SES Eskişehir Şubesi Eş Başkanı görevine veda eden Berna Yıldız şu ifadeleri kullandı:

“Bugün şube eş başkanı olarak konuşma hakkımın bir bölümünü, üç yıl boyunca yürüttüğümüz kadın çalışmalarına ve kadın sekreterliği görevimiz süresince verdiğimiz mücadeleye ayırmak istiyorum.

Çünkü sendikal mücadeleyi yalnızca ekonomik ve özlük hakları üzerinden değerlendiremeyiz. Bizim mücadelemizin en güçlü yanlarından biri, nasıl bir çalışma yaşamı, nasıl bir örgüt ve nasıl bir toplum istediğimizdir. Bu anlayışın merkezinde de kadın özgürlük mücadelesi, eşitlik ve dayanışma vardır.

Bildiğimiz gibi SES, üyelerine ve çalışanlarına eşitlikçi, güvenli ve şiddetten arınmış bir alan sağlamayı temel sorumluluklarından biri olarak kabul etmektedir. Bu yaklaşım yalnızca sendika binalarının sınırları içerisinde ele alınabilecek bir mesele değildir. Kişilerin birbirlerine ya da üçüncü kişilere karşı gerçekleştirdiği cinsel taciz ve cinsel şiddet başta olmak üzere kadınlara, çocuklara ve LGBTİ+'lara yönelik her türlü şiddet ve ayrımcılığı, yer ve zaman sınırlaması olmaksızın kapsayan bir anlayıştır.

Bu anlayışımızı uluslararası sözleşmeler, insan hakları belgeleri ve 6284 sayılı Kanun gibi hukuki dayanaklar üzerinden şekillendiriyoruz. CEDAW, İstanbul Sözleşmesi'nin ortaya koyduğu ilkeler ve uluslararası insan hakları normları doğrultusunda toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti, toplumsal cinsiyet ayrımcılığının bir biçimi olarak değerlendiriyoruz.

SES olarak bu konuda yalnızca söz söylemekle yetinmedik. Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğinin Giderilmesi ve Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddeti Önleme Politika Belgesi ile sendikamız içerisinde önemli bir çerçeve oluşturduk.

Bu belgeyle amacımız, toplumsal cinsiyete dayalı tacizden, mobbingden, ayrımcılıktan ve şiddetten arınmış bir sendikal ortam yaratmak, şiddeti önleyici mekanizmalar geliştirmek, maruz bırakılan arkadaşlarımızı desteklemek ve gerekli durumlarda etkin soruşturma ve yaptırım süreçlerini işletmektir.

Çünkü biz biliyoruz ki eşitlik mücadelesi yalnızca dışarıya karşı verilen bir mücadele değildir. Önce kendi örgütümüzde eşitliği, güveni ve adaleti tesis etmek zorundayız.

SES'in üye yapısının yaklaşık yüzde 60'ını kadın emekçiler oluşturuyor. Bu oran bile kadınların sendikal mücadeledeki yerini ve ağırlığını açıkça gösteriyor. Kamu emekçileri mücadelesinin en güçlü yanlarından biri de kadınların eşitlikçi, özgürlükçü ve mücadeleci bakış açısıdır.

Elbette bu yaklaşımımızın bir bedeli de oluyor. Kadın özgürlüğünü, laikliği, eşitliği, LGBTİ+ haklarını ve emek mücadelesini savunduğumuz için gerici odakların ve sarı sendikal anlayışın hedefi haline geliyoruz. Ancak şunu açıkça söylemek isterim. Bu bizim için bir geri adım nedeni değil, mücadelemizin haklılığının ve onurunun göstergesidir.

Biz bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.

Kadın çalışmalarımızın önemli başlıklarından biri de sağlamcılığa karşı mücadele ve engelli emekçilerin eşit, erişilebilir bir yaşam hakkı oldu.

Eskişehir Şubesi olarak kadın kurultaylarımızda ve sendikal platformlarda bu konuyu sürekli gündeme taşıdık. Sendikamızın bütün kurumlarında sağlamcılığa karşı mücadelenin güçlendirilmesini, engelli üyelerimizin ve emekçilerimizin sendikal yaşama eşit katılımını, özellikle sendika binalarımızın fiziksel açıdan erişilebilir hale getirilmesini savunduk.

Bunları yalnızca bir temenni olarak dile getirmedik. Israrla önerdik, tartışmaya açtık ve karar süreçlerine taşımaya çalıştık.

Son kadın kurultayımızda bu yaklaşımın bir karar olarak kabul edilmesini çok önemli bir kazanım olarak görüyorum. Çünkü engellilik, bireyin taşıdığı bir eksiklik değil, toplumsal yaşamın ve kurumların yarattığı engellerle de doğrudan ilişkilidir. Biz sendikalarımızın da bu konuda sorumluluk alması gerektiğini savunduk.

Bu kazanımın arkasında Eskişehir Şubemizin ısrarlı takibi ve birlikte yürüttüğümüz mücadelenin olduğunu düşünüyorum.

Üç yıl boyunca bütün bu çalışmaları tek başıma değil, birlikte mücadele ettiğimiz yönetici arkadaşlarımızla, kadın arkadaşlarımızla ve örgütümüzün emek veren bütün bileşenleriyle yürüttük.

Bazen bir toplantıda, bazen bir kurultayda, bazen bir açıklamada, bazen de örgütümüzün kendi içindeki sorunları tartışırken bu anlayışı savunduk.

Her zaman istediğimiz sonucu alamamış olabiliriz. Eksiklerimiz, tamamlayamadığımız işlerimiz de vardır. Ama eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir sendika yaratma hedefinden hiç vazgeçmedik.

Ben inanıyorum ki sendikal mücadele, yalnızca kazandığımız haklarla değil, örgütümüzün içinde dönüştürebildiğimiz ilişkilerle de anlam kazanır.

Kadınların sözünün kesilmediği, engelli emekçilerin önüne fiziksel ve örgütsel engellerin çıkarılmadığı, hiçbir arkadaşımızın cinsiyeti, kimliği, bedeni ya da farklılığı nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı bir sendika yaratmak hepimizin ortak sorumluluğudur.

Bugün bu görevleri devrederken şunu özellikle söylemek istiyorum. Görevler değişir, sorumluluklar el değiştirir ama mücadele devam eder.

Birlikte yol yürüdüğüm, emek verdiğim, dayanışma gösterdiğim bütün yoldaşlarıma teşekkür ediyorum. Benden sonra bu sorumluluğu üstlenecek arkadaşlarıma da başarılar diliyorum. Umarım devraldıkları mücadeleyi daha da büyütür, bizim eksik bıraktığımız yerlerden devam ederek yeni kazanımlar elde ederler.

Çünkü bizim meselemiz makamlar, görevler ya da unvanlar değil. Bizim meselemiz eşit, özgür, demokratik ve emekten yana bir yaşamı birlikte kurabilmektir.

Yaşasın kadınların örgütlü mücadelesi.

Yaşasın eşitlik, özgürlük ve dayanışma mücadelemiz.

Yaşasın örgütlü mücadelemiz."