Eskişehir'de konuşan Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ şu ifadeleri kullandı;
"
Atatürk’ün Kızları Buluşuyor toplantılarının 4'üncüsünü Eskişehir’de gerçekleştiriyoruz ve katılımlarınızdan ötürü hepinize ayrı ayrı teşekkürlerimi ifade ederek söze başlamak istiyorum.
Bir erkek olarak sizlere, sizlerin sorunlarını uzun uzun anlatacak değilim. Kadınların sorunlarını siz kadınlar, biz erkeklerden çok çok daha iyi biliyorsunuz. Çünkü onları yaşayan, bu sorunlarla mücadele eden, bu sorunların ızdırabını çeken sizlersiniz.
Ben bugün çok da uzun olmayacak konuşmamda, hem bir akademisyen hem de bir siyasetçi olarak kısa konuşmanın ne kadar zor olduğunu size anlatamam. Ama yine de bunu başaracağımı düşünüyorum. Sadece sorunların başlığını verip sonra Zafer Partisi’nin çözümlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Çok değerli Atatürk’ün kızları, Türkiye’nin kadınıyla erkeğiyle ama özellikle anneler için, ablalar için, babalar ve abilerden daha çok yine kız kardeşler için en önemli sorunlarından bir tanesi ne yazık ki 4 milyon uyuşturucu, 2 milyon da sanal kumar bağımlısı ve çoğu erkek olan yurttaşa sahip olmamızdan kaynaklanıyor.
Birçok toplantı yaptık. Bağımlıların anne ve babalarını davet ettik. Anneler sayıca çok olarak geldi, babalar ise çok nadir geldi. Çünkü o çocukların yükünü de anneler taşımaya devam ediyor.
Bir anne çıktı. Konuşmasını yaparken, yaşadıklarını anlatırken, "Babasının vefatından sonra evdeki bütün eşyaları sattı. Evde hiçbir şey kalmadı. Sattıklarıyla uyuşturucu aldı. Sonra beni evi satmaya zorladı. Evi satmayınca boş evi ateşe verdi. Çok şükür şimdi hapishanede." dedi.
Tabii bu arada annesini dövmüş, yaralamış. Bir ara verdik. Arada yanıma geldi. "Sizden bir şey isteyebilir miyim?" dedi. "Buyurun." dedim. "Hapiste, dişleri düştü. Acaba oğluma diş yaptırabilir misiniz?" dedi. Kendisini döven, evini yakan, eşyalarını mahveden ve sonunda hapse giden oğlu için bile dertlenmeye devam eden anne. Bu sayıyı ve örnekleri çok arttırabilirim.
Öte yandan Adana’da hepimiz bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden nasıl geçtiğini televizyonlarda gördük. Kumar bağımlısı oğlunu emekli bir polis baba çekerek vurdu ve öldürdü. Doğru mu? Evet.
Değerli arkadaşlar, bu sorun, yani bağımlılık sorununu çözecek tek parti Tertemiz Türkiye projesiyle Zafer Partisi'dir. Tedaviyi zorunlu hale getireceğiz. Bağımlı olan bütün yurttaşları tam anlamıyla arınana kadar zorunlu bir tedavi protokolü süreci içerisine alacağız.
Ve siz anneler, kız kardeşler çocuklarınızın uyuşturucu çetelerinin tehdidi altında olduğunu düşünmeyeceksiniz. Çünkü sokaklarda çeteler değil, sokaklarda Türk devleti hakim olacak.
Ve yine kadının en önemli sorunlarının, kadına yönelik en önemli tehditlerin başında hiç şüphesiz kadın cinayetleri, kadın yaralamaları geliyor. Bu adeta katliam boyutunu almış, çoğu eş ve erkek çocuk kaynaklı şiddeti durdurmanın yolu sadece cezaları arttırmak değil. Eğitim sürecini yeniden yapılandırmamız ve ortaokuldan başlayarak aile içi ve topluma saygı, kadına saygı düşüncesini sistemli bir şekilde yeni nesillere aktarmamız gerekiyor.
Ama öte yandan yasalarda da değişiklik yapmayı hedefliyoruz. Karısını öldürüyor, kravat taktığı için iyi hal indirimi alıyor. Nasıl bir anlayış, anlamakta zorlanıyoruz. Bunu yasadan çıkartacağız. Bir kadını öldüren iyi hal indirimi almayacak.
Keza kadına yönelik şiddette uzaklaştırma verildiği veya elektronik kelepçe takıldığı zaman yasa ihlal eden para cezası alıyor. Ve bu para cezası çok yüksek değil. Para cezasını toplum için çalışmaya ve daha sonra hapis cezasına dönüştüreceğiz.
Cinayetlerin önemli bir nedeni boşanma davalarının uzun sürmesi. Yıllarca sürüyor ve tarafları olağanüstü yıpratıyor ve şiddetin zeminlerinden birisini oluşturuyor. Davaların 6 aylık bir süre içinde bitmesi için gereken hukuki düzenlemeleri gerçekleştireceğiz.
Ve yine kadının karşı karşıya olduğu en önemli sorunlardan bir tanesi, bir tek Zafer Partisinin kurulduğu günden bu yana çok güçlü bir şekilde anlattığı, ifade ettiği ve çözümünü de ortaya koyduğu Türkiye'ye yönelik artık demografik bir işgal boyutu kazanmış, Türkiye'yi her geçen gün biraz daha Ortadoğululaştıran büyük göç dalgası.
Eskişehir'de daha 2 sene önce bir tramvay durağında bir Afgan karısını ve yanındaki kız çocuğunu dövüp karısını öldürme girişiminde bulunmamış mıydı arkadaşlar? Ve olaya müdahale eden bir Eskişehirli genç de bu müdahalenin sonucunda hapis cezasıyla karşı karşıya kalmamış mıydı?
Bu sadece küçük bir örnek. Ama sokakların daha güvensiz hale geldiği, metrobüslerde kadınların korkuyla yolculuk yaptığı, metrodan çıkan genç öğrenci kızların yurtlarına kadar yürürken 300 metrelik mesafeyi korku içerisinde katettikleri bir Türkiye'de yaşıyoruz.
Bir kadının tek başına İstanbul'da akşam saatlerinde yürümekten belirli semtlerde çekindiği bir ülkede yaşıyoruz. Neden bu ülkenin istiklali için İnebolu'dan Ankara'ya bugün şartlarında 330 kilometrelik yolu cephane taşıyarak geçiren ve istikbalin kazanılmasını sağlayan Türk kadınının torunları ve torunlarının çocukları bugün kendi ülkelerinde, bu ülkenin sınırlarından kaçak geçen insanlar tarafından korkutulsun veya tehdit edilsin? Bunu kabul etmiyorum ve etmeyeceğim.
Onun için bu demografik işgali, bu kültürel Ortadoğululaşmayı sona erdirecek ve vatandaşlık verilen, yasa dışı vatandaşlık verilenler dahil olmak üzere bütün sığınmacı ve kaçakları vatanlarına, devletler hukukuna uygun bir şekilde yollayacağız.
Türk kadınının sorunu sadece şiddetten kaynaklanmıyor. Sadece uyuşturucu ve kumar bağımlısı çevresinden de kaynaklanmıyor.
Ama bakın, benim bir danışmanım var arkadaşlar. Bugün gelmedi değil mi, buralarda değil. Sivaslı genç bir hanımefendi olan bu kişi, 2 yıl önce bir gün beni ziyarete geldi. Bana, kendisinin de Zafer Partisi saflarında yer almak istediğini söyledi. Biz de sevineceğimizi söyledik. Çalışmalara katılma sözü verdi ve sonra ortadan kayboldu. Ne olduğunu merak ettim. Fakat bizim de çok yoğun bir seçim sürecimiz vardı ve bunun üzerinde çok durmadım.
Sonra bir gün kendisini televizyonda gördüm. Eşi kumar ve alkol bağımlısıymış ve eşinden boşanmak istemiş. Eşi de ondan boşanması halinde 2 çocuğunu da öldüreceğini söylemiş ve gerçekten de öldürmüş. Çocuklardan birisi 12, diğeri ise 13 yaşındaydı. Bunu düşünebiliyor musunuz arkadaşlar? İnsanın kanı nasıl donuyor değil mi?
Evet, onun için kadına şiddet sadece televizyon dizilerinde veya gazete haberlerinde sayfaları çevirirken gördüğümüz bir şey değildir. Bu durum bazı kadınlar için hayatlarının temel ekseni oluyor. Onun için bu konu büyük bir önceliğe sahip olmak zorundadır.
Tabii şiddet aynı zamanda, Türk kadınının üzerinde yemek pişirmeye çalıştığı o tüp gaza 1200 liraya yakın ÖTV ödemesidir. Değerli arkadaşlar, tüp gazın neden özel tüketim vergisi olsun? Bu ürün parfüm mü, Mercedes araba mı, uçak mı, yoksa pırlanta mıdır? Bu bir temel ihtiyaçtır. Bu, yemek için ihtiyaç duyduğumuz bir şeydir.
Biz Zafer Partisi olarak bu durumu kadına ve anneye şiddet olarak görüyoruz. Pazar yerlerinde torbayı doldurmadan dolaşıp sonra evine gelerek o tencerede yemek pişirmeye çalışmak, kadına yönelik bir şiddettir.
İstanbul'da Gaziosmanpaşa'da ana caddede bir hanımefendi yanıma geldi ve bana bazı sorular sordu. Sonra bana engelli çocuğunun okuldan geleceğini ve bu yüzden pazara gitmek zorunda olduğunu söyledi. Aslında daha fazla konuşmak istediğini de belirtti. Ben de ona pazara benim de gittiğimi ve birlikte gitmemizi teklif ettim.
Birlikte pazara gittik arkadaşlar ve ilk tezgaha uğradık. Bu olay yaklaşık 6 ay önce yaşandı. Yolda kendisine bir soru sordum. Pazar alışverişi için ne kadar para ayırdığını sorduğumda bana 250 TL ayırdığını söyledi.
Pazardan 1 kilo pırasa ve biraz havuç aldıktan sonra turp alacaktı. Pazarcı 40 liralık bir turp verdiğinde, sadece 10 lirası kaldığı için daha küçüğünü istediğini söyledi. İşte bu durum kadına yönelik şiddettir.
Onun için bu ülkenin artık itibardan tasarruf etmesinin zamanı gelmiştir. Bu ülkenin artık rezidanslara, saraylara, yeni başkanlık uçaklarına ve yalılara ihtiyacı yoktur. Bu ülkenin fabrikalara ve organize sanayi bölgelerine ihtiyacı vardır. Bu ülkenin laboratuvarlara ihtiyacı vardır.
Bu ülkenin, okumak isteyen öğrencilerine 4000 lira değil, asgari ücret seviyesinde burs verebilecek bir şekilde yönetilmeye ihtiyacı vardır. Bu ülkenin; öğrencileri 8 veya 9 kişilik yurt odalarında kalırken "Almanya bizi kıskanıyor." diyen bir hükümete değil, öğrenciler için tek kişilik yurt odalarını temin eden bir partiye ve yönetime ihtiyacı vardır.
Değerli arkadaşlar, ben 1980-85 seneleri arasında Almanya'da, Münih'te bir yurtta üniversite öğrenciliğimi gerçekleştirdim. Tek kişilik odada kaldım. Yurt çok eski olduğu için, 2. Dünya Savaşı'ndan önce yapılmış, 6 öğrenci banyo, mutfak ve tuvaleti ortak kullanıyordu. Ve her türlü altyapısı vardı yurdun. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra yapılan yurtlarda ise tek kişilik odanın içerisinde mutfak ve banyo da vardı.
Bunu yapmak hiç zor değil. Bunu yapmak önceliklerimizi nasıl tespit edeceğimize bağlı. Saraylar mı yapacağız, yurtlar mı yapacağız sorusuna, öğrenciler için yurt yapacağız derseniz bu sorun kalmaz.
Biliyorsunuz Amerika Birleşik Devletleri'nde ırkçılığa karşı mücadele eden Martin Luther King diye bir insan hakları savunucusu vardır. Washington'da bir konuşmasında diyor ki, "Amerika'daki ırk ayrımcılığını ve siyahlara karşı yapılan diskriminasyonları eleştirirken bir rüyam var." diyor. Ve ondan sonra siyahlar için eşitliği istediği rüyasını anlatıyor.
Bizim de Zafer Partililer olarak bir rüyamız var. Gece saat 12'de İstiklal Caddesi'nde tek başına yürüyen bir kadın, karşıdan gelen 10 kişilik bir erkek grubuyla karşılaştığı zaman hiç korkmayacak. Çünkü o grup sadece "İyi geceler hanımefendi." demeyi düşünecek ve bu ülkenin kadınları bu ülkede yabancılardan korkmadan, eşlerinden korkmadan, hiç kimseden korkmadan yaşayabilecekler. Bu mümkün, bunu hep birlikte gerçekleştireceğiz.
Sizlerden hassasiyetle ricam, Türk milletinin zaferi için önümüzdeki seçimlere doğru hiç inancımızı kaybetmeden mücadele etmeye devam edelim. Atatürk'ün bize hediyesi olan milli, üniter ve laik Türkiye Cumhuriyeti'ni kararlılıkla savunalım. Emin olun bu mücadeleden Türk milleti zaferle çıkacak."





