, şunla bunla yerinde bir ülke. Ama yalnız olmak yetiyor mu? Yetmiyor.

Orta Doğu’da yaşıyoruz. Orta Doğu’da ah işte dün efendim geldiler İsrail ile 65 kilometre ileride bizim bombaladılar, metruk bir havaalanı. Ne yapıyor? Savaşalım diyor. Niye diyor? Netanyahu seçime girecek. Yoksa haddine değil. Netanyahu Ekimde seçime girecek, seçime girerken de Türkiye ile savaşmış olmanın bir avantajını kullanacak. Yani kendi geleceği için bölgeyi ateşe atıyor.

E biz ateşin içinde miyiz? İçindeyiz. Yani yukarıda var bir savaş, aşağıda var bir savaş. Türkiye bu savaşa bugüne kadar Cumhur İttifakı’nın liderlerinin ferasetinden dolayı girmemiştir. İyi ki de girmedik.

Ama korkumuzdan mı girmedik? Hayır. Savaştan korkmayız. Savaş Türk’ündür, savaş Türk’ündür, hiç eyvallahımız olmaz ama her zaman da durup dururken lüzumsuz yere savaş olmaz. Savaşılacağı zaman savaşılır.

İşte bu sürecin içerisinde dünyada yeni yeni ittifakları da hep beraber görüyoruz. Güvenlik mimarisini hep beraber görüyoruz. Bundan 1 ay evvel Ankara’da NATO Zirvesi toplandı. Ve biz NATO’ya çok iyi bir ev sahipliği yaptık, dünyadaki gücümüzü bütün dünyaya tekrar gösterdik.

Bununla birlikte, bundan geçen sene Sayın Genel Başkanımızın bir teklifi vardı hatırlarsanız: Kudüs İttifakı. Ürdün, Türkiye, Irak, Suriye bir ittifak kuralım.

Bugün Kudüs İttifakı’nın bir benzerini işte geçen 15-20 gün evvel Sayın Cumhurbaşkanımız, Pakistan’ın efendim Sayın Başbakanı ve Suudi Arabistan’ın Veliaht Prensi Mekke’de, mübarek yerde, Allah’ın hareminde bir mübarek gün, bir mübarek saatte, cuma saatinde bir Mekke Anlaşması imzaladı.

Bu anlaşmanın getirisi, götürüsü nedir? Bu anlaşmada dikkat çeken 3 ülke ve 3 ülkenin değişik gücü vardır.

Bir, Pakistan nükleer silaha sahip. Pakistan 20 sene evvel nükleer silahını yapmış, koymuş. Arabistan’da petrodolarlar ve petrol var, enerji var.

Türkiye dünyada silah eden ilk 10’uncu ülke. Silah ihraç eden. Savunma sanayisini, bizim şimdi 83-84 civarında yerli üretime sahip bir ülke. Savunma sanayinin bir ayağı da burada, TEİ’de. Öyle değil mi? Helikopter motorları, uçak motorları burada yapılıyor. Burada üretiliyor.

Bu nedir? Bu Orta Doğu’daki bir savunma mimarisinin yapılmasıdır, zarurete talip olunmuştur.

Bu kötü hadiselerle karşılaşmadığımız müddetçe bazı şeyleri görmüyoruz. Bazı şeyleri görmüyoruz. Neyi görmüyoruz? Bakıyorum, Körfez ülkelerinin hepsi güvenliklerini kime havale ettiler? Amerika’ya. Dediler ki: “Al sana trilyon dolarlar ama bizi de koru.” Koruyabildi mi? Koruyamadı. Hepsinin başından mermi yağıyor, bomba yağıyor.

O zaman düşünüyor, ne yapmam lazım? Ne yapmam lazım? Beraber görüyoruz. Netice itibarıyla bir arayış içindeler. Kendi ayaklarının üzerinde duracak orduya, kendi kullanabileceği silaha ihtiyaç var. Bunu da kimseden beklemeyeceksin. Güvenliğini kimseye emanet etmeyeceksin. Kimsenin insafına kalmayacaksın. Kimseden kavga başladığında silah istemeyeceksin. Savaş anında değil, normal zamanda kimse kimseye silah vermiyor. Kimse kimseye uçak vermiyor. O zaman kendin yapacaksın, kendin üreteceksin ve kendin kullanacaksın.

Ceddim böyle yaptı. Selçuklu’nun en büyük özelliği nedir? Okun en iyisini yapmış. Yayın en iyisini yapmış, oku atın üzerinde en iyi şekilde atmış. Ve kimsenin yapmadığı bir şeyi daha yapmış, oku ıslıklı hale getirmiş. Okun ucunu delmiş, attığın zaman giderken sürekli ıslık çalmış o. Savaş alanında on binlerce ıslık çalan ok, karşı tarafa geldiğindeki psikolojiyi düşünün. Selçuklu bunu yapmış.

Atamız ne yapmış? Herkesden bir adım önde olmuş. Bizim de herkesten bir adım önde olmamız lazım. Osmanlı topun en büyüğünü yapmış, İstanbul’u fethetmiş. Bizim de yapacağımız, herkesten bir adım önde olmamız lazım. Öyle değil mi?

Geçen Rutte geldi, NATO’nun Genel Sekreteri. ASELSAN’a gidiyor, ASELSAN’da Sayın Genel Müdürle, Yönetim Kuruluyla toplantı yapıyorlar, sohbet ediyorlar. Rutte elinde bir doktriner bir şekilde açıklıyor, diyor ki: “Bunları, bunları, bunları yapmamız lazım.” Rutte, NATO’nun Genel Sekreteri. “Tamam” diyorlar, fabrikaya iniyorlar.

Fabrikaya indiklerinde Rutte ne görüyor? Rutte’nin dediklerini biz yapmışız, bir adım öne geçmişiz. Rutte bizim arkamızdan geliyor. Bugün dünyadaki SİHA, İHA pazarının %65’i Türkiye’nin. Robotik savaşlara en iyi hazırlanan ülke Türkiye’dir. Artık insan savaşı yok, robot savaşı var. Bunlara Türkiye hazırlanmıştır.

Ve bugün bu Mekke, Mekke Anlaşması ile birlikte bölgemizde bir güç birliği söz konusudur. Nedir bu güç birliği? Hani hep söylenir ya; un var, şeker var, yağ var, helvayı yapacak kimse yok. Un var, şekeri var, yağ var, biz o helvayı yaparız. Bu ittifak genişleyecek mi? Genişleyecektir. Mısır’dır, Ürdün’dür, diğer ülkeler de burada, bu ittifakta olacak.

Yıllarca tartışılan bir şey vardı; Müslümanlar niye bir araya gelemiyor? İşte geliyor. Geliyor. Türkler niye bir araya gelmiyor? Geldi, Türk Devletleri Teşkilatı kuruldu. Bunları niye anlatıyoruz? Yapılanlardır. Bir de siyaset böyle yapılır. Siyaseti böyle yapacaksınız. Güvenliğinizi, refahınızı, geleceğinizi hepsini düşüneceksiniz, hepsini hayata geçireceksiniz. Bunu kim hayata geçiriyor? Cumhur İttifakı geçiriyor. Öyle değil mi?

Biz bu kötü hadiselerle karşılaşmadığımız müddetçe bazı şeyleri görmüyoruz. Bazı şeyleri görmüyoruz. Neyi görmüyoruz? Bakıyorum, Körfez ülkelerinin hepsi güvenliklerini kime havale ettiler? Amerika’ya. Dediler ki: “Al sana trilyon dolarlar ama bizi de koru.” Koruyabildi mi? Koruyamadı. Hepsinin başından mermi yağıyor, bomba yağıyor.

O zaman düşünüyor, ne yapmam lazım? Ne yapmam lazım? Beraber görüyoruz. Netice itibarıyla bir arayış içindeler. Kendi ayaklarının üzerinde duracak orduya, kendi kullanabileceği silaha ihtiyaç var. Bunu da kimseden beklemeyeceksin. Güvenliğini kimseye emanet etmeyeceksin. Kimsenin insafına kalmayacaksın. Kimseden kavga başladığında silah istemeyeceksin. Savaş anında değil, normal zamanda kimse kimseye silah vermiyor. Kimse kimseye uçak vermiyor. O zaman kendin yapacaksın, kendin üreteceksin ve kendin kullanacaksın.

Ceddim böyle yaptı. Selçuklu’nun en büyük özelliği nedir? Okun en iyisini yapmış. Yayın en iyisini yapmış, oku atın üzerinde en iyi şekilde atmış. Ve kimsenin yapmadığı bir şeyi daha yapmış, oku ıslıklı hale getirmiş. Okun ucunu delmiş, attığın zaman giderken sürekli ıslık çalmış o. Savaş alanında on binlerce ıslık çalan ok, karşı tarafa geldiğindeki psikolojiyi düşünün. Selçuklu bunu yapmış.

Atamız ne yapmış? Herkesden bir adım önde olmuş. Bizim de herkesten bir adım önde olmamız lazım. Osmanlı topun en büyüğünü yapmış, İstanbul’u fethetmiş. Bizim de yapacağımız, herkesten bir adım önde olmamız lazım. Öyle değil mi?

Geçen Rutte geldi, NATO’nun Genel Sekreteri. ASELSAN’a gidiyor, ASELSAN’da Sayın Genel Müdürle, Yönetim Kuruluyla toplantı yapıyorlar, sohbet ediyorlar. Rutte elinde doktriner bir şekilde açıklıyor, diyor ki: “Bunları, bunları, bunları yapmamız lazım.” Rutte, NATO’nun Genel Sekreteri. “Tamam” diyorlar, fabrikaya iniyorlar.

Fabrikaya indiklerinde Rutte ne görüyor? Rutte’nin dediklerini biz yapmışız, bir adım öne geçmişiz. Rutte bizim arkamızdan geliyor. Bugün dünyadaki SİHA, İHA pazarının %65’i Türkiye’nin. Robotik savaşlara en iyi hazırlanan ülke Türkiye’dir. Artık insan savaşı yok, robot savaşı var. Bunlara Türkiye hazırlanmıştır.

Ve bugün bu Mekke, Mekke Anlaşması ile birlikte bölgemizde bir güç birliği söz konusudur. Nedir bu güç birliği? Hani hep söylenir ya; un var, şeker var, yağ var, helvayı yapacak kimse yok. Un var, şekeri var, yağ var, biz o helvayı yaparız. Bu ittifak genişleyecek mi? Genişleyecektir. Mısır’dır, Ürdün’dür, diğer ülkeler de burada, bu ittifakta olacak.

Yıllarca tartışılan bir şey vardı; Müslümanlar niye bir araya gelemiyor? İşte geliyor. Geliyor. Türkler niye bir araya gelmiyor? Geldi, Türk Devletleri Teşkilatı kuruldu. Bunları niye anlatıyoruz? Yapılanlardır. Bir de siyaset böyle yapılır. Siyaseti böyle yapacaksınız. Güvenliğinizi, refahınızı, geleceğinizi hepsini düşüneceksiniz, hepsini hayata geçireceksiniz. Bunu kim hayata geçiriyor? Cumhur İttifakı geçiriyor.

Türk Devletleri Teşkilatını da kuran Cumhur İttifakı’dır. Mekke Anlaşmasını da yapan Cumhur İttifakı’dır. Geleceği gören de Cumhur İttifakı’dır, bütün tedbirleri alan da Cumhur İttifakı’dır. Önümüz seçim. Kime teslim edeceksiniz bu ülkeyi? Buyurun bakın. Sen ne diyorsun? Biraz evvel arz ettiğim gibi, siyaseti niye yapıyor? Adam siyaseti kendi zevklerini tatmin için yapıyor. Bakıyorsunuz belediye başkanlarına, önemli. Bakıyorsunuz adam zevki için yapıyor.

Şimdi yeni partiler kuruldu. Yeni partiler kuruldu, işte yeni parti kuruldu. Ne yaptı? 411 milyon toplamışlar şeyden, taraftarlarından. Ya Ekrem İmamoğlu’nun partisinin paraya mı ihtiyacı var? Ekrem İmamoğlu Türkiye’nin en büyük zengini. Koskoca İstanbul’u kaldırmışlar. Nereden para topluyorsunuz? Paranız var, neyi gizliyorsunuz? Neyi kapatıyorsunuz? Yani o parayı nasıl harcayacaksınız, bunun kapatılmasıyla ilgili bir teşebbüstür bu.

Şimdi bunlara mı teslim edeceğiz Türkiye’yi? Bir tarafta Cumhur İttifakı var, yapılanlar ortada. Ülkenin geleceği, bölgenin geleceği, insanlarımızın refahı, mutluluğu, birliği, beraberliği, barışı en radikal çözümlerle çözülmüştür. Yani bir taraftan terörü bitiriyorsunuz, bir taraftan dışarıda güvenliği alıyorsunuz.

Yıllar yılı eski adamlar, eski bizimkiler sokakta gezerdi “Eski Türkiye Hürriyet” diye, öyle değil mi? “Turan” diye gezerlerdi, aha da Turan kuruluyor. Turan kuruluyor, nereden nasıl kuracaksın Turan’ı? Buradan kalkıp Ergenekon’a gidecek halimiz yok. Mevcut Türk Devletleri Teşkilatını bir çatının altında toplayacaksınız. Bir çatının altında, o da toplanıyor.

İşin enteresan tarafı Türk tarihinde aynı zaman diliminde Türk devletleri hiçbir zaman için bir çatı altında toplanmamıştır. Bu ilktir. Bu ilktir.

O yönden önümüz seçim. Ne yapacağız seçimde? Bir, Eskişehir borcunu ödeyecek, bir kere bir milletvekilini alacağız. Alacağız. Belediyelerimizi alacağız, üzerinde de katlayacağız. Bir hedefe kendimizi odaklamamız lazım.

Ama bu ülkeyi ne yapacağı belli olmayan, kimle teması olduğu belli olmayan ve amacını hep beraber gördüğümüz mevki, sefa ve para ve benzeri şeylerin peşinde olmayan insanlara teslim etmemiz lazım. Kime? Cumhur İttifakı’na. Bugün hakkını veriyor mu? Veriyor. Hakkını veriyor mu? Veriyor. Alternatifi var mı? Yok.

O da üzücü bir şey. Siyaseten isteriz ki iktidar güçlü, muhalefet güçlü olsun. Engelli olsun. Ama maalesef muhalefetin bugüne kadar yaptığı ne bir güç gösterisidir, onun da ötesinde siyaset kurumuna büyük zarar vermiştir.

Şimdi siyasetçiye ne diyor? “Hırsız” diyor. Siyasetçiye ne diyor? “Hain” diyor. Geldiler bunlar Meclisin Dikmen kapısına. Yeni parti bir tarafta, CHP bir tarafta. İçeriden grup başkanvekilleri de geldi, milletvekilleri de Dikmen Kapısı’nın yanına.

O oradan bağırıyor “Hain Kemal” diye. “Hain Kemal” diye bağırdıklarını bundan 3 sene evvel göklere çıkarıyorlardı. “Piro Kemal”, “Geldi, geliyor gelmekte olan”, “Şöyle asacak, böyle kesecek, böyle vuracak”, “%60 ile gelecek” diye neredeyse evliya seviyesine çıkardıkları adama “Hain” diye bağırıyorlar. Öbürleri oradan bağırıyor “Hırsız Özgür, pavyoncu Özgür” diye bağırıyor.

Bunlar bu, biz söylemedik. Biz ne ona “Hain” dedik, ne öbürüne “Pavyoncu” dedik. Birbirleriyle olan münasebet, birbirleriyle olan kavga bu. Bu kavgalılara biz bu ülkeyi teslim edelim de ondan sonra nasıl elinden kurtaracağız diye mi bakalım?

Muhalefetin de durumu ortada, iktidarın da durumu ortada. Cumhur İttifakı’nın durumu da ortada. Mevcut belediyelerle yapılan operasyonlar bir tarafa, muhalefetin de durumu ortada. Elbette ki bu millet bir karar verecektir.

Bizim temennimiz nedir? Cumhur İttifakı’nın önümüzdeki bir 5 yıl daha vatandaşımızdan destek bulup ve 5 yıl daha bu ülkeyi yönetmesi, taşların tamamen yerine oturması, güvenliğin ve refahın en üst seviyeye getirilmesi.

Şimdi diyeceğimiz bizim bunlar, daha fazla konuşulacak çok şey vardır da bu mübarek pazar günü çoluğunuzu çocuğunuzu bıraktınız geldiniz buraya, hava sıcak. Şimdi daha fazla uzatıp sizi de fazla yormayalım.

Bizim diyeceğimiz şudur ki Allah hepinizden razı olsun. Buraya kadar zahmet edip geldiniz, bize destek verdiniz. Bu desteğiniz hem Eskişehir İl Başkanlığımıza, Odunpazarı Teşkilatımıza, Ülkücü Harekete, Milliyetçi Harekete büyük bir kıymet ifade eder. O yönden hepinize teşekkür ediyorum. Allah hepinizden razı olsun.”