Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu şu ifadeleri kullandı;

"PKK'yı şimdi "suça bulaşmayan" gibi birtakım müphem, ne olduğu belli olmayan ifadelerle çerçeve yasa diyorsunuz ya… Ne çerçevesi, ne yasası? Açın çerçeve yasaya bakın. "Suça bulaşmayan" ne demek? Lütfen milletvekili arkadaşlarım bunu izah etsin. Bugün imzaya açılmış metnin arkasında duranlar şunu bilsin: "Suça bulaşmamış" ne demek?

Örgüt üyeliği bizzat kanunda suç olarak tarif edilmiştir. Çünkü sizin "suça bulaşmamış" dediğiniz şey şudur: Kendi gidip adam vurmamış ama vuracak adamı bulmuş. Kendi adam vurmamış, dağda evlatlarımıza ateş edecek katilleri şehirden toplamış. Bu mu suça bulaşmamış?

Kendi ateş etmemiş ama ateş edecek olana silah bulmuş. Kendi vurmamış ama vuracak olana silah temin etmiş. Kendisi tetiği çekmemiş ama vuracak olanlara eroin satmış, esrar satmış, maddi imkân sağlamış, irtibat kurmuş. Siz buna "suça bulaşmamış" mı diyorsunuz?

Silahını almış, suça bulaşmamış. Milletin çoluğunu çocuğunu kandırıp dağa göndermiş, suça bulaşmamış. Evlatlarımızı vuranların şehirdeki planlarını yapmış, suça bulaşmamış. Bombalama için istihbarat toplamış, suça bulaşmamış. Koordinat vermiş, suça bulaşmamış. Gelenin gidenin haberini taşımış, telgrafçılık yapmış, postacılık yapmış, suça bulaşmamış.

Şimdi bunları çıkarmaya çalışıyorsunuz. Aziz milletvekillerimiz, "suça bulaşmamış" diye çıkarmaya çalıştıklarınız, bu örgütün bütün planlarının içinde yer alan adamlardır.

Vah size, vah. Hissenize, "suça bulaşmamış" diyerek evlatlarımızı 41 yıldır öldüren bu alçaklar sürüsünün plan yapanını, para bulanını, silah organize edenini, eleman bulanını affetmek düşüyor. Vah ki size vah.

Bunu böyle organize ediyorsunuz. Mutlusunuz. Görüyorum ki her biriniz "terörsüz Türkiye olacak" diye çok mutlusunuz. 1996'larda yazılanların, 2026'da uygulayıcısı durumuna düşürüldünüz. Çünkü bunların hepsi o yıllarda yazılıyordu.

İçeriğini görmediğimiz bir metnin niyetini okumaya çalışıyoruz. Eğer içine PKK'yı koyduysanız, vah ki size vah. PKK'nın adının geçtiği, "suça bulaşmamışlar" üzerinden çerçevesi tanımlanmış geçici bir yasa ne demekse… Geçici yasa diyorsunuz. Hukukun da canına okumaya karar verdiniz. Niye? "Başka terör örgütlerine uygulanmasın" diye güya bir hassasiyet gösteriyorsunuz.

Devleti ayakta tutan şey tutarlılıktır. Devleti ayakta tutan şey ciddiyettir. Bir taraftan Öcalan'a "kurucu önder" deyip Meclis'e çağırıyorsunuz, umut hakkı diyorsunuz, anayasa konuşuyorsunuz; öbür taraftan da Zaloğlu Rüstem gibi çıkıp "FETÖ ile mücadelemiz kararlılıkla sürecek" diyorsunuz.

Ne kadar kararlısınız. Kararlılığınızdan yer gök inledi. Bir tarafta 40 bin kişinin ölümünden sorumlu birine "kurucu önder" diyorsunuz, öbür tarafta başka bir terör örgütüne karşı çok kararlı mücadele edeceğinizi söylüyorsunuz. Gerçekten çok ikna edicisiniz.

Devleti bu süreçte yönetirken elinizdeki iktidar imkânını hukuka, hakka, vicdana, uğrunda ödenmiş bedele ve devletin gelecekteki risklerini azaltacak bir yönetim maharetine dönüştürebilirdiniz.

Şimdi öyle bir noktaya geldik ki, Öcalan'dan "kurucu önder" çıkardınız. Ben konuşurken kantarın topuzunu biraz kaçırsam, benden de bir terörist çıkarabilirsiniz. Yarın kurmaylarınız, sözcüleriniz utanmadan "Yavuz Ağıralioğlu terörden medet umuyor" diyebilir. Öcalan barıştan medet umuyor, ben terörden medet umuyor oluyorum. Öyle mi?

Ben kaygılarımız var diye konuşuyorum. Devletimizi korumamız lazım diye, cumhuriyetimizi muhafaza etmemiz lazım diye, üniter yapıyı korumamız lazım diye, Kürtleri PKK'dan korumamız lazım diye, Kürtleri Öcalan'dan korumamız lazım diye, hukuku, kanunu, kuralı ve devlet ciddiyetini korumamız lazım diye hassasiyet gösteriyorum.

Bu hassasiyetimin tonunu biraz yükseltsem, hemen hepiniz bizi "terörden medet umanlar" diye bir parantezin içine almaya heves ediyorsunuz. İtiraz edenleri de, kaygılı olanları da aynı yere koyuyorsunuz.

Önümüzdeki süreç ne olursa olsun biz büyük bir devletiz, büyük bir milletiz. Bu topraklarda beraberliğimize yönelik nice pusular kuruldu. Bölünsünler, parçalansınlar istediler ama hepsini bozabildiğimiz için bugün hâlâ büyük bir milletiz.

Benim endişem, ödenecek bedelin artmasıdır. Devletin örselenmesidir. Millet bütünlüğünün zarar görmesidir. Kendi vatandaşlarımızın meşru taleplerinin bir terör örgütü üzerinden konuşulmasıdır. Endişem, bunun bedelinin yine milletimize çıkacak olmasıdır.

Elbette çok şey gördük, çok şey geçirdik. Ama biz "gördük, geçirdik" derken, bu bedelleri milletin ödediğini unutmamak zorundayız. Siz bir şey denersiniz, açığı millet canıyla kapatır. Siz bir şey denersiniz, doğan boşluğu millet evlatlarıyla doldurur.

Millet sizin deneme tahtanız değildir. Bir kere denersiniz, iyi niyet dersiniz. Ama aynı şeyi ikinci kez denerseniz buna artık iyi niyet denmez. Bu kez siyasi heveslerinize, siyasi mecburiyetlerinize yorulur.

İlk denemede insanlar "Memleket için iyi bir şey düşünüyorlar, denemek zorundalar" der. Ama şimdi aynı şeyi bir kez daha deniyorsunuz. Üstelik bu kez PKK daha güçlü. Öcalan daha tanımlanmış bir konumda konuşuyor. İsrail daha saldırgan. Amerika bölgeye daha yerleşmiş durumda. İran sınırına kadar uzanan daha belirgin tehditler var.

Peki biz bu kez daha mı güçlüyüz? Daha mı hazırız? Toplumsal dinamikleri daha mı iyi yönetiyoruz? İşte kafamızdaki soru işaretleri bunlar.

Herkesin şuuru berrak mı? Müphem. Herkes ne diyeceğini biliyor mu? Belli değil. Plan belli mi? Değil. Yol haritasını kim biliyor? Kimse bilmiyor.

Bilinmeyen bir süreci konuşuyoruz. "Herhâlde devletimizin bir aklı vardır, herhâlde bir hazırlığı da vardır, inşallah önünü arkasını düşünmüşlerdir, Amerika'nın hesabı varsa bizimkilerin de vardır" diye diye bugüne geldik.

İnşallah vardır. Elbette vardır. Biz büyük bir devletiz diyerek geldik. Ama geçen zamana bakıyorum; bölücülük kuvvetleniyor, bölücülük şımartılıyor, uluslararası muhataplık kazanıyor.

Dün Mazlum Abdi'ye terörist diyordunuz. Bugün uluslararası muhatap hâline geldi. Fransa'da da İngiltere'de de protokolle karşılanıyor, protokolle uğurlanıyor.

Şimdi entegrasyondan söz ediyorsunuz. "Suça bulaşmamışlar" üzerinden yeni bir süreç anlatıyorsunuz. Bütün bunları konuşurken galiba kendi söylediklerinizi dinlemeye zamanınız da kalmadı.

Bizim de size sürekli "Dün böyle diyordunuz, bugün böyle diyorsunuz" demekten usandığımızı bilin.

Bugün benim için de partimizin memleket hizmetinde hangi koordinatta duracağını ilan etme günüdür. Size ayna tutma günüdür. Milletimiz de bilsin, biz nerede duruyoruz.

Sizin "terörsüz Türkiye" dediğiniz süreçte biz yalnızca gerçekten terörsüz bir Türkiye idealine bağlıyız. Gerçekten bu memlekette terör olmasın. Kimsenin evladı ölmesin. Kimsenin canı yanmasın. Bölücülüğün, ayrışmanın, kavganın bedelini çocuklarımız ödemesin.

İşte metni, anlamını ve üslubunu koruyarak, kelimeleri çok değiştirmeden daha akıcı hale getirdim:

Ama bu topraklarda varlığımızı ayakta tutan şeyin devlet ciddiyeti, plan kabiliyeti ve mücadele hassasiyeti olduğunu unutamazsınız.

Daha önce Diyarbakır'dan, hatta Diyarbakır'dan da öte bölgenin dört bir yanından evlatlarını PKK'ya kaptırmış analar geldi. Anaların feryadı kutsaldır. Her ana evladı için kaygılanır. Devlet, o kaygıya da o feryada da sırtını dönemez. Evvelallah böyledir.

Analar devlete geldi. Çünkü devlet hacet kapısıdır. Dediler ki, "Efendim, bu HDP'liler bizim evlatlarımızı önce partiye, sonra oradan Kandil'e gönderiyor. Bizim evlatlarımızı kurtarın."

Devletimiz de siyaset kadroları marifetiyle güya şöyle dedi: "Bunu size HDP mi yaptı? O zaman HDP'nin kapısına gidin. Evlatlarınızı onlardan isteyin. Gidin orada durun."

Analar size, "Biz evlatlarımızı kurtarmanız için geldik" dedi. Siz ise, "Çok iyi yaptınız, gidin HDP'nin kapısında bekleyin" dediniz. Güya devlet yönetiyorsunuz. Güya hükümetiz diyorsunuz. Anaları HDP'nin kapısına gönderdiniz, onlar da yıllarca orada bekledi.

Sonra bütün muhalefeti de terbiye etmeye kalktınız. "Siz niye gitmiyorsunuz HDP'nin kapısına?" diye parmak salladınız. Oysa ihtiyacı olan anaları oraya gönderen sizdiniz.

Yetmedi, bizi de yüreklendirmek için utanmadan bakanlarınızın tamamını HDP'nin kapısına gönderdiniz. Analarla birlikte gözyaşı döktürdünüz. Koca devleti, bakanlarınız eliyle HDP'nin kapısına gönderdiniz. Oysa hacet kapısı devletti. Siz hacet kapısını HDP yaptınız. Ağladınız, ağlayanlarla birlikte mendil tuttunuz, fotoğraflar verdiniz.

Şimdi ne oldu? Ne oldu bütün bunlar?

Lafın tamamını söyleyeyim de yüreğinize otursun. Evladını şehit veren analar şimdi hangi partinin kapısına gelsin? Madem bu işleri parti kapılarında yürütüyorsunuz, 41 yıldır evlatlarını şehit veren analar hangi partinin kapısına gitsin? Biz şimdi utanmadan "Filanca partinin kapısına gidin" mi diyelim?

Millet size devleti emanet etti. Siz de devleti böyle yönettiniz. Bugün ise bedelini yine millete ödete ödete geldiğiniz bir sürecin sonundasınız.

Bu yaptığınız işin bizim nezdimizde tek bir kıymeti vardır. O da terörün bitmesi, bu memlekette artık milletin evlatlarının ölmemesi, memleketin bütün enerjisiyle geleceğe bakabilmesidir.

Ama bu yeni bir hedef değil ki. Biz bin yıldır bu topraklardayız. Bin yıldır bu pusulara rağmen ayaktayız. Bu biter, başka bir şey başlar. Bizi rahat bırakmayacaklar.

İşte bu yüzden diyoruz ki, teröre verilecek cevap şudur: Teröristle mücadele edilir, müzakere edilmez.

Terörist muhatap alınacaksa, ancak yaptığı terör faaliyetleri ve bunların sona erdirilmesi konuşulur. Ama siz Öcalan'la Kürtlerin haklarını konuşuyorsunuz. Siz PKK'ya, "Kürt realitesini biz Öcalan sayesinde tanıdık" dedirtecek bir zemin hazırlıyorsunuz.

İşte bu yüzden Anahtar Parti devlet nöbetindedir. Anahtar Parti millet nöbetindedir. Anahtar Parti kardeşlik nöbetindedir. Anahtar Parti hukuk nöbetindedir. Anahtar Parti demokrasi nöbetindedir.

Anahtar Parti, milletvekili yeminiyle ifade ettiğimiz bağlılık çizgisindedir. Anahtar Parti cumhuriyet nöbetindedir. Anahtar Parti üniter yapının nöbetindedir. Anahtar Parti, resmî dilin heveslere kurban edilerek taviz alanına dönüştürülmesinin memleket bütünlüğünü zedeleyeceğini bilen şuurun nöbetindedir.

Anahtar Parti Lozan'ın da kalesidir. Anahtar Parti üniter yapının da kalesidir. Anahtar Parti, Kürt'ü PKK'ya kaptırmama hassasiyetinin de kalesidir.

Bir tek Kürt vatandaşımızı bile PKK'ya bırakmayacağız. Bir tek Kürt'ümüzü Öcalan'a emanet etmeyeceğiz. Kürt ile PKK'yı, Kürt ile Öcalan'ı birbirine değdirmeyeceğiz.

Biz Kürt'e kardeşiz. İla nihaye kardeşiz. Kürt'ün varlığını kıymet bildiği her değerin yanındayız.

Bazen diyorlar ki, "Kürtçe bilinmeyen dildir." Asla böyle bir şey demeyiz. Kürtçe bu milletin dilidir. Kendi milletimizin en önemli unsurlarından birinin diline "bilinmeyen dil" denir mi?

Bu milletin analarının dilidir. Öğrenilir, geliştirilir, geliştirilmesine destek olunur. Bunun için ne gerekiyorsa yapılır.

Ama PKK'nın, "Siz Kürtçe konuşamıyorsunuz" diyerek çocuklarımızı 41 yıldır öldürmesine de sessiz kalınmaz. Kürt'e böyle bir kötülük yapılmaz. PKK Kürt'e değdirilmez. Kürtler de Öcalan'a değdirilmez.

Bölgedeki hesapları da göreceksiniz. Onların karşısında duracak iradeyi de göstereceksiniz. "Ben silahı bırakıyorum, pişmanım, artık terör faaliyeti yürütmeyeceğim" diyeni de devlet ciddiyetiyle yöneteceksiniz."