Saadet Partisi Eskişehir İl Başkanı Fesih Bingöl şu ifadeleri kullandı;
"Eskişehir'i metruk binalar açısından üçe ayırmamız gerekiyor. Birincisi Odunpazarı bölgesindeki metruk binalar, ikincisi ise kentin farklı noktalarında tekil olarak bulunan metruk yapılardır. Bu üç grubun da ortak noktası mülkiyet sorunudur. Bu binaların kime ait olduğu konusunda sorunlar yaşanıyor ve maliklerine ulaşılamıyor. Dolayısıyla maliklerin bir araya gelmesi gerekiyor ki burada bir çözüm üretilebilsin. Bunların birçoğunun hissedarları var ancak malikler çok uzun yıllar önce vefat etmiş kişiler olduğu için sürecin ilerlemesi mümkün olmuyor. Birilerinin bu sorumluluğu üstlenerek hissedarlara ulaşması ve burada çözüm üretecek bir irade ortaya koyması gerekiyor.
Odunpazarı'nda ise işin farklı bir boyutu bulunuyor. Burada Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu da sürecin tarafıdır. Türkiye'de bu konuda oldukça katı bir uygulama var. Tarihi eser statüsünde değerlendirilen ve korunması gereken yapılar için yeni yapılaşmaya çok fazla izin verilmiyor. Bu nedenle bence siyasi partiler, iktidar ve muhalefet bir araya gelmeli, bu konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gündemine taşımalıdır. Mülkiyet sorunu çözülemeyen, maliklerine ulaşılamayan bu tür binalar için devletin bir komisyon oluşturması gerekir. Bu komisyon binaları aslına uygun ve daha sağlam hale getirerek yenileyebilir, ardından mülkiyet hakkını hissedarlarına devredebilir. Bu yapılmadan bu sorunun çözülmesi mümkün değildir.
Bu binalar açısından 6306 sayılı Kanun önemli. Bu kanun, afet riski altındaki alanları düzenlemekte. Dolayısıyla söz konusu bölgeler afet riski altındaki alanlar. Biz afet riskini yalnızca deprem, yağmur veya sel olarak değerlendirmiyoruz. Eğer sokaklar darsa ve olası bir yangında itfaiye araçları bölgeye giremiyorsa, burası da afet riski altındaki bir alandır. Bu bölgelerde sokaklar oldukça dar olduğu için bir yangın meydana geldiğinde itfaiye araçlarının müdahalesi çok zor olmaktadır. Bu durum hem yangın hem de deprem açısından ciddi bir tehlike oluşturmakta.
Bize ulaşan bilgilere göre bu metruk binaları farklı amaçlarla kullanan gençler bulunuyor. Böyle bir yapıda çıkabilecek yangın doğrudan can güvenliğini tehdit ederken, alevlerin çevredeki binalara sıçrama riski de bulunuyor. Az önce de ifade ettiğim gibi, dar sokaklar nedeniyle itfaiye araçlarının müdahalesi gecikebilir ve yangın çok geniş bir alana yayılabilir. Bunun yanında yapılar deprem açısından da büyük risk taşıyor. Biz sürekli Eskişehir'de 6,5 büyüklüğünün üzerinde bir deprem olasılığını değerlendiriyoruz. Böyle bir deprem yaşandığında bu binaların ayakta kalması mümkün değildir. Bu nedenle mutlaka güçlendirilmeleri gerekiyor.
Ben güçlendirme konusunun önemini belediyelere tam anlamıyla anlatamadım. Güçlendirme, bir binayı yalnızca depreme dayanıklı hale getirmek değil, aynı zamanda mevcut fonksiyonunu ve tarihi özelliğini koruyarak geleceğe taşımaktır. Eğer yapının tarihi bir değeri varsa bunun korunması gerekir. Ben siyaseten de şunu söylemek isterim; burada bir irade eksikliği yaşandı. Bu, yalnızca hükümetin ya da yalnızca belediyelerin çözebileceği bir konu değildir. Merkezî hükümetin de desteğiyle bu metruk ve yenilenmesi gereken binaların depreme dayanıklı hale getirilmesi gerekiyor. Çünkü burada doğrudan insan hayatını ilgilendiren bir risk var. Özellikle yangın riski, bu yapıların oluşturduğu en büyük tehlikelerden biri."





