Eskişehir’de düzenlenen imza ve söyleşi günü, edebiyatseverlerin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Yazar Fatma Yüzer Deniz’in okurlarıyla buluştuğu etkinlikte samimi anlar yaşandı.
Taşbaşı Kültür Merkezi Kırmızı Salon’da gerçekleşen programda, yazarın “Altın Halka İçsel Bir Uyanış” adlı eseri üzerine söyleşi yapıldı. Katılımcılar hem kitap hakkında bilgi edinme hem de yazarla birebir iletişim kurma fırsatı buldu.
Etkinliğin moderatörlüğünü yazar Güngör Kibaroğlu üstlenirken, program boyunca edebiyat ve yazarlık üzerine çeşitli konular ele alındı. Yoğun ilgi gören etkinlik, imza bölümünün ardından sona erdi.
Yazar Fatma Yüzer Deniz şu ifadeleri kullandı;
“Biz sadece kendi hikâyemizi yaşamıyoruz. Geçmişten gelen toplumsal, kültürel ve ailemizden aldığımız hikâyeler var. Bunlar aslında kadının görünmeyen yükleridir. O yüklerle beraber hayata karşı durduğu ve hayattaki emeği maalesef çoğu zaman o yüklerden dolayı hiçbir şekilde görünmüyor. Emeği çok büyük ama görünmeyen tarafını belirtmek istedim.
Bizler çoğu zaman fark etmeden başkalarının hikâyelerini yaşarız. Aileden, toplumdan, geçmişten gelen hikâyeler... Kendi hayatımızı yaşayamayız ve aslında bunu fark etmeyiz bile. Kim olduğumuzu bile çoğu zaman sorgulamayız. Başkasının hikâyesini yaşarken o kendine dönüş aslında fark etmekle başlar. Bu döngünün kırılması da bu şekilde oluyor diye kitabımda yer alıyor.
Biz gücü biraz sert durmakla ya da sertleşmekle özdeşleştirmişizdir. Ama bence güç sertleşmek değildir. Kendine rağmen kalbini açabilmektir. Kırılganlığı inkâr etmeden ayakta durmak ve kendin olmaktan hiçbir şekilde vazgeçmemektir diyebilirim. İnsan çoğu zaman en çok kendinden saklanır. Kendini görmek aslında o saklanmayı bırakmaktır. Ama tabii sadece aydınlık tarafımızla değil, karanlık tarafımıza da bakmamız gerekiyor. Bu yüzden kendine bakmak aslında bir yüzleşmeyi kabul etmektir. Bu yüzleşmeyi kabul etmek de bence en büyük cesaret diyebilirim.
Affetmek asla unutmak değildir. Yaşananı yok saymak da değildir. Sadece o öfkeyi, o kötü duyguyu taşımayı bırakmaktır bence. İnsanı özgürleştiren en büyük şeylerden bir tanesi olduğunu düşünüyorum. Affetmek sanıldığı gibi bütün her şeyi yok saymak, hiç olmamış gibi yapmak değildir. Sadece oradaki yükü evet bırakıyorum ve çünkü o yük belki hayatta bize yürürken ağırlaştırıyor, belki kendimize ulaşmamıza, bir şeyleri doğru dürüst görmemize zorlaştırıyor diye düşünüyorum.
İnsan deyince aslında hepimiz şöyleyim, böyleyim diye birçok etiket yapıştırırız kendimize ve çoğunlukla da parça parça görürüz kendimizi. Bir bütün hâlinde değil. Belki görmek istediğimiz şeyleri görüp diğerlerini arkamıza atarız. İnsan o içindeki hem karanlık hem aydınlığıyla temas ettiğinde, yani bu bazen doğayla bazen de kendi iç dünyasıyla bağ kurarak kendisini birleştirir ve o tamlığı, o tam ve bütün olmayı hissedebilir diye düşünüp yazdığım cümlelerdi hocam onlar da.
Uyanış hayatın dışına çıkmak değil; asla değil. Uyanış aslında hayatın içine uyanmaktır; yani fark etmektir. İyiyle kötü, aydınlıkla karanlık her şeyi farkında olarak gerçekliği olduğu gibi görebilmek ve kendi içinde kendiliği kaybetmemek diye düşünüyorum."
Yine çocukluğumdan beri en büyük özelliklerimden bir tanesi çok merak eden biri olmam. O merak konularım da çok farklı; evren, doğa, insan... Hep bir neden diye soran bir insanım ve bu neden soruları beni zamanla felsefeye doğal olarak yaklaştırdı. Yani bir akademik alan olarak değil; bir düşünme biçimi gelişti içimde doğal bir şekilde. Sormak, anlamaya çalışmak, bazen de cevapsız kalmak... Bunlar benim için felsefenin tam kendisidir. Altın Halka kitabı da buradan beslendi. Çünkü bazı soruların net bir cevabı yoktur. Ama o sorularla yaşamak bile insanı değiştirebilir.“