ESKİŞEHİR HABER

Eskişehir Emek Gençliği: "6 Mayıs’ın tarihsel mirasını sahipleniyoruz"

Eskişehir Emek Gençliği adına konuşan Şevval Duran, 6 Mayıs açıklamasında emperyalizm, savaş politikaları ve gençlerin yaşadığı sorunlara dikkat çekti.

Abone Ol

Eskişehir Emek Gençliği adına konuşan Şevval Duran şu ifadeleri kullandı:

"Emperyalist saldırganlığa, savaşlara karşı bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm. Tam 54 yıl önce bugün Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, Türkiye halklarının bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesini boğmak isteyen egemen güçler tarafından idam sehpasına çıkarıldı.

6 Mayıs 1972’de gerçekleştirilen bu idamlar, yalnızca üç devrimci gencin hayatına son verilmesi değil, Türkiye’de yükselen anti-emperyalist ve anti-kapitalist direniş hattına yönelik kanlı bir siyasal müdahaleydi. Ancak egemenlerin hesabı tutmadı. Aradan geçen yarım asır, “Üç Fidan”ın temsil ettiği değerlerin yok edilmediğini, aksine bugün işçi sınıfı, gençlik ve tüm ezilen halklar için yakıcı bir ihtiyaç hâline geldiğini kanıtladı. Denizler, emperyalizmin yalnızca dışsal bir güç değil, ülkenin iliğine kemiğine işlemiş bir sömürü düzeni olduğunu kavrayan, bu bilinci emekçi sınıfların mücadelesiyle birleştiren bir hattın adı oldu.

Bugün dünya, emperyalist güçlerin pazar ve nüfuz alanlarını yeniden paylaşmak için yürüttüğü kirli rekabetin gölgesinde bulunuyor. Başını Amerikan emperyalizminin çektiği emperyalist barbarlık, dünyanın pek çok yerinde kendi çıkarlarını korumak ve genişletmek için savaş politikalarını sürdürüyor. Emperyalistler ve yerli işbirlikçileri, dünyanın tüm zenginliklerini ve emeğimizi kendi çıkarları doğrultusunda ele geçirmek için saldırılarını büyütüyor. İran, Filistin, Suriye ve Ukrayna başta olmak üzere dünya halklarının payına savaş, yıkım ve sefalet düşüyor. Emperyalist ABD ve siyonist İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, haftalar geçmesine ve yüzlerce kadın ile çocuğun yaşamını yitirmesine rağmen çeşitli biçimlerde sürmeye devam ediyor. Savaşın ekonomik ve siyasal etkileri yalnızca savaşan ülkeleri değil, Körfez ülkeleri başta olmak üzere tüm dünyayı etkisi altına alıyor.

Türkiye de bu bağımlılık ilişkilerinin bir parçası olarak hem bölgesel savaşlarda etkisini artırmaya çalışıyor hem de içeride sermayenin çıkarları doğrultusunda büyük bir yıkıma sürükleniyor. Saray rejimi, etki alanlarını genişletmek ve patronlara yeni pazarlar açmak amacıyla emperyalistlerle işbirliğini derinleştiriyor, ülkenin bağımlılığını artırıyor. Amerikan emperyalizmi ve NATO ile ilişkiler güçlendirilirken, Kürecik’ten İncirlik’e kadar ABD-NATO üsleri aktif hâle getirilerek halkların yaşamına yönelik saldırılara ortak olunuyor.

Bu yıl NATO Zirvesi’nin Türkiye’de yapılacak olması da bu tablo içinde anlam kazanıyor. Savaş tekellerinin kârlarını artırmak, silah ticaretinin alanını genişletmek ve Türkiye’nin bölgedeki savaş politikalarını güçlendirmek amacıyla düzenlenecek bu zirve, bağımlılık ilişkilerini emperyalistler ve işbirlikçileri lehine daha ileri bir noktaya taşımayı hedefliyor. 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleşecek NATO Zirvesi ve artan savaş politikaları karşısında “ABD-NATO üsleri kapatılsın, NATO’dan çıkılsın, NATO dağıtılsın” talepleri etrafında birleşme ihtiyacı her geçen gün büyüyor.

Bu sömürü düzeni, üniversite kampüslerinden fabrika tezgâhlarına kadar hayatın her alanını kuşatmış durumda. Gençlik bugün en temel hakkı olan eğitime ulaşabilmek için en ağır işlerde çalışmak zorunda bırakılıyor. Yetersiz burslar ve barınma sorunu gençliği cemaat ve tarikat ağlarına mahkûm ederken, bilimsel eğitim tasfiye edilerek müfredat gericileştiriliyor. MESEM adı altında çocuk yaşta gençler sermaye için ucuz iş gücü hâline getiriliyor, okul sıraları yerine iş cinayetlerinde yaşamlarını yitiriyor. Sömürü daha öğrencilik yıllarından itibaren kurumsallaştırılıyor. Enerji ve maden kaynakları özelleştirmeler yoluyla uluslararası sermayeye ve işbirlikçi çevrelere peşkeş çekiliyor, doğa rant uğruna yok ediliyor.

Denizlerin idam sehpalarında haykırdığı “Tam Bağımsız Türkiye” şiarı bugün bu talan ve sömürü düzeninden köklü bir kopuş iradesini temsil ediyor. Gençlik içine yayılmak istenen umutsuzluk, çaresizlik ve “başka seçenek yok” algısı egemenlerin en büyük silahlarından biridir. Ancak biliyoruz ki tarihsel deneyimler, mücadelenin kesintisiz biçimde sürdüğünü ve birikerek ilerlediğini gösteriyor.

Denizlerden devraldığımız miras, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm hedeflerinin birbirinden kopmaz bağlarla bağlı olduğunu bizlere öğretti. Dünyanın dört bir yanında halklar emperyalist saldırganlığa karşı direnirken bizler de bulunduğumuz her alanda iş cinayetlerine, doğa talanına, eğitimin ticarileştirilmesine ve savaş politikalarına karşı sesimizi yükseltmekle sorumluyuz.

Emek Partisi ve Emek Gençliği olarak 6 Mayıs’ın tarihsel mirasını bugün fabrikalarda, okullarda ve sokaklarda sahipleniyoruz. Denizlere verdiğimiz sözü yineliyoruz:

Sömürünün son bulduğu, bağımsız ve demokratik bir Türkiye’yi işçi sınıfının iktidarıyla, sosyalizmle kuracağız.

Kahrolsun emperyalizm, yaşasın bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm."