Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt şu ifadeleri kullandı:
“Pek çok belediyeye yapılan operasyonlar, normal koşullarda bir yazıyla istenebilecek evrakların ve alınabilecek ifadelerin çok farklı bir noktaya taşındığı süreçlerdir. Yanlış olan budur. Yoksa ne İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı yurt dışına kaçar ne de dosyalar içerisindeki MASAK kayıtları ve devletin elindeki belgeler kaybolur.
Recep Tayyip Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde Akbil davası dahil en az 8-10 ağır ceza dosyasıyla yargılanıyordu. Tebligat yapıldı, gitti ifadesini verdi ve görevine devam etti. Daha sonra milletvekili olunca zaman aşımı, dosyaların düşmesi ve beraat kararlarıyla süreç sonuçlandı. O dönemde kimse ‘Sayın Erdoğan'ı alın, kelepçeyle getirin, milletin önünde dizin’ demedi. Sorun tam da buradadır.
Biraz önce söylediğim gibi, halk eğitim merkezi 170 eğiticiye ödeme yapmazken sizin belediyenize ödeme yapınca bir terslik ortaya çıkıyor ve buna itiraz ediyoruz. Yoksa biz suç işleme özgürlüğü istemiyoruz. Canımızın istediğini yaparız demiyoruz. Ancak yargı hepimizin sığınacağı liman olmalıdır. O liman durgun ve sağlam olmalıdır. Biz gidince fırtına kopuyor, başkası gidince her şey sütliman oluyorsa burada bir sorun vardır. Uygun olmayan da budur.
Bunu Cumhuriyet Halk Partisi'nin iç kavgası diyerek geçiştirmek doğru değildir. Çünkü sistem öyle bir noktaya geldi ki etkin pişmanlık adı altında bir mekanizma, itirafçılık adı altında bir piyasa oluştu. Adalet Bakanı üç ay önce ‘Muhittin Böcek itirafçı olacak, görün bakalım daha neler gelecek’ diyor. Ardından Muhittin Böcek yazılı olarak ‘Böyle bir şey yok’ diye savunma yapıyor. Ancak üç ay sonra oğlunu ve gelinini hedef alan süreçler yaşandıktan sonra itirafçı olmak zorunda kalıyorsa bu insani değil, sistemsel bir durumdur. Bu zorla alınmış bir itiraftır, belki de zorla imzalatılmış bir belgedir. Hukuka aykırı olan budur. Şahitlik, tanıklık ve bilirkişilik özgür iradeyle yapılır.
İnsanları ‘Çoluğuma çocuğuma zarar gelmesin, ne diyorsanız kabul edeyim’ noktasına getirirseniz bu artık parti içi mesele olmaktan çıkar. Sistemde sorun vardır. Biraz önce Mert kardeşim de söyledi. Adalet, cumhuriyet ve özgürlük hepimizin özlediği değerlerdir ancak herkese eşit uygulanmalıdır. Tarihte görülmemiş bir mutlak butlan kararını gündeme getiriyorsunuz. Bu dedikodu iki yıldır sürüyor.
Yerel mahkeme çok doğru bir karar verdi. Yerel mahkemenin kararları istinafta eleştirilmedi ancak istinaf bambaşka bir karar verdi. Bir hukukçu olarak şunu soruyorum. İhtiyati tedbir kararı neden verilir? Bir hakkın kaybolmaması için verilir. Yeni bir hak yaratmaz. Ama burada kongreyi kaybeden genel başkana yeniden hak verildi, ‘Buyur koltuğa otur’ denildi. Parti meclisine de aynı şekilde yeni haklar tanındı. Bu yanlıştır.
Bunu polisle, icrayla ve valilik eliyle uygulamaya kalkmak tamamen yanlıştır. Hukuka uymaz. CHP olunca uydu. Adalet ve Kalkınma Partisi içindeki demokrat insanların buna tepki göstermesini beklerim. Eğer bugün ses çıkarmazsanız yarın sizin başınıza geldiğinde emsal olarak kullanılacaktır. Üç yıl önceki kongreyi üç yıl sonra keyfi bir kararla ortadan kaldıramazsınız. Bu, demokratik parlamenter sistemin sona ermesidir. Esas darbe budur.
Bunun hangi partinin güvencesi var? Daha önce MHP'de benzer süreçler yaşandı. Meral Akşener ile Devlet Bahçeli arasındaki kongre sürecinde mahkeme kararları verildi, parti bölündü ve yeni bir siyasi oluşum ortaya çıktı. Sonrasında Devlet Bahçeli ittifaka girmek zorunda kaldı.
Bunlar doğru işler değil. Sayın Cumhurbaşkanı birkaç ay önce ‘Milli değerlere sahip, uyumlu bir muhalefet yaratmak zorundayız’ dedi. Sonuçta da öyle oldu. Buna rağmen Adalet ve Kalkınma Partisi hiç karışmıyor diyebilir miyiz? Sinyal verildi, mesaj verildi ve uygulamalar gerçekleşti. Demokrat insanlardan buna tepki bekliyorum. Adalet Bakanı bir şey söylüyor, üç ay sonra gerçekleşiyor. Cumhurbaşkanı bir şey söylüyor, üç ay sonra gerçekleşiyor. Sonra da ‘Biz karışmıyoruz, bunlar sizin iç işleriniz’ deniliyor. Gerçekten karışmayın. Karıştığınız için bunlar yaşanıyor.
Devlet ve iktidar müdahale etmeseydi Cumhuriyet Halk Partisi kongrede genel başkanını değiştirmeyi başardı. O nedenle itiraflar, gizli tanıklar ve benzeri süreçler üzerinden yürütülen tartışmalar sağlıklı değildir. Her partide yanlış yapan insanlar olabilir. Sizde de olabilir. Ancak bir kişiyi bulup ‘Bu CHP'lidir’ demek doğru değildir.
Bir tanığın ifadelerine baktım. Eskişehir'deki olaya da tanık, İstanbul'daki olaya da tanık, Ankara'daki kurultaya da tanık. Onun beyanıyla asırlık bir partiye kayyum atanabiliyor. Buna itiraz ediyoruz. Elbette herkes yargılanmalı, herkes hesap vermeli. Ancak darbeler üzerinden CHP'yi suçlamak doğru değildir.
27 Mayıs'ta CHP'nin kusuru neydi? Demokrat Parti iktidardaydı, darbe oldu. 12 Mart'ta CHP'nin kusuru neydi? Parti darbeye direnmiş, hükümete bakan vermemişti. 1980'de CHP'nin kabahati neydi? Kenan Evren geldi ve darbeyi yaptı. 28 Şubat'ta CHP'nin kabahati neydi? Bunları sürekli CHP'ye yüklemek doğru değildir. CHP hiçbir zaman orduyu yönlendirecek bir konumda olmadı. Bunlar ucuz söylemlerdir. Esas mesele duruştur. Duruş demokrasiden, hukuktan ve eşitlikten yana olmalıdır.
Eskişehir'de de bir süreç başladı. CHP içinde tartışmalar yaşanıyor, imza toplama süreci yürütülüyor. Aynı gün delegelerin ve birinci derece yakınlarının hesaplarına MASAK tarafından el konuldu. Devlet neden karışıyor? ‘İmza atmayın, atarsanız yakarım’ mesajı mı veriliyor? Buna rağmen ilk gün 900 imza toplandı. Bizi korkutamazlar.
İl Başkanı etkili muhalefet yapıyor, insanları bir araya getiriyor diye üç yıldır bekleyen bir dava bugün gündeme getiriliyor. Eğer dava açılacaksa 2024'te açılmalıydı. O açıklamadan bu yana iki yıl geçti ve Eskişehir'de herhangi bir infial yaşanmadı. Kimse kimseye saldırmadı. İddianın kendisi zaten çürümüş durumda. 2024'te yapılan bir konuşma neden bugün dava konusu oluyor? Bu nedenle adalet konusunda şüphe duyuyoruz.
Türkiye'yi çağdaş bir hukuk devleti yapmak istiyorsak bunlara itiraz etmemiz gerekir. Doruk Madencilik işçileri yürüdü, bakanlar söz verdi ama sonuç çıkmadı. Biz kalkıp şirket sahibinin geçmişte AK Parti milletvekili olduğunu söyleyerek herkesi suçluyor muyuz? Hayır. Herkes kendi yaptığından sorumludur.
Bizi Amerika ile iş birliği yapmakla suçlamak da son derece komiktir. Amerika'dan kimin destek aldığı, kimin meşruiyet aradığı herkes tarafından bilinmektedir. Trump ile görüşebilmek için verilen sözler ortadadır. Amerika ile kimin yakın ilişkiler içinde olduğunu herkes görüyor. Trump'ı NATO toplantısına getirip iç politikada kullanmaya çalışıyorsunuz. Maçta Trump'ın yanında oturmak için çaba gösteriyorsunuz. Bunlar bize yakışmaz.
Bağımsızlıkçı, Kuvayı Milliyeci ve emperyalizme karşı duruş sergileyen insanlara ‘Amerikancısınız’ demek ancak gülünç olur. Biz kimseyi şikâyet etmedik. Gücün sahibi sizsiniz. Herkes kendi yaptıklarına bakmalıdır. Biz dik duruyoruz, doğru duruyoruz, hukuktan yana duruyoruz.
Bugüne kadar yapılan anayasa değişikliklerinin halk oylamalarında hep hayır oyu vermiş biriyim. Buna rağmen bugün diyorum ki lütfen kendi yaptığınız anayasaya uyun. Bu anayasayı savunmak bize kalmasın. Siz yaptınız, siz savunun. Ancak en azından bu anayasanın tanıdığı hakları kaybetmeyelim.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin devlet ve AK Parti tarafından rahat bırakılması gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde bunun Türkiye demokrasisi açısından olumlu sonuçları olmayacaktır.”