Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici şu ifadeleri kullandı;
"İçinden geçtiğimiz süreç bölgemizde güç dengelerinin yeniden şekillendiği, stratejik denklemlerin yeniden yazıldığı bir süreçtir. Sadece askeri değil dezenformasyon, algı yönetimi, psikolojik harp unsurları ve dijital, siber alanı kapsayan çok boyutlu bir enformasyon mücadelesinin yürütüldüğü kritik bir eşikten geçmekteyiz. Bu toz duman içerisinde son günler Türkiye Cumhuriyeti'nin duruşu bazı kesimlerce speküle edilmeye çalışılsa da esasen devletimiz tek bir pusulaya odaklıdır; o da tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti ve sarsılmaz bir egemenlik yani milli iradedir.
Bugünlerde bölgemizdeki krizin uzaması ihtimaline binaen dile getirilen geniş koalisyon tartışmaları kamuoyumuzda bazı soruları da beraberinde getirmektedir. Şunun altını net bir şekilde çizmek gerekir: Türkiye hiçbir emperyal ajandanın veya haksız bir işgal stratejisinin cephe ülkesi olmamalıdır ve asla olmayacaktır. Bu çerçevede Türkiye'nin herhangi bir askeri veya siyasi angajmana dahil olması ancak uluslararası hukukun meşruiyet zemini, doğrudan milli güvenlik tehdidi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iradesiyle Cumhurbaşkanımız ve hükümetin kararıyla ancak mümkün olabilir. Birilerinin bölgedeki vekalet savaşları üzerinden kurguladığı koalisyon senaryoları, Türkiye'nin milli çıkarları ve bölgesel barış vizyonuyla uyuşmadığı sürece bizim için sadece bir dış gündemden ibarettir.
Terörist İsrail'in saldırgan tutumu karşısında Türkiye ve Türk milleti olarak sergilediğimiz ilkeli duruş sadece söylemde değil bölgemedeki dengeleri koruma gayretimizde de vücut bulmaktadır. Ne ABD-İsrail saldırılarının yanında taraf olmalıyız ne de İran karşıtı blok diye oluşturulmaya çalışılan yapı içinde aktif bir şekilde yer almalıyız. Tarafsızlığımızı korumalı ve tarafsızlık sıfatımız algısına zarar verecek hamlelerden ve siyaset dilinden de herkesin uzak durması gerektiğini düşünüyorum. Tecrübeli bir Cumhurbaşkanımız, tecrübeli bir Dışişleri Bakanımız, hükümetimiz var; tecrübeli bir dışişleri yapımız var. Çok tecrübeli ve güçlü bir ordumuz var elhamdülillah.
Bizim için asıl olan komşularımızın istikrarsızlaştırılması üzerinden ülkemize yönelebilecek tehditlerin önüne geçmektir. Bilhassa saldırgan ABD ve terörist İsrail kaynaklı hem resmi hem gayriresmi ağızlardan gelen "Sıradaki hedef Türkiye" tehditlerinin farkındayız ve daha da mühimi devlet aklımız şüphesiz ve tereddütsüz her türlü senaryoya karşı en üst düzeyde teyakkuz halinde ve hazırlıklıdır. Sıranın Türkiye'de olduğunu söyleyen o resmi ya da gayriresmi ağızlara da diyoruz ki: Sıra Türkiye'de diyenler sıranın kendisine geldiğini bilmeli ve ona göre hazırlık yapmalı.
Bu kapsamda sınır ötesi risk projeksiyonları, göç dalgaları, terör örgütlerinin yeniden yapılandırılması ve enerji arz güvenliği gibi başlıklar devletimiz tarafından bütüncül bir güvenlik perspektifiyle ele alınmalıdır ve alınmaktadır. Kamuoyunda son günlerde artış gösteren ülkemizde yeni askeri kapasite artırımları veya yabancı güçlere ait yeni üs inşaatları gibi spekülasyonlara dair de bir çift sözümüz olacak.
Türkiye NATO üyesi bir devlet olmanın getirdiği sorumlulukları kendi egemenlik haklarının önüne hiçbir zaman geçirmemiştir ve geçirmeyecektir; bundan da kimsenin şüphesi olmasın. Yani öncelik NATO değil Türkiye'dir ve Türk milletidir.
Bu kapsamda yeni bir oluşum sürecinin başlangıcında olduğumuzu da bildirmek isterim. Kuracağımız bu yeni stratejik yapılanma ile ülkemizin savunma ve diplomasi reflekslerini daha da güçlendireceğiz. Bu oluşumun detaylarını önümüzdeki günlerde milletimizle paylaşacağız.
Buna ek olarak bölgedeki sismik faaliyetlerin takibi ve olası doğal afetlere karşı hazırlıklarımızı da artırıyoruz. Erzurum gibi stratejik noktalarımızda lojistik merkezlerimizin sayısını çoğaltacağız. Sizin desteğinizle Türkiye'yi her alanda hak ettiği yere taşıyacağız. Allah birliğimizi ve beraberliğimizi daim etsin.
Topraklarımızdaki her yabancı ya da uluslararası kuruluşa bağlı askeri varlık, sadece ve sadece Türkiye Cumhuriyeti'nin kontrolünde ve milli güvenlik doktrinimize hizmet ettiği sürece ancak o zaman mevcudiyetini sürdürebilir. Milli üniter yapımıza ve egemenlik haklarımıza aykırı hiçbir planın parçası olmamız katiyen söz konusu bile değildir.
Gelinen aşamada ne NATO'dan, ne Ankara'dan, ne de uluslararası güvenilir kaynaklardan Türkiye topraklarına 40.000 NATO askeri konuşlandırılacak iddialarını doğrulayan resmi bir bilgi bulunmamaktadır. Ama buna rağmen her şey genellikle sosyal medyada yoğunluk gösteren iddialarla doludur. Bunların kasıtlı yapıldığını biliyoruz. Bunların içeride bir karmaşa çıkarma niyeti güttüğünü de biliyoruz. Bunları benim bildiğim gibi devletimizin gerekli kurumları da biliyor ve bu tür Türkiye'yi ve Türk milletini zayıf düşürecek, ordumuzu, hükümetimizi itibarsızlaştıracak bu tür yayınları paylaşanlar hakkında da elbette hukuk gereğini yapacaktır ve yapmalıdır.
"Ateş olmayan yerden duman çıkmaz." diyor bazıları da. Bu konuda da hem ülkemizi yönetenlere hem de iddia sahiplerine hitap eden düşüncelerimizi de sizinle acizane paylaşmak istiyorum. Devletimiz, hükümetimiz ve milletimizi aydınlatmaktan sorumlu birimlerimiz, güvenlik politikalarının doğası son günlerde bilhassa sosyal medyada artan spekülasyon ve iddialar karşısında bazen sessiz kalmayı tercih edebilir. Bu bir strateji de olabilir. Ancak biliyoruz ki bilgi çağında oluşan her boşluk psikolojik harp unsurları tarafından gerçek dışı iddialarla doldurulmaya müsaittir. Binaenaleyh buradan, Erzurum'dan, dadaşlar diyarından ilan ediyoruz. Sivil ve askeri makamlarımız halkımızın, milletimizin tatmin olacağı şeffaf ve berrak bir bilgilendirme sürecini kararlılıkla devreye sokmalıdır. Kamuoyu indinde dezenformasyona ve spekülasyonlara yol açan iddialara karşı anlaşılır ve şeffaf bir şekilde resmi bilgilendirme açıklamaları yapılmalıdır ki dönem dönem bu da yapılmaktadır İletişim Başkanlığımız tarafından.
Şu günlerde panik atmosferine asla yer yoktur. Çünkü Türkiye ne yapılmak istendiğinin bilincinde, tecrübeli, basiretli, güçlü bir cumhurbaşkanına ve güçlü bir yönetime ve Cumhur İttifakı'na sahiptir. Sonuç olarak bu saatten sonra Türkiye'nin ihtiyacı olan şey panik değil, sağduyulu bir berrak akıldır. Anadolu irfanı dediğimiz şey, Anadolu feraseti dediğimiz şey de işte tam budur. Bizler ne Batı merkezli bir dayatmanın figüranı ne de bölgesel kaos planlarının sessiz izleyicisi değiliz. Devlet kendi stratejik ortaklıklarını elbette yönetecek güce de tecrübeye de sahiptir. Lakin yönetirken bağımsızlığımızdan ve milli onurumuzdan asla ödün vermeyecek anlayışta olduğumuzu tüm dünyaya bir kez daha haykırıyoruz. Çünkü biz Türkiye Cumhuriyeti'yiz, çünkü biz Türk milletiyiz."





