CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer şu ifadeleri kullandı;
"Değerli basın mensubu meslektaşlarım yeni yılın ilk günleri olması sebebiyle hepinizin yeni yılını sağlık, huzur ve esenlik dileklerimle kutluyorum. Buraya Türkiye Büyük Millet Meclisinden geliyorum. Biliyorsunuz, orada milyonlarca emeklimiz için nöbetteyiz.
Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak dün akşam genel kurul kapandıktan sonra iktidar vekilleri gerekli çoğunluğu yaratmayıp mecliste olmadıkları için genel kurul kapandı. Ancak biz milyonlarca emekli açlık, sefalet ve yoksullukla mücadele ederken meclisin hiçbir şey yokmuş gibi kapanıyor olmasını içimize sindiremedik. Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel, Beykoz mitinginde "Bundan sonra mecliste nöbetteyiz" diye açıklamıştı.
Dün gece bu nöbet başladı. Bizler de her gün 20 milletvekili Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu maaşlar düzelene kadar nöbet tutma kararı aldık. Önümüzdeki günlerde her birimiz Eskişehir milletvekilleri olarak bize belirtilen günlerde nöbette olacağız. Meclis kapalı olsa da emeklilerimiz hakkını alsın diye genel kurulu terk etmiyoruz. Hem en düşük emekli aylığı alanların maaşı artırılsın hem de onun üzerinde maaş alan emeklilerin maaşları buna göre düzelsin diye nöbette olacağız.
Az önce takip etmişsinizdir, iktidar partisi Türkiye Büyük Millet Meclisine bir torba kanun getirdi. İktidar partisinin sözcüsü en düşük emekli maaşını 20.000 TL’ye çıkarttıklarını ve bunu da sosyal devlet olmanın bir gereği gibi sunduklarını açıkladı. Bunu bizim ve milyonlarca emeklinin kabul etmesi mümkün değildir. Öncelikle en düşük maaş alan 4.900.000 emekliyi, yani 18.000 TL'ye yükseltilen maaşı şimdi 20.000 TL'ye yükselttiklerinde bu sorunun ortadan kalkacağını düşünüyorlar. Bu sorun kesinlikle ortadan kalkmaz.
Yapılması gereken iki şey vardır:
En düşük emekli maaşını asgari ücrete endekslemek. Asgari ücreti de açıkladıkları gibi 28.000 TL değil, enflasyonun gerektirdiği şekilde en az 39.000 TL olarak belirlemek gerekir.
Sadece en düşük emekli maaşını düzenlemek yetmiyor, bütün maaşların artması gerekiyor. Şu anda yapılan sadece 4.900.000 kişinin maaşını 20.000 TL’ye yükseltmektir. Ancak bunun biraz üzerinde maaş alan emekli maaşlarına bir düzenleme yapılmayacak. Oysa onlar da açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyorlar.
Emeklilerimiz faturalarını ve kirasını ödeyemez haldedir. Bu durumu sanki sorun çözülmüş gibi sunmak doğru değildir. Faize ve rantçılara trilyonları harcayacaksınız ama emekliye "elimizde para yok" diyeceksiniz. Bunu bu halk kabul etmez. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak emeklimiz ve emekçimiz için nöbette olmaya devam edeceğiz.
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nü Bayram gibi kutlamamız lazım. "Ne güzel bayram yapıyoruz" dememiz lazım. Ama Türkiye'de öyle bir haldeyiz ki az sonra sizinle o tabloyu paylaşacağım. Maalesef gazetecilerin, hatta çalışan gazetecilerin, artık işsizlikle mücadele ettiğini söyleyeceğim. Çalışabilenler de geçim derdiyle mücadele ediyor. Yine çalışabilenler, haberlerinin arkasından cezaevine düşmemek için soruşturmalar, gözaltılar, engellemeler ve tehditlerle karşılaşmamak gibi bir mücadele vermektedir.
Öncelikle sizlere; güzel Eskişehir’imizde kırsaldan merkeze, sivil toplumdan siyasi partilere, sokakta, meydanda, tarlada, üniversitelerde ve her türlü hava koşulunda her kesimden hemşerimizin sesi olan ve haber alma hakkımız için gecesini gündüzüne katan siz basın emekçisi meslektaşlarıma özverili emekleriniz için teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum.
Biliyorsunuz, ben her ay Türkiye Büyük Millet Meclisinde mesleğimizden gelen bir siyasetçi olarak basın özgürlüğü alanında tüm Türkiye'de yaşanan ihlalleri raporlaştırarak kamuoyu ile paylaşmaktayım. Bugün de 1 yıllık ihlal bilançosunu, yani meslektaşlarımızın ve sizlerin neler yaşadığını, Türkiye'de neler yaşandığını sizler aracılığıyla hem Eskişehir hem de Türkiye kamuoyu ile paylaşmak için karşınızdayım.
Gazetecilere Yönelik Adli Süreçler ve Tutuklamalar
Değerli arkadaşlarım, gazeteciler son 1 yıl içinde ülkemizde 610 kez hakim karşısına çıktı. Haber araştırmak ya da haber kovalamak için çıkmadı; kendi haberini, kendi paylaşımını ve kendi yorumunu savunmak için hakim karşısına çıkmak zorunda kaldı.
39 gazeteci tutuklandı değerli arkadaşlarım. Gazeteci meslektaşımız Furkan Karabay 201 gün, Ercüment Akdeniz 247 gün, Elif Akkuş 101 gün ve Yıldız Tar 102 gün cezaevinde kaldı. Fatih Altaylı, olmayacak bir şeyden, yaptığı yorumla Cumhurbaşkanı'nı fiili bir şekilde tehdit ettiği sayılarak 190 gün özgürlüğünden mahrum bırakıldı. Bununla da yetinilmedi ve 42 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Yine Cumhurbaşkanı adayımız ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun basın açıklamasında dile getirdiği bir bilirkişiye cevap hakkı tanıdılar diye Halk TV'nin 5 sunucusu ve yöneticisi şubat ayında gözaltına alındı. Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş 34 gün özgürlüğünden mahrum bırakıldı.
Yine İstanbul Büyükşehir Belediyesi soruşturmaları kapsamında casusluk iddiasıyla başlatılan soruşturma dahilinde Tele1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ gözaltına alınıp tutuklanmıştı. Merdan Yanardağ ile yine YouTube yayınında kullandığı ifadeler nedeniyle gözaltına alınıp tutuklanan gazeteci Enver Aysever'in de aralarında olduğu çok sayıda gazeteci, yeni yıla hala cezaevinde girdi.
Meslektaşlarınızdan ve aynı zamanda çevre aktivisti olan Hakan Tosun, İstanbul'da evine giderken uğradığı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Ölümünün arkasındaki şüpheler ve iddialar hala aydınlatılmış değildir.
Gözaltılar ve Kısıtlamalar
Az önce tutuklanan gazetecileri söylemiştim; şimdi yıl boyunca tam 95 gazetecinin gözaltına alınması hepimizi kaygılandıran bir unsur olarak karşımızdadır.
Yine İmamoğlu'nun ve diğer başkanların tutuklanmasının ardından Saraçhane'de ve Eskişehir dahil Türkiye'nin birçok yerinde protestolar yaşandı. Bu süreçte bunları takip etmek bir gazetecinin en doğal hakkıdır ancak o gazetecilere yönelik tehdit, hedef gösterme, şafak baskınları, ev hapsi, adli kontrol ve soruşturmalar yıla damgasını vurdu.
Gazetecilerin sadece gözaltına alınması veya tutuklanması değil, yıl boyunca gördük ki tutuklanmıyorsa "tutuklanmadı" diye seviniyoruz ama ev hapsine alınıyor veya yurt dışına çıkış yasağı konuyor. Haftada bazen 2 kez, 3 kez karakola giderek adli kontrol imza yükümlülüğü getiriliyor. Bunların her biri aslında sizlerin mesleğini yapmasını engelleyen kısıtlamalardır. İsmail Saymaz ve yine Bursa'daki meslektaşımız Eren Öner, ev hapsi ile kısıtlanan gazeteciler arasında yer aldı.
Medya Sahipliği ve Ekonomik Baskılar
Bu yıl Türkiye'nin en büyük medya patronu kim oldu derseniz, yanıtı hükümet oldu. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) şu anda Türkiye'nin en büyük medya patronudur. Tele1, Habertürk, Show TV ve Bloomberg TV gibi basın kuruluşlarının aralarında olduğu çok sayıda kuruma kayyum atandı.
Basında zaten yüksek olan işsizlik, bu kayyumların atanması ve kayyum operasyonları sonrasında kapanan kurumların artmasıyla daha da artmış durumdadır. Yüzlerce meslektaşımız geçen yıl iş sahibiyken ve haber peşinde koşarken, bu yıla maalesef işsiz girmek zorunda kaldı değerli arkadaşlar.
Basın İlan Kurumu'nun politikaları nedeniyle de Anadolu'da birçok ilde gazeteler kapanmaya ya da birleşmeye zorlandı. Sizler biliyorsunuz; Eskişehir'de de yayın yapılıyor ve getirilen koşullar var. "Şu kadar personel çalıştıracaksın, internette şu kadar tıklanma zorunluluğu olacak, şu kadar dakika kalma zorunluluğu olacak, şu kadar gün şu kadar haber yapılacak" gibi zorlamalar nedeniyle gazeteler ve internet siteleri maalesef birleştirilmeye ve kapanmaya zorlandı değerli arkadaşlarım.
RTÜK Cezaları ve Erişim Engelleri
RTÜK’ün basına yönelik baskı ve sansürü 2025'te rekor seviyeye ulaştı. İktidarın yaptıklarını halka duyuran ve eleştirel habercilik yapan kanallara 53 kez ceza verildi. Bu cezaların parasal karşılığı tam 92.790.898 lira olarak hesaplandı. Tele1, kayyum atanıncaya kadar en çok ceza alan yayıncı oldu.
Sözcü TV'ye 16 idari para cezası ve 10 gün yayın durdurma, Tele1'e 15 idari para cezası ve 5 gün yayın durdurma, Halk TV'ye ise 14 idari para cezası ve 10 gün yayın durdurma cezası verildi. Now TV'ye de yaptıkları haberler nedeniyle 8 ayrı ceza kesildi.
2025 yılında iktidarın siyasetçileri, bürokratları, vekilleri ve onların yakınlarına ilişkin rüşvet, yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma haberlerinin yanı sıra; 19 Mart süreci ve protestolar, kayyum atamaları, hakimler ve savcılara ilişkin iddiaları konu alan yüzlerce habere erişim engeli getirilerek halkımızın bu yolsuzlukları ve usulsüzlükleri bilmesi, okuması ve duyması engellendi.
Yine aralarında birçok siyasetçinin, gazetecinin ve sanatçının olduğu yüzlerce kişinin şahsi sosyal medya hesaplarının erişime engellenmesi yıla damgasını vurdu. Erişim engelleri meselesi; gazeteciler hakkındaki soruşturmalar, gözaltılar ve tutuklamalar kadar Türkiye'de basın özgürlüğünü ihlal eden bir unsur olarak karşımızdadır.
Türkiye'nin ve hepimizin ortak hafızası olan, sizlerin yaptığı her biri belgeli ve gerçek haberlerin erişime engellenmesiyle aslında Türkiye'nin hafızası karartılmaktadır değerli arkadaşlarım. Yaşanan bu saydığım tüm ihlaller ve kısıtlamalar sonrasında Türkiye, basın özgürlüğü alanında dünyada 180 ülke arasında daha da geriye giderek 159. sıraya düştü.
CHP'nin Çözüm Planı
Son olarak size şunu söylemek istiyorum. "Tamam, bunları söylüyorsun; ay ay, yıl sonunda bilançoyu çıkarıyorsun, peki siz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ne yapacaksınız?"
Onu da biliyorsunuz; geçtiğimiz günlerde hep birlikte, İl Başkanımız, milletvekillerimiz ve kurultay delegelerimizle yaptığımız kurultayda parti programımızı güncelledik. Oradaki verdiğimiz sözleri de yine sizlere bir kez daha hatırlatarak basın toplantısındaki ifadelerimi sonlandıracağım:
Halkın haber alma hakkı ve doğru bilgilenme hakkı, Cumhuriyet Halk Partisi için aktif yurttaşlığın asli unsurlarından biridir.
Bu kapsamda, özgür ve demokratik bir medya ve iletişim ortamı mutlaka sağlanacaktır.
Sansür ve otosansüre geçit vermeyeceğiz.
Medya, iş dünyası ve devlet arasındaki ilişkiler ile medya sahipliğine ilişkin kurallar, medya özgürlüğünü güvence altına alacak şekilde yeniden belirlenecektir.
Basın kuruluşlarında çalışanların örgütlenme hakkı teşvik edilecektir.
RTÜK; kurumsal, yasal ve idari yapısı basın özgürlüğünü garanti altına alacak şekilde ve siyasi etkilerden uzak, bağımsız ve tarafsız bir kurul olarak yeniden yapılandırılacaktır.
Kurulun çalışmalarına ilgili sivil toplum ve meslek örgütlerinin katılımı mutlaka sağlanacaktır.
Kısaca; ifade ve basın özgürlüğünü mutlaka sağlayacağız. Çünkü demokrasinin olmazsa olmazı basın özgürlüğüdür.
SUSUZLUK0 KONUSU
Hem yerel yönetimlerimizin hem merkezi idarenin asli sorumluluğu zaten vatandaşların ihtiyaçlarını hangi alanda olursa olsun gidermektir. Bu konuda aslında sizler de hatırlayacaksınız; Eskişehir'de Büyükşehir Belediyemiz geçtiğimiz dönemde, daha Yılmaz Hoca'nın döneminde hatırlayacaksınız, DSİ ile Büyükşehir arasında bir protokol imzalandı. Bunların hepsi olası sıkıntıları öngörerek yapılan hazırlıklardır. Ancak biliyorsunuz bugüne kadar bu hayata geçmedi. Bu noktada "şundan hayata geçmedi, bundan hayata geçmedi" demek istemiyorum.
Önemli olan burada kimin hangi alanda yetkisi varsa bunu Eskişehirlilerin, Eskişehir'in ya da diğer illerde de aynısı tabii ki varsa halkımızın çıkarına kullanmasıdır. Kuraklık ve su meselesi, iklim değişikliği nedeniyle de sadece Türkiye'de değil tüm dünyada önümüzdeki döneme damgasını vuran tehditlerden biridir. Ama biz Türkiye ölçeğinde ya da Eskişehir kendi şehrimiz ölçeğinde çözüm noktasında hepimiz seferber olmalıyız. Daha önce ben bunu Çifteler'e gittiğimde, Sakaryabaşı'na gittiğimizde orada da yine aynı şekilde anlatmıştım. Orayı hatırlarsanız kuruyan yerleri Belediye Başkanımızla birlikte gezdik ve orada da aynı mesajı vermiştim.
Burada önemli olan herkesin elini taşın altına koymasıdır. Kimin ne yetkisi varsa; belediye kendi ölçüsünde, DSİ kendi ölçüsünde, Valilik en başta mülki amir olarak koordine edici makam olarak hepsinin, bakanlık hepsinin "Ya işte ben şöyle söylersem onu zora düşürürüm, ben şunu yaparsam o zorda kalır" gibi hesaplardan kaçınarak Eskişehirlilerin çıkarını ve Eskişehir'imizin geleceğini her şeyin önüne koyarak hareket etmemiz ve üzerimize düşen işi yapmamız gerekir. Gerektiğinde de ortak hareket etmemizde fayda olduğunu düşünüyorum. Gerçekten susuzluk sadece şehir merkezinde değil, aynı zamanda kırsalda da çiftçilerimiz açısından ciddi bir mesele olarak önümüzdedir. Bu konuya hepimizin yapıcı, olumlu ve sonuç alıcı şekilde yaklaşacağı bir yıl olmasını diliyorum. "2026 Eskişehir yılı olsun" diye hepimiz çaba içindeyiz. İşte Eskişehir Büyükşehir Belediyemiz olsun, yine merkezi idare olsun yapacaklarını sıralıyorlar. Bu noktada susuzluğun önümüze ciddi bir sıkıntı olarak gelmemesi için yine hep birlikte hareket etmeliyiz diyorum.
YILMAZ BÜYÜKERŞEN DAVASI
Yılmaz Büyükerşen neden hedeftedir? Yılmaz Büyükerşen şunun için hedeftedir; 25 yıl boyunca meşru seçimlerle, halkın iradesiyle Yılmaz Hocanın bileğini bükemeyenler, şimdi yargı oyunlarıyla, beraat etmiş Yılmaz Büyükerşen'i yeniden işte birileri karıştırarak 'Aman acaba biz nasıl Yılmaz Hoca ile uğraşabiliriz, bu 25 yılın hesabını alabiliriz, Eskişehir'i ele geçiremeyişimizin hesabını nasıl sorarız?' diye Yılmaz Büyükerşen ile uğraşmaktadır. Yılmaz Büyükerşen beraat ettiği davada yine beraat edecektir, hiçbir şüpheniz olmasın. O yüzden yalnız mıdır? Hayır değildir; arkasında sadece partimiz Cumhuriyet Halk Partisi değil, sadece Eskişehir'deki 1000000 hemşehrimiz değil, tüm Türkiye vardır. Tüm Türkiye'deki Yılmaz Büyükerşen, tüm Türkiye'deki Eskişehir sevdalıları vardır.
Eskişehir'i yeniden imar eden, Eskişehir'i yeniden inşa eden, Eskişehir'i sadece Türkiye'nin değil Avrupa'nın gözbebeği haline getiren Yılmaz Büyükerşen'in hedef alınması tesadüf değildir. Yaşanan şehirler arasında her zaman birinci çıkan, güvenli şehirler arasında her zaman birinci çıkan şehir haline getiren Yılmaz Büyükerşen'in hedef alınması tesadüf değildir, rastlantı değildir. 25 yıldır bileğini bükemedikleri Yılmaz Büyükerşen ile şimdi siyaseti bırakıyorum dediği dönemde hesaplaşma arzusunun tezahürüdür. Bizim en ufak şüphemiz yoktur, Yılmaz Hoca yalnız değildir. Dediğim gibi arkasında milyonlar vardır. Yılmaz Büyükerşen'in bir başka hedef alınma sebebi de tabii ki onun Atatürk sevgisi, onun Cumhuriyet sevgisi ve bu şehri hep kendi konuşmalarında da söylediği gibi Atatürk'ün 'Yaşasa benim şehrim.' diyeceği şehir haline getirmesi nedeniyle hedef alınmaktadır. Ama ne olursa olsun Eskişehir, Eskişehirliler bu yoldan dönmeyeceğiz. Nedir bu yol? Cumhuriyetin kenti olma yolundan dönmeyeceğiz. Sonuna kadar da Yılmaz Hocanın arkasında olmaya devam edeceğiz."