ESKİŞEHİR HABER

Kemal Kılıçdaroğlu: "CHP'yi kim bölüyorsa Erdoğan'a hizmet ediyor demektir"

Kemal Kılıçdaroğlu, parti içi tartışmalar, kurultay süreci ve mutlak butlan kararına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Abone Ol

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu şu ifadeleri kullandı;

"Cumhuriyet Halk Partisi'nin temel özelliklerinden biri, iç tartışmaların en yoğun ve en uygar biçimde yaşandığı partilerden biri olmasıdır. CHP'nin böyle bir geleneği vardır. Çünkü CHP sıradan bir parti değildir; 100 yılı aşkın geçmişe sahip köklü bir partidir. Zaman zaman ayrılıklar yaşanmış, zaman zaman tartışmalar olmuştur. Bu tartışmalar bazen genel başkanlık düzeyinde, bazen de izlenen politikalar üzerinden yürümüştür. Dolayısıyla partinin kendi içindeki bu tartışmaları olağan karşılamak gerekir. Hatta bu tartışmalardan kaçınmamak gerekir. Çünkü tartışmalar partiyi diri tutar.

Partinin kültüründe itiraz etme geleneği de vardır. Genel başkanlar, itiraz edenleri sonuna kadar dinler. Çünkü hiç kimse durup dururken itiraz etmez. Bu itirazlardan hareketle izlenen politikalarda bir eksiklik olup olmadığı değerlendirilir. Bu yönüyle itiraz kültürü, partinin kendisini geliştirmesine katkı sağlar.

Bugün yaşadığımız süreç ise geçmişte yaşananlara tam olarak benzemiyor. Bazı yönleriyle benzerlik taşısa da önemli farklılıklar içeriyor. Geçmişte de partiden ayrılanlar, yeni parti kuranlar oldu. Ancak tarih bize şunu gösterdi: Cumhuriyet Halk Partisi, 100 yılı aşkın süredir varlığını sürdürüyor. Bu süreçte parti kapatıldı, mal varlıklarına el konuldu, genel başkanları hapse atıldı. Buna rağmen kuruluş ilkeleri ve ahlaki yapısı sayesinde siyaset sahnesindeki varlığını korudu.

Partinin ahlaki üstünlüğü, söylemlerindeki tutarlılık ve Türkiye'nin sorunlarını çözme konusunda cesur adımlar atması, CHP'nin varlığını sürekli kılan temel unsurlar oldu. Ayrıca Türkiye'nin entelektüel çevreleri de en fazla CHP'yi tartıştı. Medyada, üniversitelerde, kitaplarda, makalelerde ve televizyon programlarında yıllardır CHP üzerine değerlendirmeler yapıldı. Bu durum da partinin Türkiye açısından vazgeçilmez bir konumda olduğunu gösteriyor. Görüşleri kabul edilir ya da edilmez, önerileri benimsenir ya da benimsenmez; bu kadar çok tartışılan bir parti sıradan bir parti değildir. Dünyanın 100 yılı aşkın süredir varlığını sürdüren en köklü dört ya da beş partisinden biridir.

Bugün geldiğimiz noktada ise farklı bir tablo var. Bizim kurultaylarımız genellikle şenlik havasında geçer. Eğlenceler olur, oyunlar oynanır, fıkralar anlatılır. Sert ifadeler, ciddi eleştiriler ve tutarlı görüşler dile getirilir. Bütün bunlar kurultayın doğal parçasıdır. Kurultaylar çoğu zaman düğün ve bayram havasında geçer. Elbette sert tartışmaların yaşandığı kurultaylar da olmuştur. Ancak Türkiye ilk kez 38. Kurultay sonrasında "mutlak butlan" tartışmasıyla karşı karşıya kaldı. Bu, Türkiye açısından da bir ilktir.

Bir partinin delegeleri oylarını tamamen bağımsız iradeleriyle kullanmak zorundadır.

CHP'nin bölünmesi kimin işine yarar? Erdoğan'ın işine yarar. İktidar, CHP'nin bölünmesini ister mi? Evet, ister. CHP'nin güçlü olmasını ister mi? Hayır, istemez. Kim partiyi bölüyorsa Erdoğan'a hizmet ediyor demektir. Bunu bir kez daha ifade edeyim: Kim partiyi böler, ayrıştırırsa Erdoğan'a hizmet etmiş olur.

Mutlak butlan davasını açan kim? Bu sorunun cevabını herkes bilmek zorunda. Davayı açan ben değilim. İfade veren ben değilim. Gidip konuşan ben değilim. İlk dava Bursa'da açıldı ve davayı açan da değişimden yana olan bir isimdi. O halde sormak gerekir: Bu dava neden açıldı?

Mutlak butlan davasında ileri sürülen iddia açık. Bazı delegelerin iradelerinin para ya da çeşitli çıkarlar karşılığında etkilendiği söyleniyor. Bunu söyleyen AK Partililer mi? Hayır. MHP'liler mi? Hayır. Saadet Partililer mi? Hayır. Diğer muhalefet partileri mi? Hayır. Bunu söyleyen CHP'liler. Parayı aldığı iddia edilenler de CHP'liler. İfadeyi verenler de CHP'liler.

O halde kimi suçlayacağız? Eğer bunu AK Partili biri söyleseydi onu eleştirirdik. MHP'li biri söyleseydi onu da eleştirirdik. Ama söyleyen CHP'liler. O zaman dönüp kendi içimizde bunu değerlendirmemiz gerekir. İfade verenler CHP'li. En son bir belediye başkanı çıktı, kurultayla ilgili kendisinden para istendiğini ve para verdiğini söyledi. Bunu söyleyen de CHP'li bir belediye başkanı. Bir başka belediye başkanı da benzer açıklamalar yaptı. Başka biri ise götürüldüklerini, eğlence mekânına gidildiğini ve kendilerine para verildiğini anlattı. Bunları söyleyenlerin tamamı CHP'li.

Bu konu ilk gündeme geldiğinde "şaibeli kurultay" ifadesini kullananlar vardı. O dönemde partiyi yönetenlerden hiç kimse çıkıp "CHP'nin kurultaylarında şaibe olmaz" diyemedi. Bunu söyleyen bendim. Evimde video çekerek açıkça ifade ettim: CHP'nin kurultaylarında şaibe olmaz. Siz kendi kurultaylarınıza bakın dedim. Ama buna rağmen suçlanan kişi yine ben oldum.

Bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek isterim. Herkes mutlak butlan kararı çıkınca yalnızca Kılıçdaroğlu'nun göreve geleceğini sanıyor. Hayır. 38. Kurultay'da seçilen Parti Meclisi üyeleri, MYK üyeleri ve genel başkanın tamamı birlikte göreve dönüyor. Sadece ben gelmiyorum. Eski Parti Meclisi de geliyor. Bugün Parti Meclisi'nden istifa eden bazı arkadaşlar da o listede yer alıyordu. Mahkeme kararı incelendiğinde bu açıkça görülecektir. Mahkeme diyor ki, "38. Kurultay'da irade fesada uğradı. Eski yönetim görevine dönsün ve yeni bir kurultay yapılsın." Söylenen budur. Bize başka bir görev verilmiş değil. Biz de oturur, yeni bir kurultay yaparız.

Karardan çok önce üç arkadaş bana geldi. Mansur Yavaş geldi, Vahap Bey geldi, bir de eski milletvekilimiz Engin Özkoç geldi. Bana bu ihtimali sordular. Ben de kendilerine, "Eğer kayyum atanırsa bunu kesinlikle kabul etmem. 100 yıllık bir parti kayyuma teslim edilemez." dedim. Ancak mutlak butlan kararı çıkarsa durum farklıdır. Çünkü sadece ben değil, eski yönetim ve eski Parti Meclisi'nin tamamı birlikte göreve dönüyor. O durumda oturur, konuşuruz. Sonuçta bu parti hepimizin partisi.

CHP'nin kirlikten arınması lazım. Bu parti kirliği kabul etmez. Bu partinin temel özelliklerinden biri ahlaki üstünlüğüdür ve bu üstünlüğün mutlaka korunması gerekir. Ben bunu kendilerine çok önceden söyledim.

Daha sonra mutlak butlan kararı çıktı. Mahkemenin önüne sunulan deliller, verilen ifadeler, sonradan ortaya çıkan bulgular, para hareketleri ve MASAK raporları değerlendirildi. Dikkat edin, bugün kimse bunları tartışmıyor. Kimse çıkıp "Bu paraları kim verdi, nasıl verildi, nerelerde dağıtıldı, kimler dağıttı?" sorularını sormuyor. Oysa asıl tartışılması gereken konu budur. CHP gibi 100 yıllık, ahlaki üstünlüğüyle öne çıkan bir partide bunlar konuşulmayacak da "Kılıçdaroğlu niye geldi?" sorusu mu tartışılacak?

Kılıçdaroğlu tek başına gelmiyor. Eğer göreve dönüyorsa, o dönemin MYK'sı ve Parti Meclisi ile birlikte geliyor. Amaç da partiyi yeniden kurultaya götürmek. Kimsenin oraya kalıcı olarak oturma gibi bir niyeti yok.

Burada iki farklı dava var. Biri ceza davası, diğeri ise 38. Kurultay'ın iptaline ilişkin dava. Ceza davasında para dağıttığı iddia edilen kişilerle ilgili hapis cezaları gibi hususlar değerlendiriliyor. Bu dava ise kurultayın geçerliliğini ilgilendiriyor. Mahkeme burada, kurultay sürecinde irade fesadına yol açan olaylar yaşandığı kanaatine vararak yeniden kurultay yapılmasına hükmetti. Biz de bunun için göreve geldik. Eski yönetim ve eski Parti Meclisi, mahkeme kararının gereği olarak yeniden göreve döndü. Yapacağımız şey yeni bir kurultay düzenlemek.

Mahkeme kararı bunu açıkça ortaya koyuyor. Kararın ekinde uzun bir isim listesi var. O listedeki arkadaşlar, icra dairesinden tebligatlarını da aldılar ve teslim aldıklarına dair imza attılar. Daha sonra kendi iradeleriyle bir kısmı istifa etti. İstifa etmek herkesin kendi tercihidir. Buna kimse müdahale edemez. Biz de kimseye "Neden istifa ettin?" demiyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi'nin bölünmesi en çok Erdoğan'ın işine yarar. Parti bölündüğü anda, ortaya çıkan her ayrışma Erdoğan'a hizmet eden bir tablo oluşturur. Bu nedenle CHP'nin bölünmesini doğru bulmuyorum."