Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ve Odunpazarı Belediyesi CHP Meclis Üyesi Ali Haydar Çelik şu ifadeleri kullandı;
"Jale Nur Süllü'nün emeklilerin eyleminde yaşadığı bir durum var. Sendikal mücadelenin ne olduğunu insanlar kavramadıysa, gelişmelere yalnızca konjonktürel olarak bakıyorlarsa ve literatürde sendikacılığın ne anlama geldiğini anlamamışlarsa bu tür olayları yaşamamız kaçınılmazdır.
Bir kere sendikalar kitle örgütleridir. Sendikalar emek örgütleridir. Sendikalar, sosyal yaşamın iyileştirilmesi noktasında yönetilenlerin, yönetenlere karşı kendi haklarını aradığı yapılardır.
Eğer sendikalar herhangi bir siyasi yapının arka bahçesi hâline geldiyse veya çok ucuz hesaplarla birilerinin söylemlerini kendi söylemleriymiş gibi deklare etmeye çalışıyorsa bunun literatürdeki anlamı anarkosendikalizmdir.
Bu şekilde bölünerek ve parçalanarak sendikacılık yapma anlayışı zaten Türkiye'de hiçbir zaman başarılı olmadı, bundan sonra da olmayacaktır.
Gelelim Jale Nur Süllü meselesine. Bir sendika eylemine yoldan geçen herkes katılabilir. Katılan kişinin niteliğini, yapısını, özelliğini bilemezsiniz. Hırlı mı, hırsız mı, kim olduğunu bilemezsiniz.
Şimdi bir milletvekili kendi duruşunu ortaya koymuş. O duruşu eleştirirsin, konuşursun, tartışırsın. Belki yanlış olduğuna ikna olur veya olmaz. Jale Nur Süllü de oraya emeklilerin haklarını aramak amacıyla yapılan bir eyleme katkı sunmak için gelmiş.
Bütün bunlar bir de basının önünde yaşanıyor. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi'nin içerisinde yaşanan olaylara sadece Cumhuriyet Halk Partililer müdahil değil. Bunu pankartlarda, gösterilerde ve mitinglerde de görüyoruz. Kendini var edememiş, kitlelerle bağ kuramamış birileri ellerinde birer tane şemsiye pankartla ortaya çıkıyor.
Bu olmaz. Bakın, yönetime karşı birleşik cephe oluşturmak farklı bir şeydir. Bir partinin içerisindeki gelişmeleri körükleyerek o partinin varlığını yok etmeye çalışan sürecin bir parçası olmak ise başka bir şeydir.
Onun için Jale Nur Süllü'ye yapılan hareketin hiç doğru olmadığını düşünüyorum. Buradaki amacın emeklilerin hakkını aramaktan ziyade, Cumhuriyet Halk Partisi içerisindeki bölünmenin bir tarafı olmak, birilerine mesaj vermek ve buradan bir şeyler elde etmeye çalışmak olduğunu düşünüyorum.
Jale Nur Süllü vekilimiz de üzülmesin. O yine emekçilerin her türlü eylemine katılsın, destek versin. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir müddet daha bulunacak. Orada da onların haklarını arasın. Kürsüde arasın, her ortamda arasın. Çünkü Jale Nur Süllü, Eskişehir'in altı milletvekilinden birisi.
Şimdi bir insan hırsız olur, ahlaksız olur, kötü olur. Toplumdan dışlanmış biri olur. O insandan zarar geleceğini düşündüğünüz için ondan uzak durursunuz. Tıpkı bizim bu ahlaksız, rüşvet ve hırsızlık yapan belediye başkanlarından uzak durduğumuz gibi. Bu ayrı bir konu.
Ama burada yapılan ne? “Sen Butlancısın, git buradan, katılma” şeklinde sözler söyleniyor. Yuhalamalar oluyor. İnsanlar galyana getiriliyor, itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Bunlar yanlış işler.
Bir de Jale Nur Süllü'nün sürekli söylediği bir şey var: “Tarihin doğru tarafında duranları zaman gösterecek.”
Bu süreç bir rüzgâr. Bakın, dünyada ve ülkemizde çeşitli dönemlerde böyle rüzgârlar oluşmuştur. Tıpkı 2019'da başlayan yerel seçim rüzgârı gibi. Hatırlarsanız bizim açımızdan süreç o zaman başlamıştı. Yoksa 2023 tek başına bir milat değil.
Onun için biz burada diyoruz ki, bu acele niye? Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik bu saldırı niye? Butlancılarla mücadele etmek varken, “Aman koltuğum elden gidebilir” endişesiyle alelacele bir karşı duruş ortaya koymak niye? Bakın, en büyük endişe bu: “Benim koltuğum elden gidebilir.” Bu endişeyle hareket ederek toplumu kutuplaştırmak, ayrıştırmak ve bölmek niye?
Gürhan Albayrak'ın, “Süreci keyifle izliyoruz” şeklinde bir açıklaması var. Bu, Gürhan Albayrak'ın konuya ilişkin kendi bakış açısı. Ne diyeyim? Şimdi “karşı mahalle” diye tabir edilen tarafta bir kavga var. O kavga da onun açısından tabii ki keyifle seyredilecek bir kavga.
Keşke bu kavga olmasaydı da Gürhan Albayrak yattığı yerden keyifle seyretmek yerine zorlayıcı olsaydı. Eskişehir'de daha fazla hizmet yapılması noktasında onları sürekli ayakta tutsaydık. Ki ben zaten yedi yıldır bunu yapmaya çalışıyorum.
Bu süreç AK Parti'nin işine yarar mı, onu bilemem. Çünkü gelinen noktada AK Parti'nin kitleler nezdinde eski gücü yok. Bir düşüş ivmesi olduğu gözleniyor. Ancak diğer taraftan AK Parti'den ayrılan, orayı terk eden insanların da bizlerle buluştuğunu göremiyoruz.
Keza son yaşanan olaylardan sonra özellikle ulusalcı, tam bağımsızlıkçı insanların YENİ Parti'den uzak duracağını düşünüyorum. Hâlihazırda YENİ Parti'de bulunan bazı insanların da partiden kopuş süreci yaşayacağını düşünüyorum.
Mesela dün beni 6 kişi aradı. “O rüzgârla, o heyecanla istifa ettik. Geri nasıl dönebiliriz?” diye sordular. Böyle bir süreç de var.
Tamamen at izinin it izine karıştığı bir süreç yaşıyoruz. Çünkü sağlıklı bir biçimde siyasi değerlendirme yapılmıyor. Eleştiri yok, öz eleştiri yok. Tek taraflı bir imha ve yok etme çabası var.
Bakın, dikkat edin. Cumhuriyet Halk Partililer YENİ Partililere saldırıyor mu?
Bakın, 23 belediye başkanı AK Parti'ye gitmiş. Sizin belirlediğiniz, yani onların belirlediği belediye başkanlarından bahsediyoruz. Bunun yanında Manavgat olayı somut bir gerçek, Antalya somut bir gerçek, İzmir Menderes somut bir gerçek. Uşak ise tam bir rezalet. Ankara'da yaşananları da biliyorsunuz. Biz ne diyorduk? “Tebeşir tozu falan” diye dalga geçiyorduk. Şimdi aynı sonuçları bize yaşatıyorlar.
Bütün bunlara rağmen biz ne yapıyoruz? Eleştiriyoruz.
Niye eleştiriyoruz? Çünkü bu tür hatalara düşmemek lazım. Bunlar doğru değil. Bu para trafiği doğru değil. Bunlar olmamalı, rüşvet olmamalı.
Şimdi Tepebaşı Belediyesi'ne gelelim. Ben Ahmet Ataç'ın istifa edip gitmesine çok seviniyorum. Çünkü bizde kalması bizim için bir kamburdu. Ben şimdi Ahmet Ataç'ın özel kalem müdürüyle başkan yardımcısının aldığı rüşvetleri, yaptığı malikâneleri partim adına savunamam. Bu nedenle özellikle Ahmet Ataç'ın gitmesi bizim açımızdan büyük bir avantaj. Bir kayıp değil, ben onu söyleyeyim."





