Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Özkan Demirkol şu ifadeleri kullandı;

"ESOGÜ’de keyfî yönetim ve mobbing kabul edilemez. Eğitim hakkı engellenemez, akademik liyakat ve şeffaflık ayağa kaldırılmalıdır. Bir kamu kurumu, meşruiyetini ve kamusal varlığını tabi olduğu kural, ilke ve mevzuattan; gücünü ise kamu yararına sunduğu hizmetten alır. Kamusal kurumlar ilke ve mevzuatın dışına çıktığında meşruiyetini yitirir; hizmet adı altında yürütülen uygulamalar ise kamu yararından uzaklaşıp kişisel hırsların, keyfî tutumların ve çıkar odaklı eylemlerin zeminine dönüşür.

Bugün Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Ana Bilim Dalı’nda yaşananlar, kamu yönetimindeki bu yozlaşmanın ve keyfîliğin somut bir göstergesidir.

Akademide mobbing ve usulsüzlük baskısı. Elde edilen bilgilere göre, ilgili Ana Bilim Dalı Başkanı, 2025 yılından bu yana kişisel tutumlarından kaynaklanan sorunları akademik alana yansıtarak hem kendi danışmanlığındaki hem de dersine giren öğrencilere yönelik sistematik mobbing uygulamaktadır. Danışmanlığındaki bir öğrenci, alan değiştirmek zorunda kalarak bu baskıdan nispeten uzaklaşabilmiş; ancak bir diğer öğrenci, başkanın açık husumetine maruz kalmaya devam etmiştir.

Söz konusu Ana Bilim Dalı Başkanı, Mayıs ve Haziran 2025 tarihlerinde aynı bölümde görev yapan iki öğretim üyesiyle yaptığı görüşmelerde, ilgili öğrencinin ESOGÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde doktora yapmasını istemediğini açıkça ifade etmiştir. İki öğretim üyesinin bu haksız tutuma destek vermemesi üzerine ise “Sizce ben burada Ana Bilim Dalı Başkanı olduğum müddetçe o öğrenci burada doktora yapabilir mi?” diyerek makam gücünü açıkça bir tehdit ve baskı unsuru olarak kullanmıştır.

Yargıyı ve idari makamları araçsallaştırma çabası. Husumetini ileri bir boyuta taşıyan Ana Bilim Dalı Başkanı, 2025 yılının sonuna doğru söz konusu öğrenciyi “silahlı terör örgütü üyeliği” iddiasıyla savcılığa şikâyet etmiştir. Yürütülen tahkikat sonucunda iddiaların somut dayanaktan yoksun ve soyut olduğu tescillenmiş, savcılık tarafından takipsizlik kararı verilmiştir.

Bu hukuksuz girişiminden sonuç alamayan bölüm başkanı, 2026 yılının başlarında hırsını büyüterek hedef gözetmeksizin, kendisine destek vermeyen iki öğretim üyesinin de aralarında bulunduğu toplam beş öğretim üyesini ve öğrenciyi kapsayan yeni bir şikâyette bulunmuştur.

Tüm bu süreç İlahiyat Fakültesi Dekanlığı, Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Rektörlük makamına iletilmesine rağmen yönetim idari bir adım atmamış, sessiz kalarak bu hukuksuzluğa adeta çanak tutmuştur. Yönetimin bu pasif tutumundan cesaret alan Ana Bilim Dalı Başkanı baskılarını artırmış; sonuç olarak öğrenci, anayasal ve yasal bir hakkı olan doktora eğitim programına 2026-2027 eğitim-öğretim yılı güz döneminde başvuru yapamamıştır. Kamusal kaynaklarla yetişmiş nitelikli gençlerin keyfî tutumlara kurban edilmesi, anayasal bir hak olan eğitim hakkının engellenmesidir.

Şeffaflıktan ve akademik etikten uzak sınav süreçleri. Ana Bilim Dalı Başkanı’nın keyfî tutumu sadece bireysel mobbing ile sınırlı kalmamış, akademik ve şeffaf yönetim anlayışını da tahrip etmiştir.

10-11 Ağustos 2026 tarihlerinde yapılacak olan yüksek lisans ve doktora sınavları öncesinde, 4 Ağustos 2026 tarihinde öğretim üyelerine bir bildirim yapılmış; sınav tarihinden bir hafta önce üçer soru ve cevap anahtarının belirlenen kişiye teslim edilmesi istenmiştir. Bölümdeki öğretim üyeleri, sınav sorularının bir hafta önceden toplanmasının şeffaflık ilkelerine aykırı olduğunu, soruların sınav sabahı komisyona teslim edilmesinin ve cevap anahtarının sınav sonrasında sunulmasının daha sağlıklı olacağını belirtmiştir.

Buna rağmen Ana Bilim Dalı Başkanı, 7 Ağustos 2026 tarihinde bölümün iletişim grubundan yaptığı açıklamayla soruların yalnızca komisyon tarafından hazırlanacağını ve sınav kâğıtlarının da yine bu komisyon tarafından okunacağını beyan etmiştir. Alan öğretim üyelerini işlevsizleştirerek saf dışı bırakan, şeffaflıktan uzak ve art niyetli bu sınav yöntemi, adayların liyakatini ve yeterliliğini ölçmekten tamamen uzaktır.

Eğitim Sen olarak soruyoruz. Eğitim Sen olarak açıkça ifade ediyoruz: Üniversiteler kimsenin kişisel ikbal, husumet ve keyfî yönetim alanı değildir.

ESOGÜ Rektörlüğü ve ilgili dekanlık: Yaşanan bu mobbing, usulsüzlük ve eğitim hakkı ihlallerine karşı neden hâlâ sessiz kalmaktasınız? İdari soruşturmayı başlatmak için daha neyi bekliyorsunuz?

Akademik liyakat: Sınav süreçlerinde alan öğretim üyelerini devre dışı bırakan, şeffaflığı zedeleyen bu uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir.

Eğitim Sen olarak öğrencilerimizin engellenen eğitim hakkının, akademisyenlerimize yönelik mobbing ve usulsüzlüklerin takipçisi olacağımızı; kamu yararını, akademik etiği, liyakati ve adaleti savunmaya kararlılıkla devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.