Eskişehir Büyükşehir Belediyesi CHP Meclis Üyesi Nihat Çuhadar şu ifadeleri kullandı;
"Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar, sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bugünkü konuşmam butlanla ilgili olacak. Şimdi kamuoyunda butlan davası ile ilgili sanki bu parti içinde bir çekişme gibi bir algı yaratılmak isteniyor. Oysa bu konuda bir açıklama yapmak istiyorum. Türkiye bugün sıradan bir siyasi kriz yaşanmıyor. Karşı karşıya olduğumuz mesele, bir iktidar muhalefet çekişmesinin çok ötesindedir. Türkiye anayasal devletin hukukla mı yoksa keyifle mi yönetileceği sorusu ile yüz yüzedir. Artık mesele hangi partinin kazanacağı değildir. Asıl mesele, yurttaş iradesinin, hukukun üstünlüğünün, kuvvetler ayrılığının ve demokratik düzenin ayakta kalıp kalmayacağıdır. Böyle dönemlerde toplumların önüne 2 seçenek çıkar.
Birincisi beklemektir. Bir kurtarıcı beklemek, bir seçim beklemek, bir mahkeme kararı beklemek, bir de dış müdahale beklemek, kısacası kendi kaderini başkalarının insafına bırakmaktır. İkinci seçenek ise harekete geçmektir. Tarih bize göstermiştir ki özgürlükler kendiliğinden gelmez, demokrasi gökten inmez, hukuk güç sahiplerinin lütfuyla kurulmaz. Bunların tamamı toplumların örgütlü mücadelesiyle kazanır ve korunur. Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey umutsuzluk değil iradedir.
Genel Başkanımız Özgür Özel'in söylediği gibi, ya bir yol bulacağız ya da bir yol yapacağız. Bu söz yalnızca bir slogan değildir. Aynı zamanda bir demokrasi programıdır. Hukuk yolları daraltıldığında demokratik mücadele alanları genişletebilme iradesidir çünkü demokrasi yalnızca sandığa gitmekten ibaret değildir. Aynı zamanda hukuku, kurumları ve halk egemenliğini savunabilme kararlılığıdır. Bugün Türkiye'de bir rejim sorunu ve demokrasi krizi yaşandığını düşünüyorum. Aynı zamanda bölgesel ve küresel güç müdahalelerinin Türkiye üzerindeki etkilerinin giderek arttığı kanaatindeyim.
Irak'tan Libya'ya, Suriye'den Doğu Akdeniz'e kadar uzanan süreçler yalnızca dış politika başlıkları değil, Türkiye'nin iç siyasetini ve geleceğini de doğrudan etkileyen gelişmelerdir. Bu nedenle 6 Nisan ile 27 Mayıs arasındaki döneme dikkatle bakmak gerekir. 6 Nisan'da ne oldu? 2025 yılında Cumhurbaşkanımız Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasında yapılan görüşmenin ardından ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Flack, Erdoğan'a uluslararası meşruiyet kazandıracağı yönünde değerlendirmelerinde bulunduğu kamuoyuna yansıdı. 17 Nisan'da Antalya'da Diplomasi Forumu'nda konuşan Flack, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın güçlü ve merkeziyetçi, güçlü ve merkeziyetçi liderliği sayesinde Türkiye'nin istikrar, ekonomik dinamizm ve bölgede etki sağladığını ifade etti. Aynı gün Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanımız Özgür Özel de dikkat çekici bir çıkış yaptı. Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu partinin lideri olarak ilk kez Amerikan yönetimine yönelik son derece sert bir siyasi tavır ortaya koydu.
17 Nisan ile 20 Mayıs arasındaki Trump ile Erdoğan'ın arasındaki 2 telefon görüşmesi gerçekleştirildi. İlki 26 Nisan'da, ikincisi de 20 Mayıs'ta yapıldı. Bu görüşmelerin ardından Trump, Erdoğan hakkında son derece olumlu ifadeler kullandı. Onun güçlü bir lider olduğunu, kendisiyle çok iyi ilişkilere sahip bulunduğunu ve Türk halkının Erdoğan'a büyük saygı duyduğunu söyledi. Peki ardından ne oldu? 21 Mayıs sabahına gelindiğinde uzun süredir sessiz kalan Kemal Kılıçdaroğlu yeniden siyasi tartışmaların merkezine yerleşti. Aynı gün akşam saatlerinde mahkemeden çıkan mutlak butlan kararı kamuoyunda yeni bir tartışma başlattı ve Kılıçdaroğlu bu kararı kabul ettiğini açıkladı.
Ertesi gün Sayın Cumhurbaşkanımız açıklama yaptı. Butlan kararıyla tamamen, butlan kararı tamamen Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendi içinde olan bir olaydı, bizle ilişkisi yok dedi. Gazeteciler Sayın Cumhurbaşkanımıza bir soru sordu. Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştünüz mü, görüştüğünüz söyleniyor diyerek ısrarla sordular ancak cevap vermedi. Arkasından muhalefet lideri Müsavat Dervişoğlu bir açıklama yaparak butlan davasının mevcut iktidar ve dış güçlerin CHP üzerinde oynadığı bir oyundur dedi. Aynen bu görüşlere biz de katılıyoruz. Bu olay tamamen iktidarla dış güçlerin partimiz üzerinde oynanan bir oyundur. Ben bütün bu gelişmelerin birlikte değerlendirilmesinin gerektiği kanaatindeyim.
Türkiye çok boyutlu kuralsız bir siyasi oyun oynanıyor. Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığı döneminde ilçe ve il örgütlerinden, kongreye, kurultay delegelerinden parti içi dengelere kadar geniş bir siyasi etki alanı oluşturduğu biliniyor Kemal Kılıçdaroğlu tarafından. Böyle bir yapı içinde seçim kaybetmesi birçok kişi tarafından beklenmiyordu. Sonuçta delegeleri belirleyen siyasi mekanizmanın merkezinde bulunan bir genel başkanın aynı delegeler tarafından yeniden seçileceği düşünülüyordu. Kurultay sürecinde genel merkezin beklentisi de bu yöndeydi ancak beklenen olmadı. Bir ses yükseldi, değişim. Bu ses Cumhuriyet Halk Partisi'nde ve Türkiye'de dalga dalga yayıldı çünkü parti yönetiminin giderek dar bir kadronun kontrolüne girdiği, toplumsal taleplerden uzaklaştığı ve küçük olsun benim olsun anlayışına teslim olduğu yönünde ciddi eleştiriler vardı. Öyle ki kurultay delegelerinin önemli bir bölümü bilerek artık değişim talep etmeye başladı. Sonuçta Özgür Özel'in temsil ettiği değişim hareketi kazandı ve Kemal Kılıçdaroğlu ağır bir yenilgi aldı.
Özgür Özel, tam anlamıyla kabullenemedi. Kurultay salonunda yaşananlar da bunun işaretini veriyordu. Özgür Özel, konuşmasının tamamladığında delegeler onu ayakta alkışlıyor, değişim hareketine güçlü bir destek veriyorlardı.
Daha sonra Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından muhalefetin parçalanacağı, Cumhuriyet Halk Partisinin dağılacağı ve Özgür Özel'in bu süreci yönetemeyeceği hesaplanıyordu. Fakat beklenen olmadı.
Özgür Özel liderliğinde Cumhuriyet Halk Partisi, toplumsal muhalefetin merkezi haline geldi. Yapılan kamuoyu araştırmalarında parti 1. çıkmaya başladı. Yerel seçim zaferinin ardından yükseliş devam etti. İşte tam bu noktada yükselişin durdurulması gerektiğine karar verildiği düşüncesindeyim.
Butlan davası devreye sokuldu. Bu dava ile Kemal Kılıçdaroğlu, yeniden siyasi sürecin merkezine taşınmaya çalışıldı. Oysa Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı Özgür Özel değil, mazbatasını Yüksek Seçim Kurulu vermişti. Daha sonra yapılan kurultay yeniden, daha sonra yapılan kurultayda Özgür Özel yeniden genel başkanlığa seçilmişti. Üstelik bu durumda Kemal Kılıçdaroğlu aday bile olmamıştı.
Buna rağmen hukukta olmayan, Siyasi Partiler Kanunu'nda yer almayan mutlak butlan kararı ile Cumhuriyet Halk Partisinde yeni bir kriz yaratılmaya çalışıldı. Bu konuda da sanki başardılar gibi geliyor, başarılı olmuş oldular gibi geliyor. Bunun başlıca aktörlüğüne Kemal Kılıçdaroğlu yerleştirildi. Hem "Parti içinden arınma başlatacağım." dedi, partimiz için çok değerli 9 milletvekilini disiplin kuruluna ihraç istemiyle verdi. Oysa partiye atama kararı ile gelen butlan davasının uzantısının görevi, bir an evvel partimizi kurultaya götürme görevi vardı. Oysa 13 yıldır girdiği bütün seçimleri kaybeden ve son kurultayda seçilemeyen, yeniden atama ile parti genel başkanlığında yerini perçinlemeye çalışıyordu.
Oysa ki davasına inanmış birçok arkadaşlarımız, aylardır, hatta yıllara varan süreçte cezaevinde yatıyordu. Onları hiç düşünmedi, onları yok saydı ve onları daha mahkeme davaları gerçekleşmeden, olmadan onları, o da Adalet ve Kalkınma Partisi Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte suçlu ilan etmeye çalışıyor.
Bunun hukuki olmaktan çok, siyasi sonuçlar doğuran bir süreç olduğu, CHP'yi yok etme planının bir parçası olduğunu düşünüyorum. Çünkü hukuk, siyasal rekabetin aracı haline geldiğinde yalnızca bir partinin değil, bütün toplumun demokrasiye olan güveni sarsılır. Mahkeme, siyasi tartışmaların merkezine çekildiğinde zarar gören yalnızca muhalefet değil, hukuk devletinin kendisi olur. Kurumlar görevini yapmadığında yurttaşlar örgütlenir. Bu nedenle bugünkü karamsarlığın değil, mücadelenin zamanıdır. Bugün Türkiye'nin Özgür Özel'den de Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu'ndan da beklediği budur.
Önümüze konulan barikatlar er veya geç açılır. Tarih bunu defalarca göstermiştir. Yolu kapatanlar unutulur, milletin önünü açanlar ise hatırlanır. Çünkü sonunda kazanan korkuyu örgütleyen değil, umudu örgütleyenlerdir. Bu yol, yalnızca bir partinin değil; hukuk devletine, demokrasiye ve halkın iradesine inanan milyonların yoludur, unutmayın.
Tarih bize bir gerçeği defalarca göstermiştir. Demokrasiler seçimle kurulmaz, demokrasiler seçim sonuçlarına sahip çıkıldığı ölçüde yaşanır. Bu nedenle bugün karamsarlığın değil, hukuk devletine sahip çıkmanın zamanıdır. Unutulmamalıdır ki siyaset tıkandığında toplum konuşmaya başlar. Çünkü millet iradesinin üzerinde hiçbir güç yoktur."





