Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş şu ifadeleri kullandı;

"Türkiye'de gerçekten garip şeyler oluyor. Tüzük kurultayının yapıldığı gün yaptığım konuşmada şunu söylemiştim: Cumhuriyet Halk Partili belediyeler bugün başarılarıyla yüzde 58'lik bir oy oranına ulaştı. Bu tablo, yapılacak ilk seçimde iktidarın değişeceğini gösteriyor. Belediye başkanlarımızın tamamı son derece başarılı. Bu durumda anlıyorum ki bundan sonra bizim muhatabımız emniyet ve savcılar olacak demiştim. Maalesef bugün bununla karşı karşıyayız.

Asla yargılanmaktan korkmuyoruz. Belediye başkanlarımızın böyle bir dokunulmazlığı yoktur. Ancak soruşturmaların belirli usulleri vardır. Hakkında işi bozulan, belediyeden istediğini alamayan ya da yasa dışı talepleri karşılanmayan kişiler gidip bizi şikâyet edebilir. Bunun üzerine savcılık İçişleri Bakanlığına yazı yazar. Müfettişler gelir, inceleme yapar. Ya soruşturmaya gerek olmadığına karar verir ya da soruşturma gerekiyorsa dosya savcılığa intikal ettirilir ve yargılama süreci başlar.

Artık bu usul ortadan kalktı. Sayıştay'ın kamu zararı tespitleri ya da mülkiye müfettişlerinin soruşturmaya gerek olmadığı yönündeki raporları dikkate alınmıyor. Bunun yerine çok kolay şekilde zimmet, rüşvet veya suç işlemek amacıyla örgüt kurma gibi iddialarla belediye başkanlarımız ve personelleri gözaltına alınıyor.

Bugüne kadar çağrıldığı halde ifadeye gitmeyen bir belediye başkanı duydunuz mu? Neden korkalım ki? Benim mal beyanım hem belediyenin girişinde hem de internet sitemizde yayımlanıyor. Alacağımızı da borcumuzu da kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşıyoruz. Biz, başkasının parasını emanet olarak kullanan belediye başkanlarıyız. Kaçacak ya da korkacak hiçbir şeyimiz yoktur. Eğer yanlış yaparsak bunun hesabını önce Ankara halkına, sonra da Türk milletine veririz.

Dolayısıyla düşman hukuku yerine hukuk devletinin gerekleri uygulanmalıdır. Benim 2019 yılında göreve geldiğim günden bu yana verdiğim şikâyet dilekçeleri üzerine yargılanan eski dönem bürokratları var. Hiçbiri gözaltına alınmadı, evleri aranmadı, tutuklanmadı. Yargılamaları devam ediyor. Olması gereken de budur.

Hiç kimse bir saat bile eşinden, dostundan, çocuğundan haksız yere uzak tutulamaz. Böyle bir hukuk anlayışı olamaz. Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri şudur: Bir kişinin yüzde yüz suçlu olduğuna inansanız bile, suçsuz bir insanın haksız yere özgürlüğünden mahrum bırakılmasındansa bin suçlunun dışarıda dolaşması tercih edilir. Önemli olan suçsuz bir kişinin bir saat bile haksız yere özgürlüğünden mahrum kalmamasıdır.

Peki bugün ne oluyor? Bu, belediye başkanlarımıza yönelik 39'uncu operasyon. Her birinde benzer şekilde tutuklamalar yaşanıyor. Tutuklama sürecinde bazı kişiler itirafçı sıfatıyla başkalarını suçluyor, onların da tutuklanmasına neden oluyor. Daha sonra yargılama sırasında "Tutuklanma tehdidi altında bu ifadeleri verdik." diyerek özür diliyorlar.

Doğru olan tutuksuz yargılamadır. Hiç kimseyi peşinen suçlu ilan edemezsiniz. Gördük; tahliye edilen belediye başkanlarımız oldu. Tutuklandıktan sonra beraat eden insanlar oldu. Aynı şekilde, uzun süre tutuklu kaldıktan sonra beraat eden pek çok genci de gördük. Bu insanların günlerce, aylarca cezaevinde tutulmasının bedelini kim ödeyebilir?

Kaçan varsa, suçlu olduğu kesinleşirse elbette cezasını çeker. Buna kimsenin itirazı yok. Ama önce yargılamanın sonucunu beklemek gerekir.

Biz eşit hukuk ve eşit adalet istiyoruz.

Hüseyin Can Başkan ile ilgili bir hafta önce bazı televizyon kanallarında "Hüseyin Can'a operasyon yapılacak, belediye görevlileriyle birlikte gözaltına alınacak." denilmeye başlandı. Peki bu insanlar bu bilgiyi nereden aldı?

Eğer bu bilgileri uydurdularsa, halkı yanıltıcı bilgi yaymaktan dolayı haklarında işlem yapılması gerekmez mi? Yok söyledikleri doğruysa durum daha da vahimdir. Bu bilgi kendilerine nasıl ulaştı?

Bence Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı önce bu kişileri çağırıp "Siz bu bilgiyi nereden aldınız, gizli bir soruşturma bilgisine nasıl ulaştınız?" diye sormalıdır.

Daha da önemlisi, devam eden soruşturmalarla ilgili, henüz kişinin avukatının bile bilmediği bazı bilgiler belli televizyon kanallarında ayrıntılarıyla yayımlanıyor. Böylece insanlar peşinen suçlu ilan ediliyor.

Oysa bunun hukukta bir karşılığı vardır. Devam eden bir yargılamayı etkilemeye yönelik yayın yapılmaktadır. Sosyal medyada linç kampanyaları yürütülüyor, televizyon ekranlarında kurulan mahkemelerde belediye başkanlarımız daha yargılama sonuçlanmadan mahkûm ediliyor.

Ancak yarın beraat ettiklerinde bunun telafisi olmuyor. Buna rağmen bu insanların itibarına zarar verenlerden de bir gün mutlaka hukuk önünde hesap sorulacaktır.

Biz herkes için adalet istiyoruz. Herkes için eşit adalet istiyoruz."