Anahtar Parti Eskişehir İl Başkanı Çağlar Ölce Yunus Emre Halk Çarşısında esnaflarla sohbet etti.
Çağlar Ölce ile sohbet eden ve 25 yıldır çarşıda esnaflık yaptığını söyleyen bir vatandaş şu ifadeleri kullandı;
"Yunus Emre Halk Çarşısı esnafı olarak etraftaki inşaat projelerinden etkileniyoruz. Bu projelerin mutlaka zararı var ama yapacak bir şey yok. Örneğin hanımlar eve et getiriyor, uğraşıp yemek yapıyor. Bu çalışmaların elbette zararı olacak ancak ileriye dönük olarak buraya bir pazar yeri yapılması planlanıyor. Şu anda esnafın ürünleri getirip düzgün şekilde yerleştirme imkânı olmadığı için toz toprak içinde kalıyoruz. Yaklaşık 1,5–2 senedir durum böyle. Büyük ihtimalle belediye ile işi yapan yüklenici firma arasında bir sıkıntı var. Çevreye AVM’ler yapılıyor ancak biz etkilenmeyiz. Nerede çokluk varsa orada bereket vardır.
Yunus Emre Halk Çarşısı orta gelirliye hitap ediyor. Düşük gelirli de geliyor ama ağırlıklı olarak orta gelir grubuna yönelik bir çarşı. Örneğin bir eşofman altının 300 lira olduğu bir yerde hem düşük gelirli hem de yüksek gelirli alışveriş yapabiliyor. Burası bir tercih meselesidir; başka yerde bulamazsan buraya gelirsin.
Tekstil sektöründe geçmiş yıllardaki kalite artık yok. Kalite her yerde yüzde 90 oranında düşmüş durumda. Bugün çok bilinen markalarda bile kalite geriledi. Bunu herkes görüyor. 15–20 yıl önce alınan ürünlerle bugünkü ürünler aynı kalitede değil. Zaten üretim artık çoğunlukla yurt dışında yapılıyor.
Yunus Emre Halk Çarşısı esnafının yüzde 90’ının SGK ve vergi borcu yok. Benim de hiçbir borcum yok. Ne SGK borcumuz var ne de vergi borcumuz var. Biz aza kanaat eden insanlarız. Devlet, “SSK borcun var, yapılandırayım” diyor ama ben buna karşıyım. Çünkü yapılandırma olunca, borcunu zamanında ödeyenle af bekleyen arasında adaletsizlik oluşuyor.
Bir dönem peşin ödeyenlere yüzde 5 indirim yapıldı ancak o uygulama da kaldırıldı. Bu adil değil. Ben olsam borcunu ödemeyene hemen icra takibi başlatırım. Durumu gerçekten kötü olanları kastetmiyorum; ancak arabasını yenileyen, evinin eşyasını değiştiren ama SGK borcunu ödemeyen insanlar da var. Bazıları da “Nasıl olsa bir gün af çıkar, seçim zamanı bir düzenleme olur” diye bekliyor.
Ben Bağ-Kur’luyum. Emeklilik için prim gün sayısını 7200’e çıkaracaklarını söylediler ama hükümet bunu yapmadı. Buna kızalım mı? Evet, ortada bir haksızlık var. Ancak şunu da anlamak gerekiyor: AK Parti de olsa MHP de olsa bürokraside yanlış yapanlar vardır. Ülke büyük bir deprem atlattı, pandemi yaşadı ve ciddi sıkıntılardan geçti. Etrafımız da sorunlu bir coğrafya. 4–5 milyon Suriyeliyi kabul ettik ve onlara baktık. Cumhurbaşkanının dediği gibi ensar olduk, muhacir olduk. Ancak kendi vatandaşımızın durumu da düşünülmeli.
“Kendi vatandaşımız” diyenlerin çoğu Suriyelilere karşı çıkıyor. Belediyeler de zaman zaman ekonomik sıkıntılardan bahsediyor. Açlık sınırından söz ediliyor ama yüksek bütçeli etkinlikler de yapılıyor. Asgari ücretlilerin suyu sembolik bir ücretle verilebilir. Zam oranları çok yüksek. Aynı durum Eskişehir için de geçerli. Gelir dağılımındaki adaletsizlikten ben de şikâyetçiyim. Ancak muhalefetin de sadece “ülkede açlık var” diyerek popülist söylemler üretmesi yeterli değil. Ellerindeki belediyelerde somut çözümler üretmeleri gerekir.
25 senedir burada esnafım. Çok zorluklar gördük. Bugün bütün sektörlerde sorun var. Ancak bir alternatif de ortaya konulmalı. Örneğin CHP’yi alternatif olarak gördüğümüzde, yapılan açıklamaların popülist kaldığını düşünüyorum. Siyaset hem iktidar hem muhalefet açısından kirlenmiş görünüyor. Halkla siyaset arasındaki bağın zayıfladığını düşünüyorum. Onların gündemiyle bizim mücadele ettiğimiz konular birbirinden kopmuş durumda.
Hepimiz İsviçre veya Norveç gibi bir ülke olmak isteriz. Ben de isterim. Ancak bizim nüfusumuz 90 milyon; gelen gidenlerle birlikte 100 milyonu buluyor. Türkiye 5–6 milyonluk bir ülke olsaydı belki İsviçre’den daha iyi olurdu. Çünkü bizde yardımlaşma kültürü var, Ahilik geleneği var. Bir kaza olduğunda insanlar araçlarını bırakıp yardıma koşar. Çöp tenekesi devrilse birçok kişi toplamaya gider. Bizim insanımız yardımseverdir. Ancak kalabalık bir ülkeyiz ve herkes aynı değil.
Zor bir coğrafyada yaşıyoruz ama insan yetiştirebilen bir milletiz. Buna rağmen yetiştirdiğimiz liyakatli insanlar doğru yerlere getirilmiyor. Sorun burada başlıyor.
Osmanlı’nın en güçlü dönemleri Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemleridir ancak o dönemlerde de sorunlar vardı. Amerika’da da, Çin’de de, Kuzey Kore’de de liyakat ve adam kayırma tartışmaları vardır. Türkiye’nin en küçük ilçesinde bile belediyelerde partiye göre işe alımlar yapıldığını görebilirsiniz.
Biz bu durumlara itiraz ediyoruz. Görevini layıkıyla yapabilecek, alanında uzman ve liyakatli kişiler o koltuklara oturmalıdır. Ayrıca görevini yerine getirirken Beytülmal’e el uzatmamalı."





