GÜNDEM

Esmaül Hüsna Aslan: "Kazdağları ve Madra Dağı sahipsiz değildir"

Esmaül Hüsna Aslan, Kazdağları ve Madra Dağı’ndaki altın madeni kapasite artışına tepki gösterdi.

Abone Ol

Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Esmaül Hüsna Aslan şu ifadeleri kullandı;

"İktidar mensupları bir kez daha milletin toprağını, suyunu ve ormanını değil; siyanürlü madenciliği tercih etti. Kazdağları ve Madra Dağı’nda 1.300 hektarlık alan daha vahşi madenciliğe, rant uğruna kurban ediliyor.

TÜMAD’ın Kazdağları-Madra Dağı hattındaki altın madeni kapasite artışı projesine verilen yeşil ışık, yalnızca bir kapasite artışı değildir. Bu karar; ormanların, tarım arazilerinin, meraların, yeraltı sularının ve iki ayrı havzanın aynı anda riske atılması anlamına gelmektedir.

Mevcut ÇED alanı 835 hektardan 1.287 hektara çıkarılmak istenmektedir.

Açık ocak alanı 134 hektardan 353 hektara genişletilecektir.

Siyanür kullanılarak altın ayrıştırılan yığın liç alanı 83 hektardan 257 hektara çıkarılacaktır.

Yıllık üretim kapasitesi 7 milyon 760 bin tondan 15 milyon 500 bin tona yükseltilecektir.

Yığın liç tesisinin toplam kapasitesi 75 milyon tondan 155 milyon tona çıkarılacaktır.

Bu kapasite artışıyla yaklaşık 1.300 hektara ulaşan ormanlık alan daha madencilik faaliyetlerinin etkisi altına girecektir.

Bu, Kazdağları ve Madra Dağı ekosistemine karşı açık bir saldırıdır.

Bölgede karaçam ormanları zarar görecek, tarım arazileri ve meralar üzerindeki baskı büyüyecek, Madra Dağı’nın yeraltı su rezervleri hem tüketim hem de kirlenme riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Madra Barajı üzerindeki baskı artacak; Madra Deresi, Kocaçay ve Karadere doğrudan etki altında kalacaktır.

Daha vahimi, maden sahası Kuzey Ege Havzası ile Susurluk Havzası arasındaki su bölüm çizgisi üzerinde bulunmaktadır. Olası bir sızıntı, liç kaçağı veya ağır metal kirliliği durumunda yalnızca bir dere, bir köy ya da bir orman değil; iki ayrı havza aynı anda tehdit altında kalacaktır.

Toplam su ihtiyacı saniyede 57 litre olan bu proje için hâlihazırda başta Düdüklü Suyu olmak üzere altı ayrı su kaynağından su çekilmektedir. DSİ belgelerine yansıyan bilgilere göre, şirketin sanayi suyu temini için kullandığı bazı yeraltı suyu kuyularının resmî kayıtlarda “kaçak kuyu” olarak yer aldığı iddia edilmiştir. Halkın suyu madene, köylünün geleceği ise şirket kârına terk edilemez.

Üstelik şirketin kendi ÇED raporunda dahi bazı pasa alanlarının asit kaya drenajı oluşturma riski taşıdığı belirtilmektedir. Bu risk; ağır metallerin ve kirleticilerin su kaynaklarına karışması anlamına gelmektedir.

Ruhsat sahasının bir bölümünün Kozak Yaylası Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı sınırları içinde kalması da bu projenin vahametini artırmaktadır. İşletme faaliyetleri sona erdiğinde geride büyük çukurlar kalacak, bu açık ocaklar zamanla göle dönüşerek bölgenin hidrolojik yapısını değiştirecektir.

Soruyoruz. Bu ülkenin ormanları birkaç şirket daha fazla kazansın diye mi var?

Bu milletin içme suyu kaynakları siyanürlü altın ayrıştırma tesislerine tahsis edilsin diye mi korunuyor?

ÇED süreçleri çevreyi korumak için mi, yoksa tahribata yasal kılıf hazırlamak için mi işletiliyor?

Zafer Partisi olarak açıkça ifade ediyoruz:

Kazdağları ve Madra Dağı sahipsiz değildir.

Türkiye’nin su varlıkları, ormanları, meraları ve tarım alanları maden şirketlerinin insafına bırakılamaz.

Çevre Bakanlığı bu projeye verilen onay sürecini derhal durdurmalı, kapasite artışı iptal edilmeli, bölgedeki tüm su kullanımları ve kuyu izinleri bağımsız biçimde denetlenmelidir.

Milletin suyunu, toprağını ve geleceğini savunmak siyasi bir tercih değil, millî bir sorumluluktur.

Kazdağları’nı siyanüre, Madra Dağı’nı maden çukurlarına, halkın suyunu şirket kârına teslim etmeyeceğiz.

Emoji ve simgeler kaldırıldı, yazım-imla hataları düzeltildi, sayı ve noktalama kullanımı standartlaştırıldı."