Eskişehir'de konuşan Gazeteci İsmail Arı şu ifadeleri kullandı;
"Hem bu forumu düzenleyen arkadaşlara hem sizlere buraya kadar geldiğiniz için. Ben biraz alanımdan, medyadan bahsetmek istiyorum. Çünkü ülkede yargıyla bir korku imparatorluğu yaratılırken bir taraftan da yandaş olmayan; bağımsız, özgür medya yok edilmek isteniyor. Ve hakikaten medya için çok kritik bir eşik aşıldı bence, çok kritik bir döneme girildi.
Örneğin Türkiye'nin en fazla izlenen iki televizyon kanalı... Biri Halk TV, biri Sözcü TV. Ve iktidarın küçük ortağı MHP'nin Genel Başkan Yardımcısı daha birkaç gün önce bu iki televizyon kanalına dair bir açıklama yaptı. İkisinin de patronunun, sahibinin yurt dışında olduğunu, kimi yargı dosyalarında haklarında işte yakalama, gözaltı kararları olduğunu ifade etti ve burada iki televizyon kanalını hedef gösterdiklerini görüyoruz. Benim o açıklamadan anladığım, "Bu kanallar neden hâlâ açık?" mesajıdır ve zaten uzun süredir de bu iki kanalın da hedefte olduğunu biliyoruz.
T24'e son olarak bir kapatma kararı verildi ve Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilen bu karar T24'e, avukatlarına savunma hakkı bile verilmeden tamamen keyfi hukukla Türkiye'nin en köklü, en fazla tıklanan, okunan haber sitelerinden biri tek bir kararla kapatıldı.
Önümüzdeki günlerde T24'le ilgili de adımlar atılacaktır sanıyorum ancak çok üzülerek söylüyorum ki T24'ün akıbetini hepimiz yaşayacağız.
Çünkü başka örnekler de var. Cumhuriyet Gazetesi malum Atatürk'ün kurdurduğu bir gazetedir. Cumhuriyet'le yaşıttır. Cumhuriyet Gazetesi'nin sosyal medya hesabı da birkaç ay önce erişime engellendi ama henüz bu karara uyulmadı. Ama bir mahkeme Cumhuriyet'le yaşıt, Türkiye'nin en köklü gazetelerinden birine, en köklü gazetesine sosyal medya hesabına erişim engeli kararı verebildi.
Evrensel Gazetesi 30 yıldır yayın yapıyor. Emek haberciliğinde öncüdür medyada ve yine onun için bir kapatma kararı verildi sosyal medya hesabına, bu da henüz uygulanmadı neyse ki.
Sol Haber iki kez erişime engellendi sosyal medya hesabı ve burada yapılmak istenen çok açık. Halk gerçekleri göremesin, işte faturaları göremesin, soyguncuları göremesin, yolsuzlukları, rantı, hukuksuzlukları göremesin, okuyamasın isteniyor ve burada medyaya yönelik topyekün bir saldırı olduğunu, kuşatma olduğunu görüyoruz.
Yine Kısa Dalga haber sitesi erişime engellendi ve bunun yanında işte son aylarda gazetecilerin, akademisyenlerin, yurttaşların sosyal medya hesaplarına yönelik peş peşe erişim engeli kararları verildiğini görüyoruz.
Sulh Ceza Hakimlikleri adeta bu erişim engeli kararları için çalışıyor gibi. Sadece geçen ay 1200 sosyal medya hesabına erişim engeli kararı verilmiş ve bunlardan biri işte malum Ali İsmail Korkmaz Vakfı. Ali İsmail Korkmaz Vakfı'na dahi erişim engeli getirildi. Yaman Akdeniz çok iyi bir hukukçudur. Bilişim hukukunda bu alanda, ifade özgürlüğünde çok önemli emsal kararlar aldırmıştır. Twitter'ın zamanında kapatılmak istenmiş ve onun başvurularıyla, onun mücadelesiyle kapatılmadı, Kerem Altıparmak'la birlikte yaptığı.
Ve onun dahi sosyal medya hesabı erişime engellendi. Tüm bunlar yapılırken Anayasa çok açık. Anayasa diyor ki "Basın hürdür, sansür edilemez." Ve Anayasa'nın bir diğer maddesi "Herkes düşünce ve kanaatini açıklamada özgürdür. Bir kişi düşüncesini açıkladı diye hiçbir tarafta cezalandırılamaz" deniyor.
Buna rağmen bu iktidarın, bu ceberrut iktidarın Anayasa'yı alenen çiğnediğini, ayaklar altına aldığını görüyoruz. Siyasallaşmış yargıyla birlikte bunu da yaptıklarını, yaptıklarını görüyoruz ve bir çok gazeteci maalesef cezaevinde. Son 1 ayda 7 gazeteci tutuklandı.
Birisi Fatih Ergin. Neymiş, tweet'inde cezaevi doktoru yerine adli tıpçı yazmış. Aman Allah'ım ne büyük günah! Bu adam, bu arkadaşımız cezaevinde.
Seversiniz, sevmezsiniz Barış Terkoğlu... "Bu cuma bir bakan istifa edecek" dedi diye İstanbul'un alınıp Ankara'ya götürüldü, orada tutuklandı. Ve hakikaten gazeteci arkadaşlarla bunu araştırdık, yani dünyada bunun bir örneği var mı diye. "Bir bakan istifa edecek" diye tutuklandığını, tutuklandığı bilinen bir gazeteci var mı diye araştırdık, bizim bulabildiğimiz yok. Yatarı olmayan suçlardan tutuklandılar.
Gazeteci Oya Lale Özanar... Sadece bir kaç program yaptığı için cezaevinde. Yatarı olmayan bir dosyasına terör propagandası vs. eklediler ki bu da maalesef cezaevi sürecinin uzayacağı anlamına geliyor. İşte yurt dışındaki, Avrupa'daki gazetecilerle "Sen neden program yaptın?" diye onu da cezaevine attılar.
Ve artık gazeteci tutuklamalarının maalesef üzülerek söylüyorum, sıradan bir hal aldı ve toplum buna alıştırıldı. Hatırlayın lütfen Fatih Altaylı... 6-7 ay cezaevinde yattığını biliyoruz. Hangi gerekçeyle? Cumhurbaşkanına tehdit vardı, onu bilmiyoruz.
Gazeteci arkadaşımız Furkan Karabay... Üç kez tutuklandı, dört kez tutuklandı. En son tutukluğu 6 ay sürdü ve tek suçu ben size çok açık bir şekilde söyleyeyim; haberlerinde dönemin başsavcı vekili, başsavcısı, şimdiki Adalet Bakanı'nın kendisi, haberlerinde onların adını yazması. Burada dediler ki "Terörle mücadele eden kamu görevlisi hedef gösterildi." Haberlerde isimleri yazdı diye, yazılmasın istiyorlar çünkü. Hakim ve savcıların adının haberlerde yazılmasını istemiyorlar. Çünkü onlar terörle mücadele eden kamu görevlisiymiş.
Ve tabii bununla beraber işte Deniz Yücel'i zaten biliyorsunuz. "Şaka yaptı" diye tutuklandı. Geçmişteki davalardan sırf önceden "Şakaya güldü" diye tutuklandı. En son da Suat Toktaş... Hatırlıyorsunuzdur, imza attığı gerekçesiyle, 15 Temmuz'la ilgili iktidar övülen bildiriye sadece "Malum adını söyledi" diye tamamen düşünce ve ifade özgürlüğü olan bir düşünce açıklamasıyla cezaevine konuldu.
Ben bu örnekleri şu yüzden veriyorum. Hakikaten düşünce ve ifade özgürlüğü ve nihayetinde basın özgürlüğü demokratik toplumların olmazsa olmazıdır. Bu hani bu ülkede yapılanları başka faşist uygulamaları başka geçmiş ülkelerde, Avrupa ülkelerinde falan görmek mümkün değil. Ve ülkeyi bu tür tutuklama kararlarıyla, bu tür skandal kararlarla kocaman bir açık hava tımarhanesine çevirdiler.
Hatta geçenlerde haberini yaptım, daha geçen hafta Instagram'da görmüşsünüzdür, "Bi Konuş" diye bir Instagram hesabı var, 23 yaşında bir genç arkadaş orada videolar çekiyor. Bir videosunu, son videosunu Akın Gürlek'le ilgili çekmişti. Akın Gürlek'in 2028'de seçim olacağını söylemişti. Ve "Kamu görevlisine hakaret" suçundan tutuklandı. Burada bir çok hukukçu arkadaşımız var, Özgür de var, ben bu suçtan tutuklanan — 3 yıldır yargı muhabiriyim — bir insan görmedim. Çünkü bu suçun aslında verilen genelde adli para cezasıdır. Biz gazeteciler de bu suçtan çok yargılanıyoruz. Hatta ben geçen yıl bu suçtan 34 bin lira adli para cezası aldım ve istinaf da bunu onayladı. Yani 30 bin lira, 20 bin lira, 7 bin lira para cezası verilen suçtan bir 23 yaşında bir genç cezaevine konuluyor ve buna benzer işte vereceğimiz o kadar çok örnek var ki...
19 Mart sürecinde yine ben onu da görmedim, yani Gösteri ve Yürüyüş Kanunu'na muhalefetten gençlerin tutuklandığını. 3 ay, 4 ay genç arkadaşlar sırf bu eylemlere katıldılar diye Silivri'de tutuldular, cezaevinde tutuldular. Yaklaşık 400-500 gençten bahsediyoruz ve hepsinin üniversiteleri, o sınav dönemi vs. olduğu için bir yıl hukuksuz kararlarla uzamış oldu. Çünkü hepsi 3-4 ay tahliye olmayı beklediler.
Ve hani dediğim gibi yani böyle çok fazla örnek verebiliriz. Neticede gelinen noktada uydurma suçlarla, davalarla insanlar tutuklandığı için, yargı muhafızlığı geldiği için Türkiye'de toplumun %70'i, %80'i artık diyor ki "Biz yargıya güvenmiyoruz" diyor. Ha bu arada bunu söylemekten dahi bir suç uydurabiliyorlar, bir suç yaratabiliyorlar. "Ben yargı muhafızlığı cezalandırıyor" dedim diye ben yargılandım. Yargıyı alenen aşağılama suçundan ilk duruşmada beraat ettim ama artık tamamen ülkede keyfi hukuk olduğu için bu tür kararlara imza atılıyor.
Ben bazı örnekleri not aldım yani çünkü hepsi benim böyle zihnime mıh gibi çakılan kararlar. Ben Cumhurbaşkanına hakaretten 14 yaşında çocuğun, 15 yaşında çocuğun tutuklandığını, İstanbul Maltepe Cezaevi'ne atıldığını, 3 ay cezaevinde tutulduğunu da haber yaptım. Ve suçu çok katı, yani inanılmaz bu konuda katılar. "Diktatör" dediği için, diktatör dediği için 3 ay, 4 ay, 3-5 ay neyse hepsi buna benzer şeyler ve bir çocuk dahi cezaevinde tutuldu.
... gazetesinden medya mensuplarının, gazetecilerin susturulup, kapatılıp, cezaevine girilmesi gibi de hissedip görmemesi, öyle bir korku iklimi yaratıldı ki toplumsal muhalefet korkudan döküldü. Biz 3 kişi bir araya gelsek, insanları korkudan sokağa çıkarmasın, 3 kişi bir araya gelemesin, eylem yapamasın, basın açıklaması yapamasın. Hangi belediye başkanını, hangi gazeteciyi, hangi toplumsal figürü tutuklarsak tutuklayalım... öyle bir ortam oluşsun istiyorlar ve bunu da yeniden seçimi kazanmak için yapıyorlar. Malum seçime giden yolda taşlar döşeniyor. Bu yolda da her hukuksuzluğu yapıyorlar.
Bu buluşma bu bakımdan çok kıymetli. Bizim buna, bu yapılanlara teslim olmamamız lazım. Boyun eğmememiz lazım. Dediğim gibi bu iktidarın kuşatması dalga dalga devam edecek. Yarın sabah bir bakmışsınız Halk TV yok kapatılmış, bir bakmışsınız Yurt Gazetesi yok Sulh Ceza Hakimliği kararıyla kapatılmış, bir bakmışsınız Tele1 yok... O yüzden biz bir olalım, bir arada olalım, teslim olmayalım, boyun eğmeyelim diyorum ve tıpkı burada tartıştığımız gibi yan yana gelip mücadele etmemiz lazım diyorum."





