Eskişehir Baro Başkanı Barış Günaydın şu ifadeleri kullandı;
"11. Yargı Paketi kapsamında gündeme gelen infaz düzenlemeleri, teknik olarak genel bir af niteliği taşımamakla birlikte, toplumda açık biçimde bir af algısı yaratmaktadır. Bu algının kendisi dahi, hukuk devleti ilkesi açısından başlı başına değerlendirilmesi gereken ciddi bir sorundur.
Bu düzenlemelerle birlikte, ilk etapta açıklanan rakamlar da dikkate alındığında, cezaların caydırıcılık ilkesinin fiilen zayıflatıldığı, infaz rejiminin işlevsiz hale getirildiği görülmektedir. Oysa infaz hukuku yalnızca “cezanın ne kadarının çekileceği” gibi teknik bir mesele değildir.
İnfaz rejimi toplumun adalet duygusunu, mağdurların haklarını, cezaların caydırıcılığını ve hukuka duyulan güveni doğrudan etkileyen, ceza adalet sisteminin ayrılmaz bir parçasıdır.
Mağdurlar açısından bakıldığında, yaşanan ağır travmalar karşısında en azından bir nebze teselli sağlayan unsur, faillerin hak ettikleri cezayı almalarıdır. Ancak bu tür düzenlemeler, ceza adalet sistemindeki yapısal sorunlara kalıcı çözümler üretmek yerine, cezaevlerindeki doluluk oranları veya idari zorunluluklar üzerinden şekillenmektedir. Bu yaklaşımı doğru bulmuyoruz.
Toplumda oluşan algı, adaletin ertelendiği ya da hafifletildiği yönündedir. Oysa adalet yalnızca sanıklar için değil, mağdurlar için de vardır. Toplumsal barış, ancak öngörülebilir, eşit ve şeffaf bir ceza adalet sistemiyle sağlanabilir. Sürekli değişen infaz düzenlemeleri ise hukuk güvenliği ilkesini açıkça zedelemektedir.
Her ne kadar kasten adam öldürme suçu istisna tutulmuş olsa da –ki bu önemlidir–, 27. madde kapsamında yer alan bazı suçlar (ısrarlı takip, eziyet, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar gibi) fiili bir cezasızlık sonucunu doğurmaktadır. Bu suçlar, şiddet sarmalının öncüsü niteliğindedir.
Nitekim 2025 verileri, cezaevinden izinli çıkan ya da firar eden kişilerin 6 kadın cinayeti işlediğini göstermektedir. Bu infaz hükümlerinden yararlanan faillerin kısa süre içinde yeniden suç işlediği, yakın zamanda dini nikâhlı eşin öldürülmesi vakasında da acı biçimde görülmüştür.
Dolayısıyla, af algısı yaratan ve toplumsal güveni sarsan bu tablo hepimizi derinden yaralamaktadır. Gerçek bir hukuk reformu, algı yaratan değil; güven veren, caydırıcı ve mağduru merkeze alan bir reform olmalıdır.
Ayrıca Türkiye tarihinde ilk kez şüpheli kadın ölümlerinin sayısı, resmi kadın cinayeti sayılarının önüne geçmiştir. Kadın Hakları Komisyonumuz bu konuda son derece net ve veriye dayalı çalışmalar yürütmektedir. Bu şüpheli ölümlerin gerçek faillerinin ortaya çıkarılması ve hak ettikleri cezaları çekmeleri, hem adaletin tesisi hem de toplumsal vicdan açısından zorunluluktur."