Anahtar Parti Sözcüsü Fuat Geçen şu ifadeleri kullandı;
"Aralık ayı sonunda, çalışanların, asgari ücretlilerin ve emeklilerin maaş artışlarına esas teşkil edecek enflasyon verileri toplanıp değerlendirildi ve bu kesimlere zam yapıldı. Kasım ve Aralık ayı enflasyon artışları sırasıyla %0,87 ve %0,89 olarak gerçekleşti; bunu hatırlatmak isterim.
İlginçtir ki, bu zamlara esas teşkil eden enflasyon verileri yıl sonu yaklaştıkça düştü. Çalışanlara, enflasyondan hareket edildiği gerekçesiyle %16-17 civarında zam yapıldı. Şimdi dikkatinizi bir noktaya çekmek istiyorum. Ocak ayı enflasyon rakamları hafta başında açıklandı ve oran %4,84 olarak duyuruldu. Bu oran, 2025 yılının son dört ayındaki toplam artışa yakın bir rakama tekabül etmektedir.
Şimdi ekonomi yönetimine soruyorum: Veri topladığınız ve şu anda sözünü ettiğimiz bu üç ay kış aylarıydı; ocak ayı da bir kış ayıdır. TÜİK hangi sepeti kullandı? Aralık ayında hangi sepet kullanıldı, kasım ayında hangi enflasyon sepeti esas alındı, ocakta hangisi kullanıldı? Siyasette buna illüzyon denir. Enflasyon rakamlarını işinize geldiğinde düşük göstermek, işinize geldiğinde gerçeğe daha yakın açıklamak siyaset ahlakına uygun değildir. Her sofrayı ilgilendiren bu artışla ilgili yaptığınız uygulama ne ahlakidir ne de doğrudur.
2025 yılında Merkez Bankası olarak açıkladığınız orta vadeli bir program vardı. Bu programda 2026 yılı için enflasyon tahmininiz %16 olarak yer alıyordu. Eğer aralık ayında %4,81’lik bir enflasyon açıklıyorsanız —ki bu oranı siz açıklıyorsunuz, sokağın hissettiği enflasyonun bunun biraz üzerinde olduğunu varsayıyoruz— o hâlde 2026 için öngördüğünüz yıllık enflasyonun dörtte birine bir ayda ulaşmış oluyorsunuz.
Bu durumda, söz konusu enflasyon tahminine dayanarak ülke ekonomisinin yolunda gittiğine nasıl inanacağız? Kaldı ki bu sayılar milletimizi doğrudan ilgilendirmiyor. Milletimiz için önemli olan, verilen istatistikler değil; ocağında, sokağında, çocuğunun çantasında satın alma gücünde bir artış ya da iyileşme olup olmadığıdır. Asıl gösterge budur. Ortada bir artış değil, açık bir erime olduğu kesindir. %16-17 oranında enflasyona dayalı zam verdiğiniz çalışanların, emeklilerin ve asgari ücretlilerin maaşlarının dörtte birinin alım gücü, bir ay içinde açıklanan bu enflasyon oranıyla erimiştir.
Allah aşkına, bu milletin ocağıyla, aşıyla, sokağıyla ve çarşısıyla hiç mi ilgilenmiyorsunuz? Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarı döneminde ekonominin zaman zaman iyileştiği dönemler olmuştur. Bunu yok saymayız; biz de bu ülkede yaşıyoruz. Ancak verilerin düzelemez hâle geldiğini gördüğümüzde bir gerçek açıkça kendini göstermektedir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte denge ve denetim mekanizmalarının zayıfladığı, şeffaflığın azaldığı, israfın arttığı, yolsuzluğun kontrol edilemez hâle geldiği ve kuvvetler ayrılığının işlevini yitirdiği bir sürecin son 5-6 yıla damga vurduğu görülmektedir.
Para canlı bir organizma gibidir. İnsanlar huzuru, adaleti ve güvenliği buldukları yerde nasıl kendilerini güvende hissederlerse; sermaye de aynı parametrelere önem verir. Eğer bir ülkede hukuk ve adalet anlayışıyla ilgili ciddi sorunlar yaşanıyor ve kamuoyu güven testinde olumsuz bir tablo ortaya koyuyorsa, bunun etkisi yalnızca ülke içinde kalmaz. Dış sermaye de bu gelişmeleri yakından izler ve yatırım kararlarını buna göre verir ya da yatırımlarını geri çeker. Denge ve denetim mekanizmalarının, kuvvetler ayrılığının, adalet duygusunun, uluslararası hukuk normlarına bağlılığın ve demokrasi anlayışının zayıfladığı dönemlerde, ekonomiyi kime emanet ederseniz edin kalıcı bir iyileşme beklemek mümkün değildir. Uzun iktidar döneminde yorulmuş ve bu yorgunluğu toplumun birçok kesimine yansıtmış bir siyasal iktidarla karşı karşıyayız.
Tam da bu noktada Anahtar Parti olarak bizler, bütün motivasyonumuzu ve enerjimizi bir nöbet değişiminde görev başında olmaya, ülkemizin dertlerini yerinde tespit etmeye ve çözüm önerilerimizi hazırlamaya yöneltmiş durumdayız. Bu yaklaşım, siyaset üstü bir ülke sorumluluğu anlayışının gereğidir.
Bütün bu gelişmeler yaşanırken yalnızca ekonomi değil, sokaklarımız da güvenli değildir; evlatlarımız da yeterince güvende değildir. Çocuk katillerinin takibini acziyet içinde ve büyük zorluklarla yapar hâle geldik. Kadın cinayetlerinde de durum benzerdir. Ayrıca, bugüne kadar yeterince verilere yansımayan; her gün binlerce çocuğumuzun ahlaki gelişimini ve geleceğini olumsuz etkileyen yayınlar, sanal kumar ve uyuşturucuyla mücadele konusunda siyasal iktidarın toplumda “gereği yapılıyor” duygusu oluşturacak bir noktaya ulaştığını söylemek maalesef mümkün değildir."





