CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü şu ifadeleri kullandı;

"Vekili olduğum Eskişehir, 27 yıldır Cumhuriyet Halk Partili yönetimlerin başarılı projeleriyle Avrupa kenti olarak adlandırılan, örnek gösterilen bir şehirdir. İktidarın Eskişehir'e yönelik tüm projeleri ise taşıma, yok sayma ve yok etme üzerinedir.

Eskişehir idari yargıda Bursa Bölge İdare Mahkemesine bağlandı. TÜLOMSAŞ Genel Müdürlüğü, Ankara TÜRASAŞ'ın bölge müdürlüğüne indirgendi. Vakıflar Kütahya'ya, Karayolları Ankara'ya bağlandı. Açıköğretim Fakültemiz gelirlerinin %88'i YÖK'e aktarılıyor. Havalimanımızın iç hat uçuşları kaldırıldı. PTT Müdürlüğü kapatılmak üzere. Hastane sözü verilen, yıkılan devlet hastanemizin arsası özelleştirme kapsamına alındı. Çevre yolumuz yapılmıyor. Alpu yolu 8 yıldır bitirilemedi. Seyitgazi Kırka yolu sürüncemede. Mihalıççık yolunun projesi dahi yok. 2019'dan beri tamamlanamayan Mihalıççık-Mihalgazi yolu ve 2027'de bitirileceği sözü verilen Sarıcakaya-Mihalgazi yolu ilçe içi halkı için bitirileceğini düşünmeyin sakın.

Yol bir başka yok etme projesi, Alpagut Atalan Altın Gümüş Madeni için hızlandırılıyor. Sakarya Nehri'ne 4 kilometre, mikroklima iklimine sahip, 4 mevsim narenciye, çeşitli sebze ve meyvenin yetiştiği eşsiz bölgemiz yok edilmeye çalışılıyor. Anadolu'nun Çukurova'sı olarak bilinen yörede Mihalgazi ilçemiz ülkemizin sebze ihtiyacının %18'ini karşılıyor. Zeytinyağı üretimi ve ipek böcekçiliği yapılıyor. Proje sahasında 28 endemik tür bitki, 61 omurgalı ve 28 kuş türü mevcut. Ayrıca yörede 1. derece arkeolojik sit alanı yer alıyor. 2.450 futbol sahası büyüklüğünde ruhsatlı alanda iklim krizinde en önemli yutak alanlarımız ormanlarımız, yer altı, yer üstü sular ve yaban hayatı yok edilecek.

Eğimli geçirgen topografyası ile orman ve tarım alanlarının iç içe geçtiği ekosistem, tıpkı İliç'te olduğu gibi açık ocak işletmeciliği ve yığın liçi yöntemi, devasa pasa yığınlarıyla siyanürlü çözeltilerin sızması halinde zarar görecek. Mikroklimanın bozulması, yok olan sular, toz, ağır metal ve kimyasal etkileşimlerle ürün verimi ve kalitenin düşmesiyle tek geçim kaynağı tarım olan üretici, dolayısıyla gıda güvenliğimiz de tehdit altında.

Yerleşimlere yakınlığıyla patlayıcı kullanımı ve depolama faaliyetleri ciddi güvenlik ve halk sağlığı riski yaratıyor. Biz Eskişehirliler, yöre halkı, muhalefet partileri, akademik odalar, çevre dernekleriyle dayanışma içinde bu yok etme projesini istemiyor ve direniyoruz. Büyükşehir, Tepebaşı belediyelerimiz, TEMA, tabip odamız, baromuz ve ekoloji derneği dava açtı. 20 Nisan'da bilirkişi sahada keşif yapacak. Biz de orada olacağız ve sonuna kadar direneceğiz.

Ancak karşımızda Cengiz Holding olunca endişeliyiz. Çünkü arkasındaki gücü hepimiz biliyoruz. İliç'te bilim insanları uyarılarına aldırmamasıyla 9 canın liç yığınları altında kaldığı maden faciasında davalar ve yoğun kamuoyu baskısıyla maden açılamıyordu. 25 Mart'ta Amerikan SSR Mining'in hisselerini Cengiz Holding'e devrettiği duyuruldu. İktidar nezdindeki gücüyle özel hukuk ve izin süreçleriyle Cengiz Holding madeni açacak. Ne yazık ki ülkemizdeki vahşi madenciliğin arkasındaki en büyük etken iktidarın yağmaya yol açan tutumu. Şirketler iktidardan aldığı güçle sadece doğayı değil, emekçilerin haklarını da yok sayıyorlar.

Mihalıççık ilçemizde TMSF'nin Yıldızlar Holding Doruk Madencilik'e devrettiği Yunus Emre Termik Santrali ve kömür madeninde yaşanan mağduriyetlerle emekçiler Ankara yollarına düştüler. Ancak işletmeleri tüm işletmelerin de mağdur eden şirket hızla devletten aldığı ihalelere de devam ediyor. Talan sadece yüz ölçümünün %71'i maden ruhsatlı Eskişehir'e özgü değil. Ülkemizin dört bir yanında yağma, hak kayıpları facialar madenciliğin doğası gereği değil, kader ise hiç değil. Sorumlu, yer üstü kaynakları tüketip yer altı kaynaklara gözünü diken, vatandaşını, emekçiyi, doğayı yok sayan iktidarın şirketleri kayıran zihniyeti. Biz de bu rant zihniyetine karşı çevreden, emekten, halktan yana geleceğimiz için mücadelemizi sürdüreceğiz."