Eskişehir’de ekonomi hakkında konuşan DİSK Devrimci Emekli Sen Genel Başkanı Cengiz Yavuz şu ifadeleri kullandı;
“Gençler sokak röportajlarında neden konuşmaktan korkuyor? Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da gözaltında bulunan bir vatandaşın 8 yaşındaki çocuğunun okul kaydının yenilenmediğine ilişkin bir olay gündeme geldi. Gerekçesi ise babasının gözaltında olmasıydı. Söz konusu olan 8 yaşındaki bir çocuk. Böylesi bir ortamda gençlerimizin konuşmaması, konuşmaktan imtina etmesi biraz doğal görünüyor.
Emeklilerimiz de aslında dertlerini tam anlamıyla anlatamıyor. Çünkü onların da sınava giren çocukları var. “Ben konuşursam benim çocuğum asker olamaz, polis olamaz, öğretmen olamaz.” korkusu taşıyorlar. Dolayısıyla emeklilerimizin de ciddi çekinceleri var. Öyle çok rahat değiller.
Bugün resmî verilere, hatta iktidara yakın sendikaların açıkladığı verilere göre bile açlık sınırı 36 bin lirayı, yoksulluk sınırı ise 115 bin lirayı geçmiş durumda. Böyle bir ortamda milyonlarca emekli, eğer öyle olursa -ki henüz kesinleşmiş değil ancak büyük ihtimalle öyle olacak- 23 bin 500 lira aylığa mahkûm edilecek.
Bundan kısa bir süre önce Ankara’da, Fikri Başkan’ın da katkısıyla birkaç otel belirledik. Bu otellerde günlük 200 ile 300 lira arasında değişen ücretler ödenerek, içinde lavabosu dahi bulunmayan odalarda barınmak zorunda kalan emeklilerimiz oldu. Oysa barınma hakkı, uluslararası insan haklarının en temel unsurlarından biridir. Sağlıklı barınma herkesin hakkıdır. Ama emeklilerimiz barınamıyor.
Bugün emeklilerimiz ya bu tür yerlerde yaşıyor ya da hastanelerin acil servislerinde, otogarlarda kalıyor. Maalesef çok sayıda emeklimiz bu durumda.
Hepimiz belli bir yaş grubundayız. Doğal olarak sağlık hizmetlerine daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Buna rağmen birçok yaşlımız ve emeklimiz hastaneye gitmekten imtina ediyor. Çünkü ne muayene ve reçete katkı payını ne de ilaç katkı payını karşılayabilecek durumda. İşte bu nedenle biz yıllardır “Nitelikli ve parasız sağlık hizmeti verilmelidir, sağlık özelleştirilmemelidir.” diye haykırıyoruz. Ancak sesimizi maalesef yeterince duyuramadık.
Bugün enflasyon açıklanıyor, değerli arkadaşlarım. Artık şuna inanın; ortaokul öğrencisi bir çocuk bile TÜİK’in açıkladığı verilerin gerçeği yansıtmadığına inanıyor. Bununla birlikte memur emeklilerine verilen zamma bakalım. Sayın Cumhurbaşkanı, 2023 seçimlerinden önce canlı yayında, “Memurlara seyyanen zam yapacağız ve bundan memur emeklileri de faydalanacak.” dedi. Bunu bizzat kendisinden dinledim.
Ancak bu düzenleme emekli maaşlarına yansıtılmadı. Sonuç olarak bütün emekli aylıkları en alt seviyede eşitlenmeye başladı.
Asgari ücrete bakalım. Asgari ücret bugün de açlık sınırının çok altında. Eskişehir’de bugün en düşük emekli aylığıyla sadece kira bile karşılanamıyor. Muhabir arkadaşımız da söyledi. İnsan, “Artık yeter, bir bakımevine gideyim, hiç olmazsa hayatımın geri kalanını orada geçireyim.” dese, bakımevi ücretini dahi karşılayamıyor.
Yine Eskişehir’den çıkan bir haberi çok iyi hatırlıyorum. Üç-dört emekli bir araya gelerek aynı evi kiralamaya başladı. Emekliler geçinemiyor. Emekliler sağlık hizmetine erişemiyor. Emekliler sağlıklı beslenemiyor.
Peki bizim görevimiz ne? Oturup ağlamak mı? Oturup dert yanmak mı? Yoksa yıllardır bizi yoksullaştıran bu iktidara karşı bir şey yapmak mı? İşte bizim tartışmamız gereken konu budur.
Biz diyoruz ki ancak birleşe birleşe, mücadeleyi büyüte büyüte hakkımızı alabiliriz. Çünkü ülkemizin ekonomik kaynakları, değerli arkadaşlar, 56 milyon insanı beslemeye yetecek düzeydedir. Sorun kaynaklarda değil, iktidarın tercihlerindedir. Sorun, mevcut bütçenin belli sermaye gruplarına aktarılmasındadır.
İşte buna karşı sendikalara, emek örgütlerine düşen görev emeklileri örgütlemek ve bu mücadeleyi büyütmektir.
Biz haklıyız. Biz kazanacağız. Emekliler mutlaka hakkını alacaktır.”