Kanal 26 ekranlarında konuşan Anahtar Parti Eskişehir İl Başkanı Çağlar Ölce şu ifadeleri kullandı:

“İktidarın bir iletişim dili var, bir iletişim stratejisi var. Öncelikle bu fon meselesi diye konuştukları şeyin ismini çok iyi koymak lazım. 'Fon soygunu' diyorlar, biz 'fon rezaleti' diyoruz.

Böyle bir iletişim dili kullanıyorlar. Konuyu biraz daha hafifleştiriyorlar, gündemden geçiştiriyorlar. Ben yine daha önceki programda konuştuğumuz gibi konuyu şuraya getirmek istiyorum.

Cumhurbaşkanlığı sistemi, bu fon krizinde, bu fon rezaletinde görülmüştür ki çökmüştür. Türk tipi Cumhurbaşkanlığı sistemiyle daha fazla ilerleyebilme kabiliyetimiz kalmamıştır. Niye?

Kasım 2025'te Mehmet Şimşek'in bir açıklaması var. Diyor ki 'Fonlarda bazı manipülasyonlar, bazı spekülasyonlar yapıldığının farkındayız. Biliyoruz, görüyoruz.'

Sayın Cumhurbaşkanı, Türk tipi Cumhurbaşkanlığı sistemine geçerken dedi ki 'Sizden yetki istiyorum, bakın etkiyi göreceksiniz. Benim enflasyonla nasıl mücadele ettiğimi göreceksiniz. Döviz kurlarıyla nasıl mücadele ettiğimi göreceksiniz. Sizin refahınızı nasıl yükselttiğimi, işsizlikle nasıl mücadele ettiğimi göreceksiniz.'

Her şeyin bu kadar yetkiyle donatıldığı bir sistem için yetki istedi. Vatandaşımız da teveccüh gösterdi, bu yetkiyi verdi.

Kasım ayında Maliye Bakanı 'Bunlardan haberdarız' derken bugün iktidar çevrelerine bakıyoruz, 'Sayın Cumhurbaşkanımızın bundan haberi yoktu' deniliyor.

Bu kadar yetkiyle donatılmış bir Cumhurbaşkanının, ben sistem üzerinden konuşuyorum, böyle bir sistemde bugün iktidar çevreleri 'Sayın Cumhurbaşkanımızın haberi yok' diyorsa benim aklıma şu soru geliyor.

Sayın Cumhurbaşkanının kasımdan bu yana 10-11 ay içerisinde bundan haberi yoksa, bu kadar yetkiyle donatılmış olmasına rağmen başımızda çok büyük bir dert var.

Eğer haberi varsa ve bugüne kadar 10-11 ay geçmesine rağmen herhangi bir müdahalede bulunmadıysa başımızda daha büyük bir problem var.

Anlatabildim mi demek istediğimi? Cumhurbaşkanlığı sisteminin bu kadar geniş yetkilerle donatıldığı bir yapıda, 11 ay boyunca eğer haberi yoksa başımızda dert var. Haberi varsa başımızda daha büyük bir problem var. Ben öyle görüyorum.

Bir de tabii istifa olayı var. SPK Başkanı istifa etti. Belediye başkanı müsaadesini istedi.

Eskiden siyasetin, siyasetçinin bazı itibarlı davranışları vardı. Şu an iktidar bazı konuların itibarını o kadar çok zedeliyor ki bunların değerini yerle bir ediyor.

Mesela istifanın da bir itibarı vardı. İstifa niye edilir? Dersiniz ki 'Bu mahkeme sonuçlanıncaya kadar veya bulunduğum kuruma, koltuğa zarar vermemek için ben bir kenarda beklemek istiyorum.' Böyle deyip istifa edebilirsiniz.

Veyahut kendinizi suçlu görüyorsunuzdur, istifa mekanizmasını kullanabilirsiniz.

'Sağlık sebepleriyle istifa ediyorum' ne demektir? Böyle bir fon rezaleti var. Siz SPK'nın başkanısınız. Daha önce de anlatmıştım. Orada SPK mevzuatına göre iki kişinin reddi var aslında. Onları görevden alıyorsunuz, yerlerine yeni iki kişiyi atıyorsunuz.

Bunca rezaleti görüyorsunuz, her şey sizin bilginiz dahilinde oluyor ve akabinde 'Sağlık sebeplerinden dolayı' diyorsunuz.

Bu kadar da olmaz. İstifa mekanizmasının bir itibarı vardır. Biz sizden, hani Japonlarda harakiri vardır ya, o kadar onurlu bir davranış beklemiyoruz. Ama yapmış olduğunuz istifanın da 'sağlık sebepleri' denilerek hafifletilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Bu listeler niye Sayın Cumhurbaşkanının önünde? Şimdi diyorlar ki 'Cumhurbaşkanımız çok kızdı. Cumhurbaşkanımız bu konuda çok kızgın, üzerine çok fena gidecek.'

Ya Sayın Cumhurbaşkanımız kızmasaydı? Cumhurbaşkanı kızmasa harekete geçecek devletin kamu kurumları yok mu? Bu memleketin savcıları yok mu? Bu memleketin adliyesi, hakimi yok mu?

İlla Sayın Cumhurbaşkanının kızmasını mı bekleyeceğiz?

Sayın Cumhurbaşkanımız bu konulardan, az evvel bahsettiğim gibi, haberdarsa başka bir problem var. Haberdar değilse yarın bir gün başımıza neler gelecek acaba?

Sayın Genel Başkanımızın çok güzel bir tarifi oldu. Onu da söyleyeyim, bu konuyu kapatayım.

Açlık sınırı açıklıyorlar, yoksulluk sınırı açıklıyorlar. 25 yıllık iktidarınızda hala enflasyonu konuşmak mecburiyetinde kalıyoruz. Bu ayıbın içerisindeyiz.

Açlık sınırı açıklıyorsunuz, yoksulluk sınırı açıklıyorsunuz. Biz de bir şey soruyoruz. Sizin tokluk sınırınız nedir?

Siz ne olursa doyarsınız? Siz ne olursa bu işlerden vazgeçersiniz? Sizin bir sınırınız yok mu?

Sizler de bizim gibi bu mahallenin çocuklarısınız. İyi insanlarsınız, güzel insanlarsınız. Ne oldu da siz bu kadar zehirlendiniz? Sizin tokluk sınırınız nedir? Bizim sorduğumuz soru da bu.

Millete açlık sınırı açıklıyorsunuz. Siz ne olsa doyarsınız? Siz ve sizin çocuklarınız ne olsa doyarsınız? Bizim sorduğumuz soru da bu.”