Eskişehir Filistin ile Dayanışma Platformu adına konuşan Filistinli doktor Emcet Saidoğlu şu ifadeleri kullandı:
“Bugün burada Filistin halkının özgürlük mücadelesiyle dayanışmak için toplandık. Katledilenlerin, aç bırakılanların, enkaz altında kalanların ve yurdundan sürülenlerin sesini duyurmak için buradayız. İşgalin, soykırımın ve sömürgeci, ırkçı ve ayrımcı Siyonist rejimin karşısındayız. Filistinlilerin geleceğini pazarlık konusu yapan, kendi kaderlerini belirleme hakkını yok sayan ittifaklara ve kurullara itirazımızı dile getirmek için buradayız.
10 Ekim 2025’te Gazze’de yürürlüğe giren, Türkiye’deki rejimin de garantörü olduğu ateşkesin üzerinden bir yıl geçti. Sözde ateşkes sonrasındaki İsrail saldırılarında en az 1500’den fazla Filistinli katledildi, yaklaşık 5400 Filistinli yaralandı. Soykırımcı İsrail, 10 Ekim 2025’teki ateşkesten bu yana Gazze Şeridi’nde en az 5 bin 223 kez ateşkesi ihlal etti. 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde toplam kayıtlı can kaybı yaklaşık 75 bin, yaralı sayısı ise 176 bin civarındadır.
Ateşkes denilen durum aslında soykırımın yavaş çekimde devam etmesinden ibaret. Bombardımanlar ve saldırılara ilaveten yardım kısıtlamaları ve yeniden yerinden etmeler de devam ediyor.
Yaklaşık iki milyon insanın barınmaya ihtiyacı var. 1,4 milyon insan yıl sonuna kadar kriz düzeyinde veya daha ağır açlıkla karşı karşıya. Gazze’de sadece birkaç hastane çok kısıtlı hizmet verebiliyor; ilaç, tıbbi malzeme ve tedavi imkânlarındaki ağır yetersizlikler sürüyor. En az 4000’i çocuk, 18.500’den fazla hasta, Gazze’de sağlanamayan tedavilere ulaşabilmek için Gazze dışındaki hastanelere nakledilmeyi bekliyor. Bu nakillerin gerçekleşmesini beklerken hayatını kaybedenlerin sayısı ise bini aşmış durumda.
Temiz su ve kanalizasyon altyapısındaki yıkım hastalıkları yayıyor. Aileler dördüncü kışlarına çadırlarda ve çökme tehlikesi altındaki binalarda giriyor.
Siyonist işgal çetesi, ateşkes uyarınca belirlenmiş olan ‘Sarı Hat’ı sürekli Gazze’nin içlerine doğru kaydırarak işgal alanını genişletiyor. Bu ilerleyiş insanları yeniden yerinden ediyor ve Gazzelileri giderek daralan bir alana sıkıştırıyor. Ateşkes, Siyonist işgalin kalıcılaştırılmasının örtüsüne dönüşmüş durumda. Soykırımcılar amaçlarını da saklamıyorlar: Filistinlileri topraklarını terk etmeye zorlamak. Bunu da ‘gönüllü göç’ olarak adlandırıyorlar.
ABD Başkanı Trump’ın sözde Barış Planı’nın ve Barış Kurulu’nun bu zamana kadar tek bir olumlu icraatı yok.
Filistinliler, topraklarına el konulduğunda veya zarar gördüklerinde bağımsız mahkemelere başvurabilmeli; sorumlular hesap vermelidir.
Gazze, bütün bölgesel ittifakların samimiyet sınavıdır. Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın ortağı oldukları Mekke Savunma İttifakı’na bu açıdan bakıyoruz. Sarayları, petrol tesislerini ve despotik bir saltanat rejimini korumak için gösterilen irade, Filistinlilerin hayatını korumak için gösterilmedi. Gazze için işletilmeyen dayanışmanın Amerikan emperyalizmine, Siyonist yerleşimciliğe ve üzerlerindeki yüzyıllık Suudi boyunduruğuna karşı itiraz eden Yemen’e karşı işletilmesine itiraz ediyoruz. Mekke ve Medine’ye Müslümanlar tarafından atfedilen kutsallığın dünyanın en zalim rejimlerinden olan Suudi saltanatının güvenliğine ve bölgesel hesaplarına kalkan edilmesine karşı çıkıyoruz. İttifakın adı, yapılan siyasi ve askerî tercihlerin meşruiyetini kendiliğinden sağlamaz. Bu ittifak mevcut hâliyle aslında Suudi diktatörlük rejimini koruma ve kollama ittifakıdır. Bu askerî anlaşmaya Mekke İttifakı denmesi, Kur’an yapraklarını mızrakların ucuna takma vakasını hatırlatıyor.
İsrail’in Yemen’e karşı savaşta Suudi Arabistan’a istihbarat desteği verdiğine ilişkin haberler bizzat Amerikan ve İsrail basınında yer alıyor. Hatta aynı basından soykırımcı Netanyahu’nun Suudilerin safında Yemen’e karşı savaşmak istediğini okuyoruz. Türkiye ve Pakistan’ın desteğinin İsrail’in askerî hedeflerine hizmet etmesine karşıyız. Hürmüz Boğazı’nın ve Kızıldeniz’in ticaret güvenliği gerekçesi ile bölgesel ve küresel zorbaların huzur ve refahı, Gazze soykırımını gündemden silemez.
Mezhepçi propagandayla halkların birbirine düşürülmesini reddediyoruz. Türkiye, Yemen üzerindeki asırlık Suudi baskısına karşı başkaldırmış Yemenlilere karşı savaşa katılmamalı ve elindeki hiçbir imkânı dünyanın en baskıcı rejimlerinden birinin hizmetine sunmamalıdır. Hükümet bütün askerî taahhütlerini kamuoyuna açıklamalıdır.
Türkiye’deki yetkililere sesleniyoruz:
Hamaseti bırakın, somut adım atın. Filistin halkının iradesini dışlayan sözde Barış Planı’na desteğinizi çekin; İsrail’in de yer aldığı Barış ve Gazze İcra Kurullarından ayrılın. Filistin adına işgale, vesayete ve soykırıma meşruiyet kazandırmayın.
İsrail’le diplomatik ilişkileri kesin, tanıma kararını geri çekin. Tam boykot, tam ambargo, tam tecrit ve kesintisiz yaptırım uygulayın.
Hülle ticaretini durdurun. Üçüncü ülkeler, aracı şirketler ve Filistin adına düzenlenen belgeler üzerinden yasağın aşılmasını engelleyin. Gerçek alıcıları ve sevkiyat kayıtlarını açıklayın.
Limanları İsrail’e yük taşıyan gemilere kapatın. Maersk dâhil taşıyıcılara sunulan hizmetleri durdurun; ZIM şirketi TIR’larının Türkiye üzerinden taşımacılık yapmasını engelleyin.
SOCAR ve diğer şirketlerin Azerbaycan petrolünü Bakü-Tiflis-Ceyhan üzerinden İsrail’e ulaştırmasını durdurun. Şirketleri, alıcıları ve sevkiyattan gelir elde edenleri açıklayın.
İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere emperyalizmin askerî üs ve tesislerini kapatın. İsrail’e istihbarat ve lojistik desteğini kesin.
Gazze’ye yardımların engelsiz ulaşması ve hastaların tahliyesi için harekete geçin. İşgalin sona ermesini, ablukanın kaldırılmasını ve mültecilerin dönüş hakkını savunun.
Filistin dayanışmasına yönelik baskılara son verin.
Eskişehir’den haykırıyoruz: Soykırımı besleyen bağları kesin. Halkların geleceği pazarlık konusu yapılamaz.
Soykırımcıların ve işbirlikçilerin değil, Filistin halkının ve direnişin yanındayız.”





