Eskişehir'de hem çiftçilik hem de nakliyecilik yapan Süleyman Yıldız:

“Türk Şeker Şirketi bu işe başlarken her sene emeğimizi, alnımızın terini çala çala bizi bu noktaya getirdi. Başta anonsumuzu net veriyorlar, küspemizi net ödüyorlardı. Ben hem çiftçiyim, hem nakliyeciyim, hem de üreticiyim. Sonra düzeni yavaş yavaş kendi lehlerine kurmaya başladılar. Çünkü çiftçiden hiçbir ses çıkmadı, çiftçi derdini kimseye anlatamadı.

Bakın, şurada bu kadar insan var ama bir tane Ziraat Odası Başkanımız yok. Yöneticilerimizden, bize sahip çıkanlardan kimse yok. Bu sene ne yaptılar? Gübre paramızı da kestiler. Biz gübreyi pancara ekeceğiz ama gübremizi dahi ödemediler. Sonradan komik rakamlarla gübre parası ödediler. Yüzde 20 olan küspe hakkımızı yüzde 12'lere, yüzde 15'lere düşürdüler.

Türk Şeker, elinden geldiği kadar buradaki üreticiyi ve köylüyü köle gibi görüyor. Şurada bir lokalimiz var. Yemeği, çayı parayla birilerine peşkeş çekiyorlar, satıyorlar. Bu iş parayla olmaz. Orada üretici yemek yiyecek, çay içecek. Buradan rant elde etmeyin, yemeğimizi ve çayımızı bize en kaliteli şekilde vermeye çalışın.

Ayrıca 10 ay geçmiş, sezon gelmiş, benim daha ektiğim pancarımın kaç para olduğundan haberim yok. Böyle bir sistem olabilir mi? Dünyada böyle bir örnek var mı? Pancarımı ne zaman, nasıl ödeyeceğimi, paramı nasıl alacağımı bilmiyorum. Biz köle miyiz? Hiç mi söz hakkımız yok? Yaptıkları sözleşmeyle üzerimizde baskı kuruyorlar. Sözleşme dedikleri şey 1930'ların, 1950'lerin sözleşmesi. Kaçıncı yüzyıldayız, bunları artık yenileyelim.

Geldik nakliyeye. Geçen sene sezona başladığımızda mazot 40-45 lira civarındaydı. Şimdi mazot 100 liraya dayanmış, bana nakliyede yüzde 20 fark veriyorlar. Bu komik değil mi? Buradaki insanlar evlerine ekmek götürüyor, bu işten geçinen insanlar var. Bir lastik 25 bin lira olmuş. Sanayiye giriyorsun, en ufak araba masrafı 50 bin lira. Şimdi de inatlaşıyorlar, fabrikada pancar bitti. Direnebildiğimiz kadar direneceğiz, hakkımızı alacağız.

Biz ‘İllaki şu para olsun.’ demiyoruz. Gelsinler, ortak noktada buluşalım. Biz insanız. Burada kimse kimseyi yemiyor, kimse kimseyle kavga etmiyor. Oturalım, konuşalım. Onların mazot fiyatından haberleri yok. Niye yok? Altlarında kiralık arabalar var. Binadan çıkıp kantara arabayla giriyorlar, kendi araçlarına altı ayda bir mazot alıyorlar. Buradaki yöneticilerin mazotun kaç para olduğundan haberi yok.

İsveç vari yemeleri bizden, çayları bizden, her şeyleri bizden. Son model lokantalarda yemeklerini yediriyoruz, maaşlarını veriyoruz ama burada bizimle ilgilenen bir tane adam yok.

Bir gün gelin, şurada lokalde hep beraber oturalım. ‘Arkadaşlar, derdiniz ne? Pancarınızın durumu ne? Paraya ihtiyacınız var mı?’ deyin. Manevi olarak da yanımızda olun. Biz sizden her zaman sadece para talep etmedik, yanımızda olmanızı istedik. Üç ay boyunca lokalde bir tane yönetici, fabrika müdürü, ziraat müdürü, şef veya oda başkanı göremiyoruz. Bir gün yanımızda olun, başka bir şey istemiyoruz. Biz sizin köleniz değiliz. Biz varsak siz de varsınız.

Şimdi buradaki fabrika müdürüne, ‘Senin maaşını yılbaşında belirleyeceğiz, 11 ay boyunca sana para yok.’ deseler nasıl duracaklar, evlerine nasıl ekmek götürecekler? 12 ay sonra da ‘Maaşın aylık 30 bin lira.’ deseler çalışırlar mı? Bize yaptıkları sistem tam olarak bu. Ben çoluğumla çocuğumla 10-11 ay üretim yapıyorum, 10 ay sonra alacağım para belli değil. Nakliyeciye verecekleri para belli değil. Mazotçuyu, sanayiciyi, nakliyeciyi nasıl ödeyeceğiz, bunu düşünüyorlar mı?

Ropacıları, yani söküm makinecilerini, fabrikada topladılar. Yandaşlarından birkaç tane grup başkanını alıp beş dakikada ropanın fiyatını belirlediler. Geçen sene ropanın fiyatı 87 TL + KDV iken bu sene 135 TL + KDV yaptılar. Nakliyeciyi de toplasaydınız ya. Kaç para istediğimizi sorsaydınız ya. Niye nakliyeye ve pancara gelince bu yapılmıyor? Pancar fiyatı niye belli değil, bana bunu izah etsinler.

Biz ‘Pancar 5 bin lira, 6 bin lira olsun.’ demiyoruz. Ama oturalım, hep beraber konuşalım. Çiftçinin olduğu bir masa olsun. Göstermelik işler yapmasınlar, kendi adamlarını yanlarına alıp fiyat belirlemesinler.

Dün Alpu bölgesinde toplantı yaptılar. Kime haber verdiler? Kendi beş tane adamlarına. Neymiş efendim, ‘Nakliyeye 12 lira fark verelim.’ Öyle bir dünya var mı? 12 lira fark ne demek? 20 tonda 200 lira para yapar. Şurada 200 liraya bir tabak yemek yiyemiyorsun, çarşıda bir tabak yemek 700-800 lira olmuş. Kimi kandırıyorlar?

Bize kelime oyunları yapmasınlar. Buraya gelsinler, adam gibi hep beraber bu işi çözelim. İnsanca bir orta yol ve adil bir paylaşım bulalım. Başka bir şey istemiyorum.

Ya bugün burada öleceğiz ya da bugün burada istediğimizi alacağız. Bunun başka alternatifi yok arkadaşlar. Her sene böyle, her sene böyle. Bundan sonraki sezonlarda da bu iş böyle olmasın. Onlar da kendilerine çeki düzen versinler.

Bakın, bölgeyi köy köy, çiftçi çiftçi geziyorlar. Mausçu, yani halk diliyle ropacılara yalvarıyorlar, ‘Pancar söküm, pancar söküm.’ diye. Burası her gün zarar ediyor. Kimin yüzünden? İki tane yöneticinin yüzünden. Ziraat Müdürü ile Fabrika Müdürünün yüzünden sistem bu duruma gelmiş durumda.

Bunun başka alternatifi yok. Birlik olacağız. Üç gün daha dayanalım."