Odunpazarı Belediyesi YENİ Parti Meclis Üyesi Saffet Çelen şu ifadeleri kullandı:

“Odunpazarı İnşaat Sağlık Turizm ve Tanıtım Hizmetleri Sanayi ve Ticaret AŞ hisselerinin yüzde yüzü belediyemize ait olan bir şirkettir. Yani özel bir şirket değil, kamusal sahipliği olan bir yapıdır.

Şirketin faaliyet amacı ağırlıklı olarak işçi temin etmek ve belediye çalışanlarına eğitim vermektir. Dolayısıyla şirketin herhangi bir ticari faaliyeti bulunmamaktadır.

Eğer ortada ticari bir faaliyet olsaydı ve şirket bu alanda zarar etseydi, bu durum elbette sorgulanabilirdi. Ancak şirket tüm kaynağını belediye için kullanmakta, sermayesini de yine belediyeden almaktadır.

Personel teminine esas teşkil ettiği için de personellerin SGK primleri belediyeden aktarılan hak edişler karşılığında ödenmektedir.

Peki o zaman, sermayesinin tamamı belediyeye ait olan ve hiçbir ticari faaliyet göstermeyen bu şirketin sermaye artırımı konusunu nasıl değerlendireceğiz?

Tamamen kamu hizmeti yürüten, kar amacı gütmeyen veya işlevsel bir amaçla kurulan, asli faaliyet alanı ticari olmayan ve doğrudan kamusal ve sosyal nitelikli hizmetleri finanse eden bir şirketin zarar etmesi, özel hukuk tüzel kişisi olan şirketler hukuku mantığıyla değil, kamu mali yönetimi, kamu yararı ve sosyal belediyecilik ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Bu durumu hukuki, mali ve yönetsel açıdan birkaç farklı boyutta ele almamız gerekir.

Hukuki ve statü açısından, şirketler Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olsalar da belediye şirketleri sıradan ticari işletmeler değildir. Şirketin kuruluş amacında ticari kar elde etmek değil, kamu hizmetini desteklemek, belediyenin görev alanındaki sosyal ihtiyaçları karşılamak ve kamu yararı sağlamak önceliklidir.

Şirket hiçbir ticari faaliyet, yani kar amacı, mal ve hizmet satışı gütmediği halde zarar yazıyorsa bu zarar idari giderlerden, personel maaşlarından, kıdem tazminatı yüklerinden, finansman giderlerinden veya demirbaş amortismanlarından kaynaklanmaktadır.

Dolayısıyla bu durum ticari bir başarısızlık değil, kamusal bir hizmetin sürdürülebilmesi için yapılan zorunlu bir maliyet olarak okunmalıdır.

Mali ve Sayıştay denetimi boyutuna baktığımızda, Sayıştay denetimlerinde belediye şirketlerinin zararları tüm belediyelerde sıkça ele alınmaktadır. Ancak buradaki temel kriter zararın kaynağıdır.

Şirket bünyesinde istihdam edilen personel giderleri, muhasebe, vergi, yasal kesintiler ve idari zorunluluklar gibi kaçınılmaz masraflar, gelir getirici bir faaliyet olmadığında doğal olarak zarara yol açar.

Sermaye kaybı ve borca batıklık boyutunda ise Türk Ticaret Kanunu'nun 376. maddesi gereğince, şirketlerin sermayesinin karşılıksız kalması veya borca batık olması durumunda yönetim kurulunun birtakım tedbirler alması yasal bir zorunluluktur.

Bugün görüşülen gündem maddesinin amacı da budur. Belediyemiz, tamamı kendisine ait olan şirketin sermayesini artırmak ve zararını kapatmak zorundadır.

Dolayısıyla şirkete yapılan bu kaynak transferi sadece 'zararı kapatmak' olarak değil, kamu hizmetinin yürütülmesi için yasal zorunluluktan kaynaklanan bir 'hizmet sübvansiyonu' ve kamusal bir maliyet bütçe kalemi olarak düşünülmelidir."