ESKİŞEHİR HABER

Gazeteci Timur Soykan Eskişehir'de konuştu; "CHP bu ülkede en çok oy alan parti"

Gazeteci Timur Soykan, Eskişehir’de yaptığı konuşmada Türkiye siyaseti, muhalefet ve uluslararası gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Abone Ol

Eskişehir'de konuşan Gazeteci Timur Soykan şu ifadeleri kullandı;

"Eskişehir'de olmak, güzel şehirde olmak çok çok büyük bir keyif. Eskişehir'i çok seviyoruz. Sizi çok seviyoruz, iyi ki varsınız.

Şimdi aslında şöyle yani bakın tarih böyledir. Tarih böyle yazılır. Bazen çok insani zaaflar olduğunu ya da bireysel kahramanlıklar olduğunu ve insana dair küçük olaylar olduğunu düşünürsünüz ama arkada devasa bir oyun, devasa bir plan vardır. Şimdi ben olayları peşi sıra, birkaç olayı sıraladığımda bunlar rastlantı olabilir mi, olamaz mı birlikte karar verebiliriz.

Bakın Trump geldi değil mi? Trump, Erdoğan'ın kankası. Tırnak içinde söylüyorum, çok iyi anlaşıyorlar, şey yapıyorlar. İki otoriter lider. Ve Trump ile birlikte emperyalizm farklı bir aşamaya geçti. Eskiden şöyleydi, emperyalizm biliyorsunuz medeniyet götüreceğiz derdi. Yani derdi ki işte Irak'ta hatırlıyorsunuz kimyasal silah var derdi. Ya da işte Suriye'de derdi işte bunlar bilmem ne yapıyor. İran'da derdi, diyor zaten nükleer silahı var bunların, şurası için tehdit filan. Ve en özünde de ben medeniyet götüreceğim derdi.

Aslında bu emperyalistler insanlığın yüz karasıdır ve tarihsel olarak baktığımızda insanlığın en barbar faaliyetlerinin, en büyük barbarlıkların failleridir. Hani şu an çok modern gördüğümüz ah ne güzel Hollanda, Belçika filan, Afrika'da sömürürken çalışmayan işçilerin de ellerini keser. Köle değil ise muamele eder.

Şimdi bunlar Trump ile birlikte yeni bir yola girdiler. Trump şunu yaptı, herkes diyor ya daha harbi mi ya, en azından açık açık konuşuyor, söylüyor filan. Medeniyet maskesini çıkardılar. Ne demek istiyorum? Şu yani Trump geldi ve dedi ki Venezuela'yı, hatta yeni bir haber var gördünüz mü bilmiyorum, Venezuela'yı elli birinci eyalet yapacağım diyor herif. O derece, deli. Gitti değil mi, evet. Dedi ki ben gideceğim, petrol şirketleri, devasa uluslararası petrol şirketlerinin başkanları etrafına toplandı. Dedi orada bir acayip petrol var dedi, onları biz alacağız filan dedi yani. İran için aynısını söyledi, oranın petrollerini alınca çok karlı iş yapacağız filan yani. Artık emperyalizm çok böyle medeniyet maskesi takıp şey yapmıyor, bunu oyununu oynamaya gerek duymuyor. Silah bizde diyor, bombalar bizde diyor, askeri güç olarak da çok büyüğüz diyor. Onun için bodoslama gidiyoruz diyor. Yani bu popülist ve otoriter rejimlerin yeni kimliği bir anlamda. Bütün dünyada Trump gibi kimlikler var. İşte Türkiye gibi her şeyin en kötüsünü ilk ithal ettiğimiz için bunu 25 yıldır yaşıyoruz zaten. Ama onlar bunu böyle çok açık bir şekilde yapmaya başladılar.

Şimdi şurada çok net bir tarih başladı sonra. Tom Barak ve ondan öncesinde de hatta Trump yönetimiyle birlikte dediler ki, ya dediler siz bir cumhuriyetsiniz. Laik bir cumhuriyet, hukuk devleti olduğunu iddia ediyorsunuz ama gerek yok dediler yani. Sizin böyle olmanıza gerek yok dediler yani. Hatta size yakışmıyor bu dediler. Hatta Tom Barak çıktı açık açık şunu söyledi, ya Osmanlı coğrafyası var dediler ya. Osmanlı tipi yönetim sizin için çok çok iyiydi dediler yani. Bakın rastlantılar zinciri başlıyor değil mi? Osmanlı, Kılıçdaroğlu'nun son söylediğini hatırlıyor musunuz? Osmanlı coğrafyası. Ne kadar benzer değil mi? Ve atlamalar yaparak gidelim, daha iyi anlaşılsın.

Sonra geldi dedi ki yine, başka işte bakın Antalya'da ben bir toplantı için o sırada oradayım, kulak delik. Şeyde değildir, biz öyle yerler almayız. Bu diplomasi forumuydu. Onun yakınında bir paneldeydim, başka bir panelde. Sizin gibi güzel insanlarlaydım ben, emperyalistlerle değildim. O emperyalistlerle otururken böyle diplomasi forumunu yaparken Tom Barak çıktı, sandalyeye oturdu. Erdoğan'ın yanında, herkesin yanında ve dedi ki, ya dedi bu Ortadoğu'ya dedi, Türkiye'yi katarak, monarşi lazım dedi. Yani siz dedi cumhuriyet, laiklik filan bunları hak etmiyorsunuz dedi. Ama çok ahali bir aşağılama. Buralar için dedi böyle merhametli monarşi daha iyi dedi.

Bakın dünyanın neresinde olursanız olun, tam bağımsız, birazcık onurunuz varsa, gururunuz varsa bir memleket olarak, oradaki devlet yetkililerinden biri çıksa, sen ne diyorsun der değil mi? Sen kendini ne zannediyorsun der. O sömürge valisi, o sömürge valisi bunu söyleyebildi.

Bakın biz, biz bu ülkenin insanları bundan yüz yıldan fazla süre önce emperyalistlerle savaşarak onları bu ülke topraklarından kovmuş, atmış ve bu uğurda ölmüş insanların torunlarıyız. Can vermiş, kanlarını vermiş, şehit düşmüş insanların torunlarıyız biz. O emperyalistleri bu ülkeden gönderirken, onları bu ülkeden kovarken bir yandan da bir meclis kurmuş bir ülkeyiz biz. Bizim atalarımız bunu yaptı. Atatürk ve silah arkadaşları savaşırken bir karargahta meclis kurdular değil mi, meclis inşa ettiler. Ve dediler ki bir parti de kurdular, CHP'yi de öyle kurdular. Daha o savaş, o mücadele devam ederken karargah çadırlarında kuruldu yani. Ve orada bir tane zorba, bir sömürge valisi gelip bütün şımarıklığıyla bu cumhuriyet devrimlerini aşağılayarak, bunlar size fazla ya, diyebildi. Diyebildi ve kimse de ağzının ortasına elinin tersiyle vurmadı. Vurmadı, istenmeyen adam ilan etmedi. Herkes sustu. Geçen gün Hakan Fidan yine yan yana oturdular, birlikte poz verdiler hatta. 2 gün önce, 3 gün önce bugüne gelirsek.

Şimdi monarşi, Osmanlı, monarşi değil mi? Sonra açılım süreci. Geçen bir arkadaş dedi, çok, ona çok güldüm. Ya dedi işte açılım süreci nasıl? Yine Tom Barak dedi ki, ya bu coğrafyada Kürtler önemli bir unsur. Türkiye zaten Kürtlerle biliyorsunuz Suriye'nin kuzeyinden dolayı çok ciddi bir temas içindeler, Amerikan ilişkilerinde. Böyle bir Türkiye'nin aslında Kürtleri de abiliğine soyup Kürtlerle ittifak yaptığı bir fikir savunuldu. Bir fikir savunuldu, şu an biliyorsunuz İmralı, Ankara arasında mekik dokunuyor. Yani İmralı'ya hatta işte bir ev yapıldı, bir konut yapıldı Öcalan için, Abdullah Öcalan için. O konutta işte birilerini kabul edecek, bir af yasası çıkacak filan. Bu da, bunu da koyduk değil mi, monarşi laflarının yanına bir de bunu da koyduk cebimize.

Sonra dedi ki, bakın Tom Barak bunları yapmış, şey yapmış filan. Bu arada Erdoğan o şeyi de hatırladı, Kemal Kılıçdaroğlu'nun lafını da hatırlayayım. Kılıçdaroğlu da daha ilk konuşmasında Kürt meselesiyle ilgili paketi ilk hazırlayan biziz dedi. Hatta şu an şey konuşuluyor, İmralı'ya yeni Kılıçdaroğlu yönetiminin heyet göndereceği konuşuluyor şu an. Orası da örtüşüyor, ne kadar ilginç.

Sonra bütün bunlar oldu, bakın monarşiler, şu dendi filan. Ve bu doğrultuda adımlar aslında 19 Mart'tan başlıyor, 19 Mart operasyonlarıyla başlayan tam bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Birdenbire şöyle bir şey oldu, sandıklar açtı. Daha önce DEM'li belediyelere çok yapıldı, pek çok şehirde yapıldı bu. Ama 19 Mart'tan sonra bir operasyonlar zinciri başladı değil mi, İBB operasyonları ve bütün CHP'li belediyelere operasyonlar başladı. Yani monarşi vaadiyle, monarşi söylemiyle aynı anda seçilmiş kişilere yönelik ve ana muhalefete yönelik bir saldırı başladı. Bu saldırının temel tam nedeni de neydi, temel nedeni, sonuçta 31 Mart 2024'te CHP birinci parti oldu arkadaşlar. CHP bu ülkede en çok oy alan parti. AK Parti kaybetti.

Büyükşehirlerin çok ülkedeki, ülke nüfusunun yaşadığı, yüzde altmış beşinin yaşadığı bölgeler CHP’li belediyeler tarafından yönetildi, oldu. İşte bu nedir, monarşiye en büyük tehdit budur. Değil mi. Halk sandıkla siyasal bir dönüşüm başlatıyor. Halk diyor ki ben bu iktidardan bıktım, artık yeni bir siyasi hareket istiyorum diyor değil mi. Sonuçta budur. Sandık sonuçlarına baktığınızda haritayı görürsünüz. O turuncu harita neden kırmızı oldu yani. Halk bir şeyi istedi çünkü.

Ha, işte burada tehlike başladı. Bu tehlikede kimler ortaklaştı peki. Şimdi geldiğimiz nokta o. Bir, bu proje emperyalistleri çok rahatsız etti. Emperyalistler dedi ki ya tek adam rejimi inşa ettik biz buraya, bir saray inşa ettik biz burada dediler yani. Bir sarayı yönetmek çok kolay arkadaşlar. Denge denetleme sistemleri olmayan bir ülkeyi yönetmek, onunla iş birliği yapmak çok kolay. Trump’la Erdoğan boşuna mı bu kadar iyi anlaşıyor zannediyorsunuz. Trump ne isterse verildiği için iyi anlaşıyorlar ve onun için böyle bir sistem istiyorlar. Görüyorlar, saray olursa ne olacak görüyorlar, ne kadar kolay olacak görüyorlar. Ve şimdi o sarayı inşa etmiş, o saraydan vazgeçer mi. Onun için CHP’ye karşı bir operasyonlar zinciri başladı. Ama işin özü, Amerika’nın planı bu. Ortadoğu’da Suriye, Irak, İran’ın zayıfladığı gücü ve Türkiye’yle birlikte istikrarsız ve gerileşebileceği bir rejim bir kitle inşa etmek, rejimler bütünü inşa etmek. Böylece de İsrail’in güvenliğini sağlamak, İsrail’in yayılmacılığına hizmet etmek. Hikaye bu. Büyük büyük hikaye baştan sona bu, bu kadar basit.

Ha şimdi orada ne oluyor. A, bakıyorsunuz Erdoğan’ın çıkarlarıyla bu çok örtüşüyor. Erdoğan’ın çıkarlarıyla çok örtüşüyor. Neden, sarayda kalacak, monarşi, bulunmaz nimet. Toplum bir değişim, dönüşüm istiyor. Ve Erdoğan’la diyor ki Trump ve Tombalak, biz meşruiyet veriyoruz diyor bakın. Meşruiyet veriyoruz. En çok ihtiyacı olan şeyi veriyoruz. Meşruiyet. Neden, çünkü halk desteğini kaybetti. Halk desteğini kaybedenin ancak meşruiyete ihtiyacı olur, başkasının olmaz.

Ve bu sırada Erdoğan’ın dediği mi çok işine geliyor, ne. Arkadaşlar, dünyanın en kötü, en rezil olaylarından biri nedir biliyor musunuz. Kavgada gözünüz, böyle bir kavga edersiniz değil mi. Gerekirse itilir değil mi, kavga da edilir yani, sivil stratejik kavga edilir. Mertçe kavga edersiniz. Ya bir yarışa girersiniz değil mi, futbol oynarsınız. İzlediniz mi bilmem, Kanada futbolcusunun bacağı kırıldı geçen gün. Öyle oynamazsınız. Şey, Bektaşilerin örneklerine devam edersek. Mertçe oynayıp yeneyim ya da yenileyim dersiniz. Kurallarına göre oynayalım. Biraz onurlu olan, biraz ahlaki değerleri olan insan bunu yapar.

Ama buradaki hikaye çok basit bir durum var biliyor musunuz. Bütün bu yaşadıklarımızın, mutlak mutlan bu operasyonun bütün nedeni, o anlamıyla emperyalist planla birlikte birleşen saray açısından ne biliyor musunuz. Çünkü Ekrem İmamoğlu, çünkü Mansur Yavaş aday olduğunda ve CHP seçime girdiğinde Erdoğan’la AKP’yi yeniyor arkadaşlar. Ve toplumdaki herkes de bunu biliyor. Bu operasyonun tamamen siyasi operasyon olduğunu biliyor. Bu operasyonların nedeninin tam olarak bu olduğunu biliyor. Ve Erdoğan mertçe, yiğitçe yarışamadığı için rakiplerini saf dışı bıraktı. Bu kadar. Bu kadar net yani, bu kadar basit. Niye, nasıl yapıyor bunu. Tek adam rejiminde, sarayda artık o nedenlerin de bir tek adam rejimi inşa ettiği saray yargısı eliyle bunu yapıyor, bu kadar basit. Bu kadar net.

Şimdi, bir çıkar daha örtüşüyor orada. Bakın, bence en zavallı nokta orası. En kötü noktalardan bir tanesi ne biliyor musunuz, AKP kadar saray rejimi kadar kötü olamazsınız. Yani çok yani çok nadir bulunur yani. Masum insanları hapse atmak, insanları orada çürütmek, çıplak arama işkencesi yaptırmak, değil mi. İnsanlara bir yargı kariyeri için insanların hayatını karartan yargıçlardan, savcılardan bahsediyoruz. Kendi kariyerini yükseltmek için bunu yapan siyasilerden bahsediyoruz. İnsanların hayatını karartıyorlar. İnanılmaz yalan söyleyen, ahlaki hiçbir değeri olmayan, sadece para değeri olan, paradan başka hiçbir davası kalmamış tiplerden bahsediyoruz. Böyle bir iktidardan bahsediyoruz.

Ve o iktidar bütün bunları yaparken düşünün, bütün bunları yaparken monarşi için bir en keskin adımın atılması tam gerekiyor. Yirmi bir mayısta bu adım atıldı. Bakın bu basit bir şey değil. Bu bir dönem değil, bu siyasetin böyle gündeminde geçiştirilecek bir konu filan değil. Bu çocuklarımızın, torunlarımızın, torunlarımızın torunlarının bile bize hesap soracağı bir dönem. Eğer bu süreç o sarayın, emperyalistlerin ve mutlanların planladığı gibi giderse torunlarımızın torunları bile bizi lanetle anacaktır. Gerçekten bizi lanetle anacaklar ve biz bu laneti hak edeceğiz. Haklı olacaklar.

Neden biliyor musunuz, çünkü demokrasinin temeli ne, sizi yönetecek kişiyi seçebilmeniz. En temel nokta bu. Beni yönetecek kişiyi ben seçerim. Ben vatandaşım, ben halkım. Ben belirlerim değil mi, en ana ilke bu. Bunu elimizden alıyorlar arkadaşlar. Bakın bu öyle böyle bir şey değil, bunu elimizden alıyorlar. Bunu çocuklarımızın, torunlarımızın bütün geleceğimizi ülkemizin elimizden alıyorlar. Atalarımızın bize devrettiği ve kanlarını dökerek ölerek bize bıraktıkları bu değeri yok ediyorlar. Ve buna karşı sessizlik dediğim gibi, bundan sonra gelecek bütün nesillerin lanetini hak edeceğimiz bir gerçek. Öyle bir gerçek bu.

Ve benim inanamadığım nokta da orada başlıyor. Ve buna kendi koltukları için, kendi koltuk sevdaları için ortak olan, koşa koşa olan zübükler var. Ve bu zübükler gerçekten aynı az önce anlattığım gibi hiçbir değeri kalmamış, politik bir yaklaşımı olmayan, bu monarşi tehdidini gören ve buna rağmen orada bir koltuk için, o genel merkez için, kendi siyasi ikbali için ya da meclis turuncu koltuklarından kopmamak için ya da genel başkan olduğunu oyununu hala oynayabilmek için bütün bu ülkenin devrimlerini, cumhuriyetini, Atatürk’ün cumhuriyetini sırtından hançerleyen insanlar.

Bakın, ben burada ben nezaketli bir adam olduğumu düşünürüm. Mümkün olduğunca nazik olurum, kimseyi kırmamaya çalışmışımdır. Ama arkadaşlar şu öz güven gerekir. Bakın şu öz güven gerekir. Böyle bir ihanet, partiye kastetmiyorum CHP’yi yani, ülkeye, bu cumhuriyetin kuruluşuna, değerlerine, kurucularına ve bu cumhuriyetin evlatlarına, bu cumhuriyetin yeni nesillerine böyle bir ihaneti yapanlar, böyle bir ihaneti yapanlar kabalığını kabul edecekler. Kabalığımızı kabul edecekler. Bunu yapanlar, bunu yapanlar insan içine çıkamamalı, siyaset yapamamalı. Bunu yapanlar, gerçekten bunu yapanlar buna alet olanlar, koltuk sevdası için bu hallere düşenler, koltuk sevdası için bu hallere düşenler bunun karşılığında toplumdan ötekileştirilmesi ve dışlanması gereken insanlar.

Şimdi çok nazik olursanız, çok nezaketli olursanız her şeyi de konuşabiliriz derseniz bunun bir sorunu yok. Ya arkadaşlar ya bir insanın bakın ben bir partiye, kendi partine gaz bombasıyla, biber gazıyla, plastik mermiyle polis sokmak nedir ya. Ya bir insan bunu nasıl yapabilir arkadaşlar. Arkasında mafyayla nasıl gelebilir. Veya bakın, bir bir siyasetçi, bir ülkede bir kendine cumhuriyetçi diyen, kendine halkçı diyen biri nasıl gider saray yargısıyla, saray yargısıyla, yani bütün o cezaevindeki insanları hapse atan yargıyla nasıl iş birliği yapar. Ve iddianameleri okumadan insanları nasıl suçlu ilan eder. Kendi partisinden bakın, kendi partisinin belediye başkanları, kendi partisinden yani kendi partisi yönettiği belediyenin çalışanları, bürokratlarını silivri betonlarına gömmeyi nasıl kabul eder. Ya o insanların o bu vicdansızlığı yaptığı insanların çocukları, eşleri, anneleri, babalarını nasıl hiçe sayar.

Bakın mahallede bile bir işleri racondur yani. Bir arkadaşı bir arkadaşı sattı, benim mahallemde vardı, kavga ederdik, çatışırdık, böyle bir sürü hikaye yapardık. Bir çocuk bizim tel sapan vardı eskiden bilmem bilir misiniz, böyle tel atardı, onların yerini alt mahalleye ispiyonladı. Adı Hain Mehmet diye kaldı yani, biz herhalde hala bir yerde öğretmenlik yaptı artık yani. Diyorlar ki kim, hangi Mehmet, Hain Mehmet diyorlar yani. Böyle anılırsınız mahallede bile yani. Burada baktığımızda bir partiyi teslim eden değil sadece, bir cumhuriyet teslim eden ve bu sadece bakın ve sadece şunu bilerek partinin birinci parti, Türkiye bir siyasal dönüşümün eşiğinde.

Ve şimdi düşünün, bunları, bu operasyonu savunan biri genel merkezde. Ya arkadaşlar, çikolata dağıttılar ya, genel merkezde, gaz, biber gazı yağarken çikolata dağıttınız ya. Ya bakın, bunun gibi otuz tane örnek sıralayabilirim. Bakın, ben şeyim, dediğim gibi nazik, nezaketli bir insan olmaya çalışıyorum. Ama bazen öfke gerçektir, öfkeli hissedersiniz ve bazen öfke hak eder, öfkeyi hak eder. Bu onun için tartışılacak falan bir konu değildir. Böyle politik tarzı bu ahlakla ilgili bir şey, değerle ilgili bir şey. Ha şimdi, bütün bunları yaptılar, neyle eş değer tabi, uluslararası plan. Ya rastlantı mıdır arkadaşlar, monarşi dedi ya, yani çıktı Osmanlı coğrafyası dedi ya ilk konuşmasında. Ertesi gün çıktı Turancılık aidiyetinden, ırkçılıktan bahsetti. Ya Cumhur İttifakı ile aynı kodlara girdiğini ilan etti.

Ve partiyi bir düşünün, bir genel başkan düşünün partisini, ya nasıl, bak bunu kimse yapamaz, gerçekten kimse yapamaz. AKP yıllardır uğraşıyor yapamadı yani. Otuz yedi oy oranında yüzde üçe, yüzde beşe nasıl düşürürsün, ki yüzde bire kadar düşürecek yani CHP'yi. İşte bakın, yani orada baktığınız ve yaşadığımız şey bunun için sadece partiye, yani bütün geleceğe, bütün geleceğe çok ağır bir darbe. Ama bu sorunun şurasını da kaçırmayalım, bunu yapan saray, bu sarayın projesi. Parti içi bir kavga falan yok.

Bakın, burada kaç kişiyiz, burada hepinizden ben beş tane kişi bulurum, o beş kişi parayla her şeyi yapabilecek ya da koltuk sevdasıyla her şeyi yapabilecek insanlardır. Beş kişi aranıza karıştırırım buraya, o beş kişiyle bütün burayı karıştırıp yok edebilirim yani, herkesi birbirine saldırdığı bir hale getirebilirim burayı. Bunu yapabilirsiniz. Burada da mesele CHP'ye yapılan bu, bir CHP'li bir kavga, CHP'li bir çatışma falan değil, bu bir saray operasyonu, gerçekten öyle. Ya bakın, teşkilatlanacaklar, teşkilatlanamıyorlar. Nasıl teşkilatlan, ben şehirleri geziyorum, Eskişehir'de siz de bilirsiniz, bilmiyorum. Ya nasıl gideceksin, nasıl sokağa çıkacaksın, nasıl insanların içinde geleceksin. Bütün bunları halk bilirken nasıl siyaset yapacaksın. Çünkü yapmayacak, çünkü genel merkezde duracak. Çünkü eninde sonunda burada o yalnızlaşmadan Cumhur İttifakı'na gidecek. Onunla ortaklaşacak, o olacak.

Ha bakın, sonuç ne ve ne yapılabilir. Ben geçen Özgür Özel ile röportaj yaptım, Birgün TV için, konuştuk. Planını merak ettim, nedir planın, halka gideceğim dedi. Bakın, gerçekten baktığınızda o halka gideceğim lafı, aslında biz az önce de onu konuşuyorduk, o kadar formüller gerekmiyor arkadaşlar. Böyle sihirli formüller, çok siyasi analizler, çok böyle parlak fikirler ve o parlak fikirlerle, hiçbirine gerek yok. Özgür Özel'i son iki gündür izlediğimde ben bunu gördüm. Ya mesele sadece şu arkadaşlar, halka gitmek. Bak, halktan büyük güç yok. Ya bakın, Denizli'de ve halka gitmek ne demek, çok basit. Ya bu halk iki yüz yıldır seçim yapıyor, bu halka şunu diyeceğiz, ya sen kendin seç, yönetecek insanları seçmek istiyor musun, istemiyor musun, seçim bu. Bunun seçimi olacak, bunun referandumu olacak.

Ha çok üzerimize gelecekler, belki Özgür Özel'i de tutuklayacaklar, dokunulmazlığını kaldırıp. Belki herkese operasyon, gazetelere, televizyonlara, gazetecilere, belki hepimize operasyon diye gelecekler. Ama bakın, bu, bazı dönemler böyle, bazı dönemler böyledir. Sonuna kadar direneceksin, sonuna kadar var olacaksın, ayakta duracaksın. Özgür Özel ile röportajımda çok iyi bir şey anlattı, hoşuma gitti yani. Şey dedi, yatılıda okuyor, okudum ben de on yaşında, bizi yatılıya verdiler dedi. Dedi ki, yatılıya yatırıldığı, gittikleri ilk gece bütün çocuklar ağlardı dedi, bütün on yaşındaki bütün çocuklar ağlardı. İlk susan lider olurdu, başlardı işte, Barış ne haber, niye ağlıyorsun oğlum falan derdi. Ben öyle bir karakterdeyim dedi. Hepimiz öyle bir karakterde olmak zorundayız. Üzülürüz, dertleniriz, umutsuzluğa düşeriz, karanlık hissederiz. Ama bakın, şunu bilmeniz, özgüvenli olmak zorundayız. Bütün bu anlattığı hikayelerden çıkartılacak bir sonuç bu, çok net sonuç bu.

Niye monarşi istiyorlar, niye saray istiyorlar biliyor musunuz, daha kolay yönetmek için değil mi. Halkla uğraşmasınlar. O saray şimdiden çürüdü arkadaşlar. O rejim çürüdü, bitti, öldü. Bakın, Şamil Tayyar'ın son tweetlerinden birini mutlaka okuyun, bir ibretlik bir şey, itiraf. Saray etrafında oluşan bürokratik vesayeti, çetelerin yani, onu diyemiyor, biz öyle diyoruz, çeteler ülkeyi yönetmeye kalkıyor, çünkü devasa bir otorite boşluğu var. Erdoğan da artık hakim olamıyor, yükü taşıyamıyor diyor. Berat Albayrak da gelsin ona başdanışman olsun ya da bir başka isim bulunsun diyor, öyle yükü paylaşsın. Çünkü bakın, her tarafta küçük küçük çeteler var saray çevresinde ve hepsi yolsuzlukla uğraşıyor, hepsi ceplerini doldurmakla uğraşıyor. Hepsi bu halkın kaynaklarını, bizim yarattığımız kaynakları çalmakla uğraşıyor. Ve bu, o çürüme devleti çürütüyor, her tarafa sirayet ediyor. Ahlakı, toplumsal ahlakı da zehirliyor.

Ve bu saray rejimi, şu an neyi, biz CHP karışıklığı konuşuyoruz ya, sarayın içinde beş tane Erdoğan sonrası adayı var, hepsi birbirini yemek için bekliyor. Ve bakın, halk, halk desteği yok bunların, bunların artık AK, AKP'dekiler ne diyor biliyor musun, ya AKP kalmadı diyorlar. Bir saray var, bir iki tane bürokrat var, ülkeyi onlar yönetiyor diyorlar. Operasyonlardan bile haberdar olmuyorlar. Yani kendini yiyen bir canavar bu ve öyle bir çürüme. Ha onun için bakın, onun için enseyi karartmaya gerek yok. Bunlar devletin gücünü eline geçirmiş, devletin gücünü eline geçirmiş kağıttan kaplanlar. Önümüze ördükleri duvarlar kumdan kaleler. Halk yürürken halk yürürken hepsi yıkılırlar.

Yani onlar çeteler, biz milyonlarız ya, milyonlarca insanız. Bakın, zannediyorsunuz bak, böyle karanlık şeyler anlatıyoruz ya, işte Barış da anlattı, ben de anlattım. Eğer çok, sürenizi açmak istemiyorum, süreyi açmak istemiyorum, açtım mı. Her zaman açıyorum. Ama bunu anlatmazsam içimde kalır, ukte kalır, çünkü sizi umutsuzluğa düşürürüz zannederim kendimi. Biz ne yaşıyoruz biliyor musunuz, bizi gözaltına alıyorlar ya, emniyete gidiyoruz, polisler gelip bize gizlice kitap imzalattırıyor, bizi okuyorlar yani.

Adliye gidiyoruz. Adliye gidiyoruz. Savcı bizim 16 yıl hapsimizi istiyor. Savcı yardımcısı sonra yanımıza gelip diyor ki, savcı bey sizi çok seviyor. Onlar TV izliyor, kitaplarınızı okuyor. Sevmesini isteyecek hayır ama yani ilişkiler böyle. Savcı o yardımcısı beni çok seviyor. Adliyeye gittiğimizde personelle fotoğraf çektiriyoruz. En son bir tane hakim, yine yargılanıyoruz. Hakimin koruması geldi. Abi fotoğraf çektirebilir miyiz dedi duruşmadan sonra yani. Düşünün. Ya ben 1 Mayıs'ta hayatım boyunca öğrenci olduğum için dayak yedim. Yani öğrenci ve eylemci olduğum için. Hayatım boyunca 17 yaşından beri 1 Mayıs'a gidiyorum. Son birkaç 1 Mayıs'a gittiğimizde polisler geliyorlar. Abi kuytuya gel diyorlar, selfie çekeceğiz diyorlar. Yani orada da varız yani. Yani bakın denetimli serbestlik bürosuna gidiyoruz.

Barış'la gittik bir kere. Barış vardı, ben vardım, Şule vardı. Sen var mıydın Murat. Yoktun galiba. Sen yoktun. Ben de sizin gibi suçlarla ilgilenmiyorum. Denetimli serbestlik bürosuna gittik. Abi memurların etrafı sardı. Ya bir konuşuyorlar, hatırlıyor musun. "Aa" dedim "susun." Susun gideyim yani. Hepsi video çekiyor filan. "Vay artık canımıza tak etti" bir şey yaptı filan diyor. Yani bakın biz her yerdeyiz. Trafik geçen kask takmadan motor kullanıyorum, trafik polisi de bizim bizden çıktı. Yani şimdi bunu polisler söylemeyin de. "Abi" dedi yani "kaskı tak" falan sonra yolladı tabii filan. Neyse yani. Yani çok kısa mesafe gidiyorum. Yani bakın biz her yerdeyiz. Biz kalabalığız. Bu saray müsveddeleri bu sarayı inşa etmeye çalışanlar, yeni saltanat yaratmaya çalışanlar şunu görmüyorlar. Bu cumhuriyetin devrimleri öyle çok hasar gördü. Çok yıprandı ama çok da köklü. Çünkü fikirlerimiz güçlü. Onun için şundan emin olun, o saraylardaki o kendini saltanat zannedenler de kaybedecek, hanedan zannedenler de kaybedecek. Onun etrafındaki çeteler de kaybedecek. Halk kazanacak, biz kazanacağız."