GÜNDEM

Yavuz Ağıralioğlu Bilecik’te konuştu; "Bize yaşamak için sunduğunuz bu şartlara razı değiliz"

Yavuz Ağıralioğlu, Bilecik’te yaptığı konuşmada ekonomik sorunlar, yönetim eleştirileri ve Anahtar Parti’nin kuruluş amacına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Abone Ol

Bilecik'te konuşan Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu şu ifadeleri kullandı;

"Biraz önce kuliste bir söz düştü gönlümüze, vakti geldi diye. Biz hangi iradenin vaktiyiz? Biz hangi vaktin iradesiyiz? Biz bu memlekette siyasi münakaşa bu kadar ayyuka çıkmışken, partililik bu kadar can yakmışken, partili partisiz insanların hayatı bu kadar altüst edilmişken; bu kadar bolluk yurdu, bu kadar bereket yurdu, bu kadar imkanların olduğu bir memleket fakirliğe, darboğaza, yüksek enflasyona, faize teslim edilmişken; bu kadar sınırlarımız kevgire dönmüş, bu kadar çocuklarımız umutsuzluk girdabında boğulmuş, madde bağımlılığının pençesinde evlatlarımız yitip gitmiş, esnaf siftahsızlıktan, iş adamı finansmana erişememekten yorulmuş...

Üreten ürettiğinden vazgeçmiş, satan sattığını yerine koyamaz olmuş; adalet gecikmiş, eğitim bozulmuş; partili partisiz ayrımında partili devlet, partili olan herkesin canına okumuş; mülki idare partililiğin altında iki büklüm olmuş, vakarını kaybetmiş; akademi müstakil aklını, bilme olan gayret ve hürmetini siyasetin gölgesinde bırakmış; yargı cübbesine düğme aramakla vaktini kaybeder, milletin üstüne yük olur hale gelmiş, gelebilmişken... Bu kadar dert, ne kadar daha eklerim? Bu kadar derdin altından bize hangi mesuliyet düşüyordu diye biz hangi vaktin iradesiyiz? Hangi vakit geldi? Neyin vakti geldinin cevabıyız biz.

Anahtar Parti, her partiden bir parti olarak kurulmadı. Bu saydığımız sorunların anahtarı olsun diye kuruldu. Bu memlekette ismini anarken her birinin memlekete bırakmış olduğu kahramanlıklarının, adanmışlıklarının, mücadelelerinin bırakmış olduğu huzurun bizim omuzlarımıza yüklediği planın vakti geldi. Arkamdaki kalpaklı Mustafa Kemal Atatürk fotoğrafındaki gözlerde var olduğunu gördüğünüz, yeniden Türk milleti adına plan yapmanın vakti geldi. Yeniden plan vakti geldi.

Türk milleti için planın vakti geldi. Türk milleti için program yapabilmenin vakti geldi. Türk milleti için bir araya gelmenin, bir ve beraber olmanın vakti geldi. Türk milleti için üretimin vakti geldi. Türk milleti için eğitimde dünyayla bilek güreşi yapacak muhtevanın vakti geldi. Türk milleti için ahlaklı olmanın, Türk milleti için gayretli olmanın, alın teri dökmenin vakti geldi. Türk milleti için sen-ben davasına kaybedecek bir günümüz yok diye 86 milyon aile olmanın vakti geldi. Türk milleti için ay yıldızlı al bayrağın altında "Ben varım" diyen herkesi bir parti mensubu değil, bir millet mensubu diye sarıp sarmalamanın vakti geldi.

AK Parti'nin 51'e, muhalefetin de 49'a bölündüğü yerde %100'ün vakti geldi. "%51 yeter, %49 ile avantaj kollarız" diyenlere; "49'un üstüne 2 eklersek alırız" diyenlere; %100'ü alırız, memleketi ayağa kaldırırız vakti geldi. Her şeyi yerli yerine oturtmanın vakti geldi. Teröriste terörist muamelesi yapmanın, vatansıza vatansız demenin, hadsize had bildirmenin vakti geldi. Haramı helalle karıştıranın ayrılma vakti geldi. Ranta memleketi teslim edenin, emeği yetim bırakanın yönetimden ayrılma vakti geldi.

Milliyetçiliği mahzun bırakanın, milliyetçilerin başını önüne eğdirenlerin memlekette bayrağı teslim etme vakti geldi. Dindarlığın ahlakını bize bollukla, bereketle buluşturamayanların; haramı helali karıştıranların; memleketin alın terini faiz lobilerine kaptıranların; 85 milyonluk milletimizin alın terini faiz lobilerinin cebine akıtanların bayrağı teslim etme vakti geldi. Memleketi adaletle kalkındırma vadinde olanların, memleketi adaletle kalkındıramayanların; adalete ve kalkınmaya memleketi teslim etme vakti geldi.

Milliyetçi Hareket etmek mesuliyeti altında yaşayanların, bu uğurda zindan görenlerin, bu uğurda Mamak zindanlarında çile çekenlerin, ülküsünün mürüvvetini görememiş bir nesle ağzına kadar dolu bir hazine, bereketli topraklar, üretim imkanları, dünyanın en saygın ekonomisi, dünyanın en saygın üniversiteleri, dünyanın en kuvvetli parası, dünyanın en itibarlı pasaportunu veremeyen, vazifelerini yapamadığı için de bugün bize parti kurmak mesuliyetini bırakan arkadaşlarımızdan bayrağı teslim alma vakti geldi.

Cumhuriyeti halkla buluşturacaklardı, cumhuriyeti koruyamadılar, halkla buluşturamadılar. 2. yüzyılın başında bereket bolluk olamadılar. Cumhuriyeti muhafaza etme yükünü üstümüze almanın vakti geldi.

Güya Kürdü koruyacaklardı, güya Kürtlerin hakkı için savaştıklarını iddia ediyorlardı. Kürdün başına bela, Kürtlerin başına dert oldular. Kürtlerin başına gelmiş en büyük yük oldular. Kürtçülerin, bölücülerin elinden Kürdü kurtarmanın vakti geldi.

Kocaman bir memleket, doğru desteklerseniz değil 85 milyona, 850 milyona yetecek bir memleket. Doğru planla buluşturursanız insanlığa bakar bir milleti zekat keçisi durumuna getirdiniz. Bu nankörlüğümüzün değil, bu itirazımıza konu olan, itirazımıza konu olan 24 yıllık kırgınlığımızın size verdiği emaneti alma vakti geldi.

Memleketi dualarla verdik size. Memleketi ayağa kaldırın diye ümitle durduk arkanızda. Her seçim istediğinizden fazlasını vermek düştü hissemize millet olarak. İstediğinizi verdik. Her istediğinizde daha fazlasını verdik. Ümitle verdik, duayla verdik. Bugün yapmazlarsa yarın yaparlar dedik. Mazeretlerinizi gördük, mazeretleri varsa bir daha yapsınlar diye size her seçim istediğinizden daha fazlasını verebildik. 24 yıldır arkanızda durduk. Bize yaşamak için sunduğunuz bu şartlara razı değiliz. Size dualarla verdiğimizi irademizle sandıkla almaya karar verdik, vakti geldi.

Türk milletinin zorunu zorluğunu biliyoruz. İmkanlarını biliyoruz. Varlığımızı, kapasitemizi biliyoruz. Yapılabilecekleri biliyoruz. Bize dayattığınız bu siyasal iklimde kendinizi bize, bizi kendinize mahkum zannettiğiniz bu süreç içerisinde ne size, ne maharetsizliğinize mahkum değiliz. Biz kendi sorunlarımızı çözebilmek için artık Anahtar Parti ile yürüyoruz iradesinin vakti geldi.

Siz parti dediniz, particilik yaparak geldiniz. Particilik yapmayacaktınız. Partiniz kapatılmıştı, yıllarca örselendiniz, itilip kakıldınız. İnancınızdan dolayı kötü muamelelere konu edildiniz. Şiir okudunuz diye zindanlara girdiniz. Şiir okudunuz diye zindanlardan çıkıp milletin inancına hakkaniyet duygusuyla nezaret edeceğiz diye söz verdiniz. İsrafa şahit oldunuz, tasarruf edeceğiz dediniz. Yolsuzluklar gördünüz, yasaklara mahkum oldunuz, yoksulluğu ortadan kaldıracağız diye milletin ufkunda arz-ı endam ettiniz. Dediniz ki biz itildik, itenlerden olmayacağız. Biz zulüm gördük, zulmedenlerden olmayacağız. Biz inancımızdan, fikrimizden dolayı örselendik, biz örselenlerden olmayacağız. Biz fakirlik gördük, fakirliğimize sebep olan israfın engelleyeni olacağız. Öyle dediniz. Biz yoksulluğu yaşadık, çocuklarımızın yoksul olarak yaşamayacakları bir memleket vadinde milletin huzuruna çıkıp sözler verdiniz, programlar açıkladınız. Açıkladınız.

Şimdi 24 yıl geçti, 24 yılın iktidarında Sayın Cumhurbaşkanı ile ben aynı şeyleri söylemeye başladık. Ben böyle söylüyorum, arkadaşlara biraz böyle ironi yapayım, dikkatleri dağınık olmayanlar toplansın, aslında murat ettiğim şey anlaşılsın diyorum. Sözümün kastını bile anlamayanlara bir kere daha söylüyorum. Tayyip Bey, Adalet ve Kalkınma Partisi’nden memnun değil. Ben memnun değilim muhalefet partisinden, o Cumhurbaşkanı o da memnun değil. Sıfatları bol Sayın Cumhurbaşkanının; hem Başkomutan hem Cumhurbaşkanı hem Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanı. Cumhurbaşkanlığı makamından Adalet ve Kalkınma Partisi’nin genel başkanlığına birtakım değerlendirmelerde bulunuyor Sayın Cumhurbaşkanı. Asgari ücret diye verilen parayı beğenmiyor. Ben beğenmiyorum, o da beğenmiyor. Emekliler zorda diyorum, o da diyor ki emeklilerin durumlarını düzeltmeye çalışacağız. Enflasyonu 6 yıldır düşürmeye çalışıyor, düşmesi lazım diyor. 2019’dan beri, geldiğinden beri de 2019’da yükseldi. 2019’dan beri Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki bu enflasyonu Allah’ın izniyle tek haneli rakamlara düşürmek lazım.

Sonra kürsüye çıkıyor, diyor ki bu çiftçiye yeterli desteğin verilmesi lazım, vereceğiz bunu açıklayacağız. Efendim bu kalkınmayı halledeceğiz, bu satın alma gücünü; ben ne diyorsam emekli zorda diyorum o da diyor. Asgari ücretli geçinemiyor diyorum, o da diyor. Yaşam şartlarında bozulma var diyorum, o da diyor. Bu faizler çok yüksek diyorum o da diyor. Bu faize karşıyım diyorum o da karşıyım. Şimdi problem var. Problem şu, diyorum ki ben eğer biz bu memlekette sorun diye saydıklarımıza Tayyip Bey de ben de ben de diyorsa biz o zaman ikimiz Adalet ve Kalkınma Partisi’nden memleketin kötü yönetildiğine dair bir mutabakatla hemfikiriz. Yani Tayyip Bey de AK Parti’yi beğenmiyor demektir bu. Beğeniyorsa demesi lazım ki fıstık gibi memleket. Demesi lazım ki memlekette çözülecek sorun yok. 24 yıldır iktidarda tutuyoruz, iktidara yeni gelmeye çalışıyormuş gibi program açıklıyor beyefendi. Ben oradan anlıyorum ki bu iktidara yeni gelmeye çalıştıklarına göre çözmeyi vadettikleri sorunları çözemediler.

Biz şimdi Tayyip Bey’in ikimizin de söylediklerini söylemek zorunda kalarak Anahtar Parti’yi kurduk. Şimdi ne yapacağız? Bir sarkaç var önümüzde; Cumhuriyet Halk Partisi’nin ana blok muhalefet olarak kapatmaya heves ettiği, iktidarın da ben ben gidersem mahvoldunuz diye tehdit etme imkanını bulup avantaja çevirdiği iki blok. Bu iki blok, bu iki tahterevalli arasında Türk milletine yol olsun diye Anahtar Parti’yi kurduk biz. Bir taraf diyor ki bize oy vermezseniz CHP gelecek ha. Bir taraf da diyor ki bizi desteklemezseniz AK Parti kalacak ha. Gelecek ha ile kalacak ha arasına sıkışmış memlekette sorunları çözebilme iradesine kuruldu Anahtar Parti. Biz sizin elinizde oyuncak olacak millet değiliz. Şunun cevabıyız biz. Türk milleti bugün yaşadığımız standartlardan çok daha yüksek standartlarda yaşayabilir mi? Bunu iktidara da soruyoruz, muhalefete de soruyoruz. Bu memlekette bu yüksek enflasyon bizim kaderimizse onu söyleyin bize. Bu bu kadar olur diyorsanız söyleyin bize. Bu çocuklarımızın işsizliği kaderleriyse deyin ki bize bu işsizlik bu kader olur. Bu esnafın hali bu kadar olur, bu akademi bu kadar olur, bu üniversiteler bu kadar olur deyin bize bunlar. Bu toplum bu kadar olur, bu adalet bu kadar olur deyin. Eğer bu kadar olura razıysanız, adalet gecikiyor itiraz ediyoruz düzeltmiyorsunuz. İş adamları bağırıyor düzeltmiyorsunuz. Yurt dışındaki iş adamlarının zorlukları var, arkadaşlarımız diyor ki çok ciddi zorluklarla karşı karşıyayız düzeltmiyorsunuz.

Sınırlarımızda problemler var, düzeltmiyorsunuz. Emekli, asgari ücretli sayıyorum, düzeltmiyorsunuz. Güvenlik personelimiz bağırıyor, polislerimiz bağırıyor. Ben polislerimiz için her bulduğum kürsüde bağırıyorum, düzeltmiyorsunuz. Yani sorun var söylüyorum, düzeltmiyorsunuz. Sözleşmeli erler var, uzman onbaşılar var; söylüyorum, düzeltmiyorsunuz. Emekli Astsubaylar Derneği bağırıyor; bağırıyoruz, duymuyorsunuz. Sözleşmede kalanlar var, 4C'de kalanlar var, Karayolları işçileri var, atanmayan öğretmenler var. Yahu dert sayıyoruz, düzeltmiyorsunuz. Atanmayan öğretmenler var, öğretmen ihtiyacımız var, düzeltmiyorsunuz.

Çiftçiler maliyetle baş edemiyorlar, girdi maliyetleriyle baş edemiyorlar. Diyorlar ki "Ekemeyiz, ekersek biçemeyiz, biçersek önümüzdeki sene dikemeyiz." Umursamıyorsunuz. Dışarıdan hayvan getiriyorsunuz. Dışarıdan hayvan getirenler para kazanıyorlar ama getirdiğiniz hayvanları et diye raflara koyuyorsunuz, alacak parası yok milletin; bağırıyorlar, umursamıyorsunuz. Protein azlığından çocuklarımızda zeka bodurlaşması başladı, umursamıyorsunuz. İlkokul çocuklarından, ilköğretimde yemek yemeden okula giden 100.000'lerce evladınız var, umursamıyorsunuz. Kreş paralarına yetmiyor; analar diyorlar ki "Biz kreş parasına çalışıyoruz.", hiç umursamıyorsunuz.

Özel okulların paralarına yetemiyoruz diyor babalar, analar. "Evlatlarımızı okutana kadar canımız çıkıyor." diye bağırıyorlar, çözüm bulmuyorsunuz. Çocuklar üniversiteyi okuyana kadar canları çıkıyor, analarının babalarının canlarını çıkarıyorlar; çocuklar bitirdikten sonra kendi canları çıkıyor, hiç aldırmıyorsunuz. Yurt dışına gidiyorlar, beyin göçü var, "Evlatlarımızı kaybediyoruz." diyoruz; hiç irapta mahalli yok adamlar muamelesi yapıyorsunuz bize. Sorun sayıyoruz, ne kadar sorun sayıyoruz görüyor musunuz? Ve bu sorunları saydığımız iktidar, 24 yıldır her şeyi yapma kudretiyle elinde memleketi tutan iktidar.

Üstüne, bak bu kadar derdimiz var; yüksek faiz, sabit kur neredeyse programı uyguluyorsunuz, kuru baskılıyorsunuz. Neredeyse kuru sabitleyorsunuz. Aslında bu yaptığınız, carry trade işlemlerinde yaptığınızla kur korumalı mevduatta yaptığınız aslında birbirinin aynı; mantık olarak aynı. Garanti veriyorsunuz, "TL'ye itibarı artıralım." diye ihracatçının canını çıkarıyorsunuz mesela. "Kur döviz biriktireceğiz." diye ihracatta rekabet gücünü kaldırıyorsunuz. Sonra diyorsunuz ki "Döviz biriktireceğiz." Sonra 2 yıl biriktirdiğiniz dövizleri iş adamlarının sermayesini eritme pahasına, iş adamlarınızın batma pahasına biriktirdiğiniz dövizleri adaleti siyasallaştırma ithamının altında bıraktığınız için 3-5 günde kaybediyorsunuz.

Gördünüz mü sorunları? Şimdi Cumhurbaşkanımız buraya gelse, gelse buraya efendim o kürsüye çıksa, burada ben olmasam da o olsa; size bir memleket anlatacak, A Haber'den dinleseniz uçuyoruz. Yani Bilecik'te Cumhurbaşkanımız konuştu, onu da A Haber'den sunsalar, A Haber'i dinleseniz diyorsunuz ki "Uçuyoruz." Ya bizim şimdi Halk TV'yi falan dinleseniz orada da göçüyoruz. Ya arkadaş, ne uçuyoruz ne göçüyoruz. Yani aslında bunun bir ortası var; kötü yönetiliyoruz, iyi yönetilince ayağa kalkacağız yani."