Büro Emekçileri Sendikası Eskişehir Şube Başkanı İsmail Hakkı Akçin şu ifadeleri kullandı:

“İktidar, bir kez daha emekçilere ve yoksullara ‘Biraz daha sabredin, bu yıl olmazsa sonraki yıllarda ekonomiyi düzelteceğiz ve refahınız artacak.’ güzellemesi eşliğinde 2027 yılı bütçesini ve sonraki iki yılın tahmini bütçelerini Meclise sunmuş bulunmaktadır.

Bütçe açılış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz, 2027 yılı bütçesinin ‘dayanıklılık, refah ve dönüşüm’ bütçesi olacağını ifade etmiş, aynı sunuş konuşmasında 2027 yılı bütçe tahminini 27,3 trilyon lira (net bütçe gideri olarak 27 trilyon 276 milyar TL) olarak açıklamıştır. Açıklanan bütçede faiz giderleri için yaklaşık 4 trilyon lira (3,98 trilyon TL), sosyal güvenlik ve sosyal yardımlar harcamaları içinse bunun çok daha gerisinde kaynaklar ayrıldığı beyan edilmiştir. Bütçenin diğer kalemlerine bakmadan bile 2027 yılı bütçesinin bir refah bütçesi değil, alt sınıflardan üst sınıflara tarihi bir servet transferi belgesi olduğu görülmektedir. Hazırlanan bu bütçe, başta biz kamu emekçileri olmak üzere toplumun dar ve sabit gelirli kesimleri için sıkı para politikasının devam edeceğinin ve yoksulluğa sabretmelerinin yeniden isteneceğinin, sermaye ve servet sahiplerine ise bütçe kaynaklarının bol keseden aktarılacağının ilanıdır.

İktidarın eylül ayında açıklamış olduğu Orta Vadeli Program ve 2027 yılı bütçe verileri birlikte değerlendirildiğinde, hazırlanan bütçeyle emekçilere yeniden kemer sıkma politikalarının dayatıldığı apaçık ortadadır. Bütçenin omurgasını yüzde 85 oranıyla vergi gelirleri oluşturmakta olup, 2027 yılı için hedeflenen toplam vergi geliri 19,9 trilyon TL’dir. Ancak bu yükün dağılımına bakıldığında, halkın cebinden çıkan dolaylı vergiler (KDV, ÖTV) ile büyük kısmı ücretlilerin maaşlarından kaynakta kesilen gelir vergisinin toplamı, toplanacak tüm vergi gelirlerinin (19,9 trilyonun) yaklaşık yüzde 73’ünü oluşturmaktadır.

Maaşlardan kesilen gelir vergisi: Toplanması hedeflenen 5,5 trilyon liralık gelir vergisinin yüzde 93’ü (yaklaşık 5,2 trilyon TL) doğrudan işçi, memur ve ücretli çalışanların aylık bordrolarından, daha maaş cebe girmeden kesilecektir. İşçiler ve kamu emekçilerinin gelirleri ile zorunlu giderleri arasındaki makas hızla açılmakta, zorunlu tüketim vergilerindeki artışlarla ortalama bir ailenin (hanenin) aylık vergi yükü 60.000 TL ile 76.000 TL arasına ulaşmaktadır.

Merkezi yönetim, 3 trilyon 868 milyar TL’lik devasa bütçe açığını kapatmak için tamamen yurttaşın ve emekçinin cebine yönelmiş durumdadır. Üretimden uzak, günü kurtarmaya yönelik politikalarla yandaş servet sahiplerine devasa kaynakların aktarıldığı görülmektedir. Sosyal yardım ve destekler için ayrılan 1,34 trilyon TL’nin tam 3 katı (3,98 trilyon TL) devasa faiz ödemelerine gitmektedir. Sermayeye ‘Vazgeçilen Vergi / Sermaye İndirimi’ adı altında 4,87 trilyon TL, ‘Patronlara Doğrudan Destek’ olarak 1,009 trilyon TL ve KÖİ (Kamu-Özel İşbirliği) garanti ödemeleri için yüzde 40 artışla 306 milyar TL nakit transfer edilmektedir.

Bütçenin önemli kısmının sermayeye vergi ve sigorta teşviki olarak verilmesi yetmiyormuş gibi, halk ve küçük yatırımcının kaynakları da vahşice talan edilmektedir. Bizlerin vergileri ile oluşturulan fonlar, yandaş sermaye gruplarına SPK’nin gözetimi altında yağmalatılmaktadır. 18 milyar dolar tutarındaki bu fon vurgununun sorumlusu siyasal iktidarın kendisidir. Buzdağının görünen yüzünde bile 18 milyar dolar, yani yaklaşık 888 milyar 120 milyon TL’lik fon vurgunu tam 1 milyon memurun 1 yıllık maaşına ve 2 milyon 555 bin kamu emekçisinin 5 aylık maaşının tamamına eşittir. Hazine ve Maliye Bakanı ‘kontrol altında’ dese de bu soygunun, bu fon vurgununun faturası bütçeye, yani doğrudan halka ve emekçiye yıkılmak istenmektedir. Sermayeye vergi afları, teşvikler ve garantili ödemeler yağdırılırken; kamu emekçisine tasarruf tedbirleri, sefalet ücretleri ve vergi dilimi soygunu dayatılmaktadır. Bu, açıkça bir sermayenin yağmasını, talanını emekçi yoksul halkın sırtından aklama bütçesidir. Ve biz bu talana, bu yağmaya hayır diyoruz. Bu vurgunun sorumluları derhal istifa etmelidir.

İşte bütçe fon vurgunu ve sermaye teşvikleriyle yağmalanınca, ‘doğal olarak’ bir yandan emekçilerin ücretleri düşürülmekte, diğer yandan ise en temel kamu hizmetleri paralı hâle getirilmekte ve bütçeden kamu hizmetlerine ayrılan pay tarihin en düşük seviyelerine çekilmektedir. Genel kamu hizmetlerinin payı 2002’deki yüzde 42 seviyelerinden bugün yüzde 31,2’ye kadar daralmıştır. Tüm bu kamusal çöküş yaşanırken kamu borcu son 8 yılda 13,4 kat sıçrayarak 1 trilyon 180 milyar TL’den 15 trilyon 893 milyar TL’ye ulaşmıştır. Bu bütçe aynı zamanda bir savaş bütçesidir. Bütçeden halka ve emekçilere düşen pay sürekli azalırken, kamu yatırımlarında halka değil savaşa pay ayrılmakta; savunma ve güvenlik harcamaları rekor kırarak 3,45 trilyon TL seviyesine çıkarılmış, bütçe tamamen otoriter ve güvenlikçi politikalara teslim edilmiştir.

Biz kamu emekçileri ve kamu emeklileri açısından bu anlatılar çok tanıdık. 2026 yılı toplu sözleşme zammı ve hükümetin hedef enflasyon değişimi nedeniyle kamu emekçilerinin sadece hükümetin kendi toplu sözleşme zam kriterine göre kaybı yüzde 13,11’e ulaşmıştır. 2027 yılı için hükümetin tahmini enflasyon oranı yüzde 21 olarak güncellenmiştir. 2027 toplu sözleşme zammının ise 5+4 (kümülatif yüzde 9,2) olacağı öngörülmektedir. Eğer bir an önce toplu sözleşme farkları ek zamla telafi edilmezse hükümetin bu hedef enflasyon oyunu nedeniyle kamu emekçileri ve kamu emeklilerinin 2027 yılı kaybı yüzde 11,8 olacak ve reel alım gücü düşecektir. Tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi, tahmini enflasyonu düşük açıklayıp sonra da gerçekleşmeyen hedeflerle bizleri telafisi imkânsız gelir kayıplarına uğratacaklardır. Bu derin yoksullukta, iktidar kadar, iki yılda bir yapılan toplu sözleşme masalarına yetkili sendika olarak oturup her seferinde ağır kayıplarla kalkan malum sendika Memur-Sen ve ortağı Kamu-Sen de sorumluluk sahibidir.

Kamu emekçilerinin sürekli kaybettiği bu sözleşmelere taraf olan malum sendikalar ise kendi koltuklarının derdine düşmüşlerdir. Şimdi de sendikal örgütlenmenin önüne yüksek baraj getirmek için çalışmalar yürüterek, kamu emekçilerinin büyük mücadelelerle kazandıkları sendika kurma ve örgütlenme hakkını barajlarla gasp etmeye; yandaş sendika dışında örgütlülüğü yok etmeye çalışmaktadırlar. Buradan çağrıda bulunuyoruz: Bu gereksiz tartışmaları terk edin. Gerçekten yapabiliyorsanız 8 toplu sözleşmedir yaşattığınız bu kayıpların hesabını verin, o sendika gökdelenlerinden çıkıp emekçilerin gerçek sorunları için mücadele edin.

Bugün buradan ve örgütlü bulunduğumuz bütün iş yerlerinin önünden iktidara bir kez daha çağrıda bulunuyoruz. Biz emekçileri, emeklileri ve yoksulları yok sayan, vergilerimizi sermayeye ve rantiyeye transfer eden bu talan bütçesi dayatmasından vazgeçin. Hazırlayacağınız bütçeyi başta emek örgütleri olmak üzere toplumun tüm taraflarına açın ve demokratik bir süreç işletin.

Bizler, geçmiş dönemlerde olduğu gibi, bizlere rağmen oluşturacağınız bir bütçeyi kabul etmeyeceğiz. Bütçe yoluyla bizlere dayatılan bu yoksulluğa karşı, iş yerlerinden başlayarak mücadeleyi hayatın bütün alanlarında örgütleyeceğiz.

Hedef enflasyon kayıpları karşılansın: Hedef enflasyon ile TİS artışı arasındaki 13,11 puanlık fark derhal ödenmeli, acil ek zam yapılmalıdır.

İnsanca yaş

anacak temel ücret: En düşük memur maaşı yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalı ve bu ücret tam sigortalı olmalıdır.

Seyyanen zam emekliliğe yansıtılsın: İlave ödemeler dâhil tüm gelirler taban aylığa eklenmeli, 3600 ek gösterge sözü tutulmalı, tüm memurlar için adil bir ek gösterge sistemi oluşturulmalıdır.

2008 Ekim sonrası işe giren kamu emekçilerinin hak kayıpları giderilecek şekilde 5510 sayılı yasa değiştirilmelidir.

Adil vergi sistemi: Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmalı; gelir vergisinin birinci dilimi yüzde 10’da sabitlenmeli, temel ihtiyaçlar ve asgari ücret tutarı vergiden muaf tutulmalıdır.
Kamusal hizmetler ücretsiz olsun: Eğitim ve sağlık başta olmak üzere tüm temel kamusal hizmetler nitelikli ve parasız sunulmalıdır.

Zorunlu giderler karşılansın: Ulaşım, servis, sağlıklı yemek ve temiz içme suyu tüm kamu emekçilerine ücretsiz sağlanmalıdır.

Lojman ve kira yardımı: Başta genç kamu emekçileri olmak üzere her ilde kamu lojmanları yeniden açılmalıdır. Büyükşehirler başta olmak üzere acil kira tazminatı ödenmelidir.

Her iş yerine nitelikli kreş: Tüm kamu kurumlarında 24 saat hizmet veren ücretsiz kreşler ve bebek bakım odaları açılmalıdır.

Sendika barajı değil, grevli gerçek toplu sözleşme: Sendikal örgütlenmeyi ve sendika özgürlüklerini engelleyen baraj tuzaklarına son verilmeli, grevli toplu sözleşmeli gerçek sendika hakkı yasalaşmalıdır.

Yoksulluk ve yolsuzluk bütçesine, vergilerimizin sermayeye talan edilmesine hayır diyoruz.

İnsanca yaşam, güvenceli iş ve demokratik bütçe için tüm emekçileri, sendikaları bütçe hakkımız için mücadeleye çağırıyoruz.

Yaşasın örgütlü mücadelemiz. Yaşasın BES. Yaşasın KESK.”