Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Meclis Başkanvekili Hasan Ünal şu ifadeleri kullandı:

"Şehrimizde jeolojik etütlerle ilgili önemli bir sorun vardı. Bu sorunu çözmek amacıyla Bakanlık nezdinde girişimlerde bulunduk ve yeni yönteme göre jeolojik etütlerin yenilenmesini talep ettik. Ancak karşımıza, Eskişehir'de aktif olduğunu bildiğimiz fay hatlarıyla ilgili çalışma yapılması zorunluluğu çıktı.

Büyükşehir Belediyesi olarak özellikle Karabayır'dan ve imarlı alanlardan geçen fay hattının analizine ilişkin ihale sürecini hızla başlattık. Çeşitli üniversitelerden uzmanların da katılımıyla çalışmalar tamamlandıktan sonra rapor Bakanlığın onayına sunuldu. Bakanlıktaki onay süreci ise doğal olarak biraz zaman aldı.

En büyük sıkıntıyı fay hattının güvenlik bandı konusunda yaşadık. Fay hattı için koruma bandı oluşturulup oluşturulmayacağı konusunda Bakanlık bir süre tereddüt etti. Oysa danışman akademisyenlerimiz koruma bandının oluşturulması gerektiğini raporlarında açıkça belirtmişti. Daha sonra uzlaşı sağlandı ve Bakanlık onayı verildi. Böylece Karabayır'daki fay hattı, yeni yaptığımız jeolojik etüt çalışmasıyla birlikte resmen onaylanmış oldu.

Burada dikkat çeken bir durum da var. Özellikle bizim gibi muhalefet belediyelerinin hazırladığı jeolojik etüt çalışmalarına Bakanlığın çok sıcak yaklaşmadığını görüyoruz. Bir yandan "Mikrobölgeleme çalışmasını yapacaksınız, bütün jeolojik etütleri tamamlayacaksınız, yeni gelişim alanları dahil tüm çalışmaları bitireceksiniz." deniliyor, diğer yandan ise bu çalışmalar için herhangi bir kaynak sağlanmıyor. Biz ise Büyükşehir Belediyesi olarak bunu da kendi imkânlarımızla gerçekleştirdik. Jeolojik etütlerimiz onaylandı ve Bakanlık tarafından da incelendi.

Geçmişe yönelik araştırmalar sırasında önemli sonuçlarla da karşılaştık. Aslında bunlar şaşırtıcı değil, doğru yapılmış çalışmaların sonucu. Binalarımızın zemin sondajları sırasında açılan numune kuyularından elde edilen veriler, yeni hazırlanan jeolojik formasyon çalışmalarıyla neredeyse birebir örtüştü. Yani şehir içinde bugüne kadar yapılan jeolojik etütler, Bakanlığın onayladığı yeni çalışmalarla da tamamen uyumlu çıktı.

Eski binalarda deprem sırasında yaşanabilecek sorunlar, büyük ölçüde yapıların kendi kalitesinden kaynaklanacaktır. Sorunun temel nedeni zemin değil, bina kalitesidir. Elbette zeminin de etkisi vardır. Hepimizin hatırladığı gibi 1999 depremini yaşadık. O depremde yıkılan binalar, büyük ölçüde taşıyıcı sistemlerindeki eksiklikler ve yapım aşamasındaki malzeme kalitesizliği nedeniyle yıkıldı. Kızılcıklı Mahallesi'nde bir, Sivrihisar Caddesi'nde ise bir bina yıkılmıştı.

2000 yılında deprem yönetmeliği değiştirildi ve yeni kurallar eksiksiz uygulanmaya başlandı. Radye temel sistemi, deprem perdeleri ve depreme dayanıklı yeni yapı teknikleri bu dönemde yaygınlaştı.

Şehrimizin önemli bir avantajı bulunuyor. Yılmaz Büyükerşen döneminden bu yana kenti kontrolsüz biçimde büyütmedik. Çünkü elimizde çok sayıda eski yapı stoku vardı. Bugün hâlâ bu eski yapıların yıkılarak yeniden yapılması, aslında kentsel dönüşümün doğal biçimde devam ettiğini gösteriyor. Vatandaşlar da eski binalarda oturmak yerine yeni teknolojiyle, güncel yönetmeliklere uygun yapılmış binalarda yaşamayı tercih ediyor. Deprem gerçeği değişmeyeceğine göre, en doğru yaklaşım güvenli yapılar üretmektir.

Örneğin benim oturduğum bina 2007 yılında yapıldı. O yıllarda radye temel ve zemin iyileştirme uygulamaları yeni yaygınlaşıyordu. Bu bina da o tekniklerin ilk uygulandığı yapılardan biriydi. Özellikle sıvılaşma riski yüksek mahallelerde zemin etütleri son derece titizlikle gerçekleştirildi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü de bu süreçleri yakından takip etti. Bu nedenle günümüz tekniklerine uygun olarak inşa edilmiş binalarda vatandaşlarımızın endişe etmesini gerektirecek bir durum bulunmuyor.

Ancak şehirde hâlâ çok eski yapılar var. Bizim en büyük endişemiz üç veya dört katlı binalar değil. Asıl risk, 1999 öncesinde ruhsat almış altı katlı ve yüksek yapılaşmanın bulunduğu binalarda görülüyor. Büyükşehir Belediyemiz bu konuda İnşaat Mühendisleri Odası ile ortak bir çalışma yürüttü. Risk analizleri yapıldı ve sorunlu binalar tek tek belirlendi. Bu bölgelerde dönüşümün mümkün olan en kısa sürede gerçekleştirilmesi gerekiyor.

Kentsel dönüşüm aslında belediyelerin tek başına üstlenebileceği bir görev değildir. Devlet bu sürece doğrudan destek vermediği sürece belediyelerin mevcut bütçelerle bunu gerçekleştirmesi oldukça zordur. Gündoğdu Mahallesi'nde başlattığımız kentsel dönüşüm projesi bunun en somut örneklerinden biridir. 850 konut için iki kez ihale açıldı ancak teklif veren olmadı. Vatandaşlarımızın mağdur olmaması adına, yaklaşık 300 hak sahibine ait konutları Büyükşehir Belediyesi olarak kendimiz yapacağız. Ardından projeyi etaplar hâlinde sürdüreceğiz.

Özellikle Atatürk Caddesi, Yunus Emre Caddesi, Kızılcıklı Mahmut Pehlivan Caddesi ve kısmen Sakarya Caddesi'ndeki altı katlı yapıların dönüşümünde ciddi sorunlar bulunuyor. Bu bölgelerde dönüşümün sağlanabilmesi için kamu kaynaklarının bu alanlara yönlendirilmesi gerekiyor. Bunun yanında yönetmeliklerde ve ilgili bakanlıkların görev yapılarında da yeni düzenlemeler yapılması şart.

Sorunun bir boyutu da hukuki. Altı katlı bir binayı yıkıp hiçbir karşılık almadan yeniden yapmak mümkün değil. Bunun için çeşitli finansman modellerinin oluşturulması, yeni yönetmeliklerin hazırlanması ve dönüşümün önünün hızla açılması gerekiyor.

Bu konuların önemli bir bölümünü daha önce düzenlediğimiz Kentsel Dönüşüm Çalıştayı'nda da anlattım. Devletin bu sürece daha fazla katkı vermesi gerekiyor. Bunun yolu ya vatandaşın mali yükünü paylaşmaktan ya da sosyal devlet anlayışıyla dönüşümü doğrudan kamu eliyle gerçekleştirmekten geçiyor. Bunun uygulanabilecek yöntemleri mevcut.