Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Başkanı Dr. Nazan Aksaray şu ifadeleri kullandı;
"Konu sadece Alpu Ovası'nı ilgilendiren bir konu değil, ülkemizin tamamını ilgilendiriyor. Çünkü TEMA Vakfı'nın 2019 yılında 29 ilde yaptığı bir çalışma var. Bundan yedi yıl önce yapılan bu çalışmaya göre ülkenin yüzde 71'i maden sahalarına ruhsatlıydı. Aradan geçen yedi yılda bu oranın muhtemelen yüzde 90'ların üzerine çıktığı tahmin ediliyor. Yeni bir çalışma yapılsa büyük ihtimalle bunu göreceğiz.
Söz konusu araştırma dördüncü grup değerli madenler, yani altın, gümüş, nikel ve bakır madenleri üzerine yapılmıştı. Bunun dışında bentonit, mermer ve kalker ocakları gibi pek çok madencilik faaliyeti de var. Ülkemizin her tarafında adeta pıtrak gibi maden sahaları bulunuyor. Ormanlarımız, sularımız, tarım alanlarımız ve yaşam alanlarımız madencilik uğruna yok ediliyor. Biz buna gerçekten vahşi madencilik diyoruz. Vereceğimiz mücadele yalnızca Alpu Ovası'nın mücadelesi değil, aynı zamanda ülkemiz adına verilen büyük bir mücadeledir.
Elimizde çok değerli bir ova var. Bereketli topraklarımız var ve yüzyıllardır üretim yapıyoruz. Temiz havamız var. Her ne kadar susuzluk tehlikesiyle karşı karşıya olsak da hâlâ suyumuz var. Yüzyıllardır geliştirdiğimiz üretim kültürümüz, geleneklerimiz var. Huzur içinde yaşadığımız köylerimiz, büyüklerimizi defnettiğimiz mezarlıklarımız var. Biz bütün bunları korumaya çalışıyoruz.
Maden denilen şey maalesef bunların tamamını ortadan kaldıran büyük bir tehdit olarak karşımızda duruyor. Bu sadece üretimimizi bozmayacak, havamızı ve suyumuzu kirletmeyecek. Aynı zamanda bizi göçe zorlayacak. Gün gelecek mezarlarımızı bile bırakmayacaklar. Bunlar bu ülkede yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Biz de bunlar yaşanmasın diye mücadele ediyoruz.
Bundan yaklaşık 30 yıl önce Bergama Ovacık'ta bu mücadele ilk kez başladı. O dönem yöre halkı konuyu yeterince bilmiyordu ve mücadele gücü bugünkü kadar yüksek değildi. Hak mücadelesinde kayıplar yaşandı. Ovacık bugün, Kaymaz'da olduğu gibi, tamamen siyanürle işleme yapılan bir merkez hâline geldi. Bölgede çok az insan kaldı ve birçok kişi kanser nedeniyle hayatını kaybetti.
Ancak zaman içerisinde ülkenin dört bir yanındaki insanlar bu tehlikenin farkına vardı. Hukuki ve fiili mücadeleler verildi. Sadece hukuki mücadele tek başına yeterli olmuyor. Bu nedenle artık elimizde başarı hikâyeleri de var. Eskişehir'de Alpu Ovası'nda termik santrale karşı verilen mücadele, Sevinç Mahallesi'nde kömür ocağına karşı yürütülen süreç, Alpöğüt, Atalan ve Sarıcakaya'daki kazanımlar bunun örnekleridir.
Bu nedenle Alpu Ovası'nda bugün karşı karşıya olduğumuz tehdide karşı da başarılı olacağımıza hiç şüphem yok. Çünkü burası çok kıymetli bir alan. Devlet tarafından 2017 yılında Büyük Ova statüsüyle koruma altına alındı. Bu çok önemli bir durum.
Madencilik şirketleri, ÇED sürecinden kaçınabilmek için 25 hektarın altında başvuru yaparak 'ÇED gerekli değildir' kararı almaya çalışıyor. Aynı girişim bu bölge için de 2019 yılında yapılmıştı. Büyükşehir Belediyesi bu karara dava açtı ve Büyük Ova statüsü gerekçe gösterilerek davayı kazandı. Danıştay da 2021 yılında bu kararı kesinleştirdi. Yani o başvuru kapsamında burada maden açılamaz.
Şimdi ise yeni bir başvuruyla tekrar karşımıza çıkıyorlar. Bu şirketler maalesef doymuyor. Sürekli yeni yollar deneyerek yeniden başvuru yapıyorlar.
Peki ben bir hekim olarak neden buradayım? Sağlık, bütün bu yıkımın en ağır sonuçlarından biridir. Tarımı kaybediyoruz, sağlığımızı da kaybediyoruz. Havamızı kaybediyoruz, sağlığımızı da kaybediyoruz. Dolayısıyla yalnızca çevrenin ya da tarımın yok edilmesinden söz etmiyoruz. Aynı zamanda toplum sağlığının bütünüyle zarar görmesinden söz ediyoruz. Verdiğimiz mücadele, kendi sağlığımızı koruma mücadelesidir.
Dünya Sağlık Örgütü sağlığı yalnızca fiziksel iyilik hâli olarak tanımlamıyor. Sadece hastalığım yok demek sağlıklı olmak anlamına gelmiyor. Ruhsal olarak da iyi olmamız gerekiyor. Aynı zamanda çevresel olarak da sağlıklı koşullarda yaşamamız gerekiyor.
Fiziksel olarak hastalığım olmayabilir. Ruhsal açıdan da kendimi iyi hissedebilirim. Ancak tarım alanım yok edilirse artık sağlıklı değilim. Göç etmek zorunda kalırsam sağlıklı değilim. Evimin duvarları patlatmalar nedeniyle çatlar ve o evi terk etmek zorunda kalırsam yine sağlıklı değilim. Bu nedenle madencilik faaliyetleri yaşamımızın her alanını etkiliyor."





