Sağlık-Sen Eskişehir İl Başkanı Hasan Hüseyin Köksal şu ifadeleri kullandı:
"Sağlık sisteminde artık randevu sorunundan çok aile hekimliği sisteminin güçlendirilmesi ve hastanelerle entegrasyonunun tamamlanması gerekiyor. Böylece insanların her istediğinde doğrudan hastaneye gitmesinin önüne geçilebilir. Avrupa'da yaşadığımız ya da sağlık turizmi kapsamında ziyaret ettiğimiz ülkelerde bunu görüyoruz. Bir uzman hekime ulaşmak bazen altı ay sürebiliyor. Bizde ise herkes aynı hafta içinde muayene olmak istiyor. Çok fazla MR ve tomografi çektiriyoruz. Hiç radyasyon almıyormuşuz gibi dünya ortalamasının beş ya da altı katı kadar tetkik ve analiz yaptırıyoruz.
Bu nedenle istediğiniz kadar hastane açın, istediğiniz kadar doktor istihdam edin, bu randevu sorununun sonu gelmez. Bunun nedenini geçmişle kıyaslayarak anlatayım. 2006 ve 2007 yıllarında sağlıkta dönüşüm başladığında bu şehirde 600 bin nüfusa üç ambulans hizmet veriyordu. Bugün ise yaklaşık 1 milyon nüfusa aynı anda 72 ambulans hizmet vermesine rağmen yine de taleplere yetişilemiyor. Buradaki ayrıntıyı iyi görmek gerekiyor. Bir beyin cerrahına muayene oluyoruz, ardından nörolojiye gidiyoruz. Beğenmezsek başka bir hastaneye gidiyoruz, onu da beğenmezsek özel hastaneye başvuruyoruz. Türkiye'de sağlık hizmetlerinin ücretsiz sunulması nedeniyle bu konuda ciddi bir yoğunluk oluşuyor. Bu nedenle iyi planlanmış bir model oluşturularak Avrupa standartlarına uygun bir sisteme geçilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Belki ülkemiz bu seviyeye 2060 ya da 2070 yılında ulaşabilir. Gönül ister ki sağlık hizmetleri herkes tarafından kolayca ulaşılabilir olsun. Ancak sağlık sektöründe ilaç ve medikal alanında faaliyet gösteren, bu sistemden büyük kazanç sağlayan çok güçlü şirketler bulunuyor. Bunları dile getirirken belki de risk alıyoruz. Çünkü sağlık üzerinden önemli ölçüde zenginleşen gruplar var. Bu konuda toplumun bilinçlenmesi ve karar vericilerin ikna edilmesi gerekiyor. Bugün birçok siyasetçinin özel hastanesi ya da özel sağlık kuruluşu bulunuyor. Medikal sektöründe de çok büyük bir rant söz konusu.
Avrupa'nın birçok ülkesinde kamusal sağlık sistemi güçlü şekilde işliyor. Pandemi de bize sağlık hizmetlerinin tamamen kamusal bir anlayışla yürütülmesi gerektiğini gösterdi. Yakın gelecekte sağlık sistemine gerekli müdahale yapılmazsa, 2002 öncesinde tartışılan 'bıçak parası' uygulamalarının yeniden gündeme gelebileceğine ilişkin işaretler görüyoruz. Bazı hekimlerin ameliyatlar için 1 milyon, 2 milyon hatta 3 milyon Türk lirası talep ettiği yönünde iddialar kulağımıza geliyor. Bu iddiaların hem devlet hem de özel hastaneler için dile getirildiğini duyuyoruz. Devlet hastanelerinde hiç yaşanmıyor demek doğru olmaz. Özellikle bazı tıp fakültesi öğretim üyelerinin yüksek miktarlarda para talep ettiği konuşuluyor.
Sağlıkta sorun sadece hekimlerle sınırlı değildir. Medikal firmalarla hekimler arasındaki ilişkiler, medikal firmalarla yöneticiler arasındaki ilişkiler gibi birçok yanlış uygulama bulunmaktadır. Türkiye ekonomisinin yüzde 20-25'ini oluşturan çok büyük bir sektörden söz ediyoruz. Kanser hastalarının tedavisinde devlet milyonlarca Türk lirası ödeme yapıyor. Sonuçta bu para senin, benim, yani 86 milyon vatandaşın parasıdır. Bu konuya bu bilinçle yaklaşmamız gerekiyor. Bir an önce milli adımlar atılmalıdır. Savunma sanayisinde nasıl milli bir mücadele veriyorsak, sağlıkta da aynı anlayışla milli bir medikal sistem kurulmalı ve süreç sil baştan yeniden yapılandırılmalıdır."




