Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç şu ifadeleri kullandı;
"Siyaset sahnesinde 80 yıllık çok partili siyasi hayatımızın en derin kaosu yaşanıyor. Ana muhalefet partisinin sürüklendiği belirsizlik ortamı, oyun kurucu aktörler dışında siyasetin tamamını derin bir belirsizliğin içine çekiyor. Oyun kurucu aktörleri ayrı tutuyorum çünkü bu kaosu en başından beri nasıl şekillendireceğini bilenler var, bir de kaosun mevcut ve muhtemel etkilerine tabii olarak hazırlıksız yakalananlar var.
Düzensizlikten yeni bir düzenin çıkacağı aşikar. Partiler dizayn ediliyor, konjonktür dizayn ediliyor, rakipler dizayn ediliyor, muhtemel adaylar dizayn ediliyor, uygun seçim tarihi ve takvimi için de nabızlar tutuluyor. Yargı sopa olarak kullanılıyor, muhalifler hizaya getiriliyor. Haklının hakkını alamadığı, güçlünün haklı sayıldığı bir sistem süratle tahkim ediliyor.
Daha önce yolun sonu karanlık demiştik, şimdi çıkılan bu yeni yolun sonu seçim diyoruz. Çıkılan bu yeni yolun sonu seçimdir. Sonbaharda mı olur, ilkbaharda mı olur belirsiz ama yolun sonu seçim. Genel Başkanımız Dr. Fatih Erbakan'ın daha önce ifade ettiği gibi bu seçim kontrollü bir seçim. Türkiye kontrollü seçim sürecine Genel Başkanımız tarafından açıklandıktan haftalar sonra hızla sürüklenmeye başlanmış durumdadır. Butlan kararı ile kontrollü seçim sürecinin startı verildi diyebiliriz. Biz bizden sorumluyuz. Seçime varız. Erken seçime de varız, baskın seçime de varız. Yeniden Refah Partisi olarak bugün, yarın ya da tarihi bilahare açıklanacak herhangi bir gün yapılacak olan seçimlere varız, hazırız.
9 günlük tatil sürecini, bayram tatilini geride bıraktık. Tatilde konuşulması gereken ekonomiydi, enflasyondu, işsizlikti ama Türkiye geçimi değil, bayram süresince CHP'yi konuştu, butlanı konuştu, muhalefetin durumunu konuştu, CHP Genel Merkezine, CHP Genel Başkanının isteği üzerine yapılan müdahaleyi konuştu Türkiye.
Yargı sürecine kısmen işaret ettim açıklamalarımın baş tarafında. Sayın Devlet Bahçeli'nin söyledikleri devlet tarafından dikkate alınmış olsaydı öncesinde herhalde Cumhuriyet Halk Partisi butlanla karşı karşıya kalmazdı. Mademki ana muhalefetin kaosa sürüklenmesinde Türkiye'nin ve Türk siyasetinin hayrına bir durum yoktur, o zaman bu butlan kararı hiç çıkmasaydı. Öyle değil mi. Yargı böyle değil de başka türlü tecelli etseydi. Mesela istinaftaki gibi değil de ilk derece mahkemesindeki gibi yargı gerçekleşseydi. Burada Yeniden Refah Partisi olarak bizim özellikle dikkat çekmek istediğimiz şey şudur. Bir butlan davası aylarca, yıllarca sürdürülemez. Birkaç günde, birkaç haftada bütün deliller değerlendirilmeli ve butlan davası hızla neticelendirilmelidir. Butlan davası ne demektir, neyi arzu etmektedir, amaçlamaktadır, hedeflemektedir. Butlan davası Cumhuriyet Halk Partisi'nin son kurultayında seçilen yönetimi iş başından uzaklaştırmayı hedeflemektedir.
Bu kadar kritik, bu kadar önemli bir davanın ayları, yılları bulması hukuka aykırıdır, akla aykırıdır, siyasetin tabiatına aykırıdır. Şimdi geldi bu karar Yargıtay sürecinde. Yargıtay hızla CHP hakkındaki butlan davasında kararını ortaya koymalıdır. Son nokta ne ise Yargıtay gereğini yapmalıdır. Bir sürpriz beklentimiz yok. Aşağıdan gelen kararın bu anlamda, bu konuyla ilgili yukarıda bozulacağına dair bir beklentimiz yok ama her ne olacaksa olmalı, Yargıtay son noktayı koymalı, Cumhuriyet Halk Partisi için de olağanüstü kurultay yolu hızla açılmalıdır. Türkiye ana muhalefet partisi ile ilgili bu belirsizlik ortamından hızla uzaklaştırılmalıdır.
Muhalefete yönelik belirsizlik siyasete yönelik güvensizliği beraberinde getirmektedir, beslemektedir. Halkın demokrasiden, anayasal sistemden, hukuktan, yargıdan yana güveni günden güne törpülenmektedir. Bize ne, CHP'nin iç işidir demek çözüm değildir. Çünkü Türkiye bir ülke, Türkiye Büyük Millet Meclisi tek meclisimiz ve bütün siyasi partiler temsilini burada buluyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaşanan kaostan bana ne demek, Türkiye'den bana ne demekle eş değer. O nedenle bu kaosun hızla çözüme kavuşması, yargı süreçlerinin derhal ve behemhal noktalanması lazımdır. Kurultayın acilen yapılması elzemdir ve Türkiye bu belirsizliği bir an önce çözümle başından savmalıdır. Ekonomiyi konuşmalıdır, genç işsizliğini konuşmalıdır, istihdamı konuşmalıdır, geçinemeyen emekli maaşlarını, emeklilerin maaşlarını konuşmalıdır Türkiye.
İşte konuşulması gereken konulardan biri. Bayram tatilinde konuşulanlardan değil ama konuşulması gereken konulardan biri. Türk-İş. Türk-İş, Türkiye'nin, Türk-İş'i mayıs ayı geçim endeksini, rakamları açıkladı. Türk-İş'in mayıs ayı verilerine göre 4 kişilik bir ailenin aylık gıda harcaması tutarı, yani açlık sınırı 35.174 lira. Türkiye bayram boyunca CHP'yi konuştu, butlanı konuştu ama Türk-İş'in açıkladığı verilere göre mayıs ayında Türkiye'de 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 35.174 lira.
Gıda ile birlikte diğer tüm temel harcamalar, yani enerji, su, eğitim, ulaşım, kira dahil olmak üzere 4 kişilik bir ailenin sahip olması gereken bir aylık gelir, hane halkının ulaşması gereken bir aylık gelir, minimum bir aylık gelir, yani yoksulluk sınırı 114.576 lira. Bu arada en düşük emekli maaşı 20.000, asgari ücret 28.000 lira. Daha mayıstayız, yeni bitti hazirana girdik. Asgari ücret 28.000, 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 35.174 lira. Ama gündemimiz ekonomi değil, eğitim değil, enflasyon değil, işsizlik değil, Cumhuriyet Halk Partisi.
Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 45.488 lira. Hani diyorlar ya gençler niye evlenmiyor, evlilik oranları Türkiye'de düşüyor, doğurganlık azalıyor, nüfus yaşlanıyor, Türkiye'de doğurganlık hızı Euro bölgesi, Avrupa Birliği ortalamasının bile gerisine sarkıyor. Bekar bir çalışanın bir aylık geçimi için kira dahil gereken para 45.488 lira. Asgari ücret 28.000 lira. Nasıl evlenecek, borcu nasıl ödeyecek, evini nasıl geçindirecek. Mutfak enflasyonu mayısta %1,70, 12 aylık mutfak enflasyonu %40,18, yıllık enflasyon ortalaması %40,58. Buyurun, tablo ortada. %40 yıllık enflasyon, geçinemeyen milyonlar, emekliler, işçiler ve bir de hiç geliri olmayan milyonlarca işsizlerimiz, gençlerimiz.
Bu şartlar altında bile açlığı, yoksulluğu, işsizliği değil, CHP'yi konuşuyoruz. 6.000.000 ev gencini, illegal bahis çetelerini, uyuşturucu bağımlılığındaki çılgın artışı değil, CHP'yi konuşuyoruz. Çiftçiyi, köylüyü değil, CHP'yi konuşuyoruz. Oysaki çiftçilerimiz borç batağında, tarihin en ağır borç yükü altında.
Bakın bir başka konuya geçiyorum. BDDK verilerine göre çiftçilerimizin bankalara olan kredi borçları faizleriyle birlikte 1 trilyon 355 milyar lira. Çiftçilerimizin bugünkü mazot, gübre, tohum ve emek maliyetleri karşısında zirai faaliyetlerine devam etmesi artık ve ne yazık ki mümkün değildir. Dile kolay, 1 trilyon 355 milyar lira. Çoğu Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan bu borçların faizleri derhal sıfırlanmalıdır. Çiftçinin, köylünün üretimden kaçınmasına, tarladan çıkmasına, topraktan uzaklaşmasına sebep olan 1 trilyon 355 milyar liralık borçların kısm-ı azamisi Ziraat Bankasına, bir kısmı da Tarım Kredi Kooperatiflerine, her ikisi de devletin kontrolünde. Bu borçların faizleri derhal sıfırlanmalıdır. Ana paralar faizsiz uzun vadeye yayılmalıdır.
Ziraat Bankası imtiyazlı holdinglere değil, çiftçiye, köylüye para bulmalıdır. Ziraat Bankası karlılık rekorları kırmak için değil, çiftçinin belini kıran maliyetleri azaltmak için vardır. Özetle Ziraat Bankası ziraat için vardır, çiftçi için vardır, köylü için vardır, Türkiye'nin gıda güvenliği için vardır. Ziraat Bankası Yönetim Kurulu eski bakan ve milletvekillerinden arındırılmalı, ziraat mühendislerinden, ziraat odası başkanlarından, çiftçilerden ve köylülerden oluşmalıdır. Çiftçiler için kurulan bankanın yönetim kurulunda çiftçilerimiz yok, köylülerimiz yok, ziraat odalarımız yok, ziraat mühendislerimiz yok.
İçimizdeki siyasi kaos ve ekonomik kriz bizi dünyada yaşananlardan koparmamalıdır. ABD ve İsrail, İran'da bataklığa saplandı. Siyonist rejimin kuklası olan Trump yönetiminin İsrail Başbakanı Netanyahu ile çatışacağı günler yakındır, önümüzde durmaktadır. Amerika halkı isyanın eşiğindedir ve artık Siyonist sapkınlığın harita oyunları için bedel ödemek, can vermek istememektedir. Amerikalılar vergilerinin İsrail için harcanmasını, evlatlarının İsrail'in güvenliğini sağlamak için can vermesini artık reddediyor. Yakında Trump yönetimi, Siyonist Netanyahu rejimi ile çatışmaya başlayacak.
Bu süreçte başta Türkiye olmak üzere İslam dünyası ayağa kalkmalıdır. Kudüs için ayağa kalkmalıdır, Mescid-i Aksa için ayağa kalkmalıdır, Gazze'de evsiz, aç biilaç yaşayan milyonlar, kadınlar ve çocuklar için ayağa kalkmalıdır. Kudüs'te, Mescid-i Aksa'da bütün kırmızı çizgiler aşılmıştır. İsrail kabinesinin savaş suçlusu, terör hükümlüsü, ırkçı, faşist, Siyonist bakanları Mescid-i Aksa'nın mahremiyetini art arda ihlal ediyor. Kirli pabuçlarıyla ibadethanemizi pisletiyor. Namazlar, ibadetler engelleniyor. Artık küresel bir intifadanın vakti gelmiştir, geçmektedir. İslam dünyası Türkiye'nin öncülüğünde Kudüs için harekete geçmelidir. Küresel bir seferberlik ilan edilmelidir. Müslüman devletler Sumud Filosu'ndaki umut aktivistleri gibi hareketlenmelidir. Bir kez daha söylüyoruz. İsrail laftan anlamaz, İsrail güçten anlar ve o güç bizde var.





