Eskişehir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, son günlerde sosyal medyada yayılan hayvanlara yönelik şiddet görüntülerine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Komisyon, kaplumbağaların ezildiği ve yavru bir kedinin eziyete maruz bırakıldığı görüntülerin toplumda büyük tepkiye neden olduğunu belirtti.
Eskişehir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu tarafından şu yazılı açıklama yapıldı;
Son günlerde sosyal medyada dolaşan işkence görüntüleri bir haber değeri taşımanın ötesinde, hepimiz için bir uyarı niteliğindedir. Kaplumbağaları evlerinin içinde, kapalı kapılar ardında ayaklarının altında ezenlerin ardından, savunmasız bir yavru kediye akıl almaz eziyetler eden şahısların görüntüleri toplum vicdanında derin bir yara açmıştır.
Eskişehir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu olarak bu tabloyu münferit vakalar dizisi olarak görmediğimizi belirtmek isteriz. Karşımızda duran şey, hayvan hakları alanında yaşanan hukuki ve söylemsel gerilemenin ve giderek pekişen bir cezasızlık algısının doğrudan sonucudur.
Kriminoloji literatürü, hayvana yönelik şiddetin çoğu zaman insana yönelik şiddetin erken bir habercisi olduğunu tutarlı biçimde ortaya koymaktadır. Bugün bir kaplumbağayı ezmekten, bir yavru kediye eziyet etmekten haz alan zihniyetin yarın çocuğa, kadına, yaşlıya ve kendini savunamayan herkese yönelme riski bulunmaktadır. Bu nedenle söz konusu faillerin toplum içinde serbestçe dolaşması, yalnızca hayvanlar bakımından değil, toplumun tamamı bakımından bir güvenlik meselesidir.
Failleri bu kadar pervasızlaştıran zemini de görmek gerekmektedir. Hayvanları bir tehdit unsuru olarak kodlayan ayrıştırıcı dil, yasal düzenlemeler etrafında yürütülen tartışmaların yarattığı meşruiyet algısı ve yargılama süreçlerinde uygulanan yetersiz cezalar birlikte işlemektedir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi kurumların ürettiği “nasılsa ciddi bir ceza almam” düşüncesi, şiddet eğilimini bastıramayan kişiler için adeta bir güvence hâline gelmiştir. Hukukun koruyucu şemsiyesi zayıfladıkça bu kişiler kendilerini daha serbest hissetmektedir. Oysa yaşam hakkı, dönemsel politikalara ve yasal gerilemelere kurban edilebilecek bir değer değildir.
Bu tablo karşısında adli makamları ve yasa koyucuyu göreve davet ediyoruz. Görüntülerdeki faillerin gecikmeksizin tespit edilerek, kanunun öngördüğü üst sınırdan ve caydırıcılığı sağlayacak biçimde cezalandırılmasını bekliyoruz.
5199 sayılı Kanun ve Türk Ceza Kanunu kapsamında hayvanlara karşı işlenen suçlarda erteleme, adli para cezasına çevirme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulamalarının kaldırılmasını talep ediyoruz.
Hayvanları ötekileştiren söylemden derhal vazgeçilmesini, yaşam hakkını merkeze alan bütüncül bir eğitim politikasının hayata geçirilmesini istiyoruz.
Adalet yalnızca insanlar için değil, nefes alan her can için tecelli edene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Yaşam hakkının hiçbir can için pazarlık konusu yapılamayacağını bir kez daha hatırlatır, bu dosyaların takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.





