ESKİŞEHİR HABER

Uğur Yıldız Odunpazarı Belediyesi bütçesini savunup ekonomi yönetimini eleştirdi

CHP’li Uğur Yıldız, Odunpazarı Belediyesi’nin bütçe yönetimini savunarak ekonomik krizin sorumlusunun iktidar olduğunu söyledi.

Abone Ol

CHP Odunpazarı Belediye Meclis Üyesi Uğur Yıldız şu ifadeleri kullandı;

"Belediyemizin 2025 mali yılı bütçe kesin hesabı ve taşınır kesin hesabı üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri, toplantımızı takip eden basın mensuplarını ve hemşerilerimizi saygıyla selamlıyorum.

Belediyemizin 2025 mali yılı bütçe kesin hesabı; geçen ay meclisimizde görüştüğümüz faaliyet raporunun rakamsal karşılığını, bütçeyle tahmin edilen gelirlerin tahakkukunu, tahsilini ve giderlerin ne olduğunu gösteren kesinleşmiş sonuçlarıdır.

2025 mali yılında gelir-gider farkının 294 milyon 812 bin lira bütçe fazlası vererek sonuçlandığını ve bütçe gelirlerinde toplam tahakkukun net tahsilata oranının ise %90 olduğunu görmekteyiz.

Bütçe giderleri; 4 milyar 250 milyon tahmin edilmiş, gerçekleşme 2 milyar 836 milyon olmuş ve 2024 yılına göre %43 oranında artmıştır. Belediyelerin bütçesi, tahmin yöntemiyle hazırlanmaktadır. Meclis tarafından onaylanan bütçe, belediyenin harcama limitini ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle; meclis tarafından verilen 4 milyar 250 milyonluk harcama yetkisinin 2 milyar 836 milyonu kullanılmış, geriye kalan 1 milyar 400 milyon tutarındaki ödenek mevzuat gereği iptal edilmiştir. Yani önceki mecliste ifade edildiği gibi, sanki var olan 1 milyar 400 milyonluk bir tutarın harcamalarda kullanılmaması söz konusu değildir.

Belediyemiz 550 milyon borçlanma yetkisine rağmen bunun yalnızca 100 milyonunu kullanmıştır. Yine burada da gider bütçesiyle aynı esas üzerinden hareketle; 550 milyonluk finansman öngörüsünde bulunulmuş ancak 100 milyonluk borçlanmaya gidilmiştir. Belediyemizin borçlanmadan, gelirine göre harcama yaptığını ve tasarruf ederek kamu hizmetlerini yerine getirdiğini görüyoruz. Gider bütçesinin gelir bütçesinden az ve borçlanmanın düşük olması, mali disiplinin güçlü olduğunu ve mali sürdürülebilirlik açısından belediyemizin başarılı bir yönetim sergilediğini göstermektedir.

Bütçe giderlerini oluşturan kalemlere baktığımızda;

Mal ve hizmet alım giderlerinde 2 milyar 156 milyon harcama tahmin edilmiş, 1 milyar 797 milyon harcama yapılmış ve gerçekleşme oranı %83 olmuştur.

Bu gider kalemini artıran en önemli faktör, ülkemizin içinde bulunduğu bitirilmeyen ekonomik kriz ve düşürülmeyen enflasyondur. Halkımızın tamamı krizin ve enflasyonun farkındadır; ancak farkında olmayan sadece AKP’li siyasilerdir. AKP’nin uyguladığı ekonomi modeli ülkenin her sathını yoksulluğa ve pahalılığa sürüklemiştir.

Aslında sadece ekonomik değil; siyasal, sosyal ve hukuki krizler de yaratmıştır. Çünkü dert, bu krizleri çözmek değil; çözümsüz kılacak politikaları sürdürmek ve siyasi iktidarını ne olursa olsun devam ettirmektir.

Hükümet olarak 2026 yılı enflasyon hedefini %16 olarak açıkladınız. Daha senenin ilk üç ayında bu rakama ulaştınız ve şubat ayının sonunda hedef puanı yukarı yönlü revize ettiniz. Şu anda emekliye verilmeyen bayram ikramiyesi zammının sebebi olarak gösterilen savaşın tarafı olan ülkelerde bile enflasyon bizden daha düşüktür. Ukrayna’ya, Rusya’ya, İsrail’e, Lübnan’a ve dünyaya baktığımızda; bütün ülkelerden daha yüksek gıda enflasyonuna sahip olmamız açıklanabilir bir durum değildir. Her şeyi pahalıya alıyor, pahalıya yiyor, pahalıya giyiniyoruz. Aslında bunu çok fazla anlatmaya gerek yok; çünkü herkes çarşıya pazara çıkıyor. Herkes et, domates, biber, benzin alıyor. Çocuğunun okul masrafını ödüyor. Herkes bu pahalılığı hayatının her alanında hissediyor.

Bu hâle gelmemize kim ya da ne sebep oldu? Bu yoksulluk düzeninin müsebbibi 23 yıldır ülkeyi yöneten iktidar değil midir? Muhakkak ki bütün bu sorunların kaynağı; her sene bakanlarını ve politikalarını değiştiren, Merkez Bankası’nın bağımsızlığını elinden alıp faizi siyasallaştıran, ekonomi bilimine tamamen ters politika tercihleri sonucunda ülkeyi deneme-yanılma tahtasına çeviren ve 23 yıldır her şeyi elinde tutan AKP iktidarıdır.

Faaliyet raporu görüşmelerinde ödenen 90 milyon faizle ilgili eleştiriler yapıldı. “Şimdi bu kadar faiz mi olur?” dediniz. Politika faizi %37 deniyor ama bankalarda %50’den aşağı kredi bulunamıyor. 23 yıldır iktidarsınız; ekonomi 23 yıldır sizin elinizde. İstediğiniz zaman istediğiniz bakanı, Merkez Bankası başkanını kendi politikanıza göre değiştirdiniz. Bir bakan getirdiniz, “nas” var dediniz, faizi indirdiniz; başka bir bakan getirdiniz, “pas” dediniz, faizi yükselttiniz.

Daha geçen sene esnafın kullandığı ve ödemesine devam ettiği kredinin faizini bir gecede yükseltmediniz mi? Eleştiriyi yapan meclis üyemize sormak istiyorum: Düşünün Fahri Bey; bir esnaf kredi kullanırken kendisine yüzde 9 faiz denilmiş. Bu esnaf malını almış, maliyet hesabını yapmış, ticaretini yürütüyor. Gece uyuyor, sabah uyanıyor; faiz oranı çıkmış yüzde 30’a. Mali müşaviri de dönüp “Faiz ödemen çok yüksek” diyor. Böyle bir çelişki içerisinde savruluyoruz. Kaç aydır insanlar faizler düşecek diye kredi kullanmıyor. Şimdi geldiğimiz noktada ise faizin düşeceğine dair bir umutta kalmadı.

Belediyemizin ödediği faiz, gider bütçesinin %3’üne denk gelmektedir. Ama ülkece ödediğimiz faize baktığımızda, Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinin üçte biri, yani 2 trilyon 700 milyar faize gitmektedir.

Tüm dünya faiz artırırken siz inadına indirdiniz; herkes rasyonel politikaları izleyip günün sonunda faizi düşürürken siz düşüremediniz ve bu krizi kendi ellerinizle yaratıp milletin kucağına bıraktınız.

Belediyenin kadrolu memur ve işçi çalışanlarının iş gücü maliyeti 417 milyon olarak gerçekleşmiştir. Bu çalışan maliyetleri de eleştiri konusu oldu; ancak ülkemizde istihdam giderlerinin yüksek olmadığı hiçbir sektör kalmamıştır. Düşük maliyetli iş gücü nedeniyle tekstilciler Mısır’a, sanayiciler Balkanlar’a ve diğer ülkelere üretim faaliyetlerini taşımaktadır. Yabancı yatırımcının ülkemize gelmemesindeki temel etkenlerden biri de maliyet avantajlı iş gücünün olmamasıdır.

Biz de Odunpazarı Belediyesi olarak başka bir yerde yaşamıyoruz ki; biz de bu ülkede yaşıyoruz. Çalışanlarımızın çocukları aynı okula gidiyor, aynı marketlerden alışveriş yapıyor. Herkes gibi geçimini sağlamaya çalışıyor. Alım gücü artmadıkça, ihracat ve üretim yükselmedikçe yapılan zamların ve ödenen yüksek ücretlerin hiçbir anlamı kalmamaktadır.

Bütün olumsuzlukların yan yana gelmesiyle görüyoruz ki; ülkemizde borçluluk sarmalı toplumun her kesimini kuşatmış, bireysel ya da kurumsal olmaktan çıkmış, yapısal bir sorun hâline gelmiştir. Temel ihtiyaçlarımız için bile krediye ihtiyaç duyuyoruz. 2026 yılının ilk üç aylık döneminde bireysel kredi kartı borcu 3 trilyon 32 milyar, kredili mevduat hesapları 833 milyar, ihtiyaç kredileri ise 1 trilyon 550 milyar oldu. Takipteki, yani batık bireysel krediler ise son bir yılda %88 artarak 277 milyara yükseldi. Anlaşılacağı üzere yüce Türk milleti refahı, mutluluğu unutmuş ve umudunu tüketmiş haldedir.

Yatırım bütçesi harcama tutarı ise 280 milyon gerçekleşmiştir.

Kısaca bütçe gelirlerine de bakacak olursak; bütçe geliri 3 milyar 700 milyon tahmin edilmiş, 3 milyar 131 milyon gelir elde edilmiş ve belediyemizin gelirleri bir önceki yıla göre %79 artmıştır.

Vergi gelirlerinde 372 milyon net tahsilat yapılmış; 2024 yılında %60 olan gerçekleşme oranı, 2025 yılında %71 olmuştur. Teşebbüs ve mülkiyet gelirlerinde 387 milyon, bağış ve yardımlardan ise 464 bin lira gelir elde edilmiştir.

Merkezi idare vergi gelirlerinden alınan pay 1 milyar 660 milyondur ve gelir bütçesinin %53’üne tekabül etmektedir.

Sermaye gelirleri kalemine baktığımızda 316 milyon gelir elde edildiğini görmekteyiz. Son günlerde gündemde tutulmaya çalışılan ve sanki burada gizli saklı satışlar yapılıyormuş gibi bir algıyla eleştirilen bu gelirlerde en yüksek pay, aylık 34 bin lira kira getirisi ve 2039 yılına kadar sözleşmesi bulunan otelden elde edilen gelirdir. Bu satışı geçen sene, yine kesin hesabı görüştüğümüz toplantıda oylamış ve karara bağlamıştık. O oturumda ilgili komisyon üyeleri, satışın neden yapılması gerektiğini net veriler ve gerekçelerle açıklamıştı.

Bu satışların yapılmasındaki en temel unsur SGK borçları ve sermaye artırımıdır. Belediyeler her gün SGK borçları nedeniyle köşeye sıkıştırılırken, belediyemiz elindeki imkânları ve varlıkları kullanarak bu baskıdan kurtulmuştur. Bu borçlar üzerinden silkelenmeye meydan vermemiş, bu yükü başının üzerinde kılıç gibi sallandırmamış; önlemini erken alarak borcunu ödemiş ve sermayesini artırmıştır. Örneğin maaş ödemesi yapılacağı sırada İller Bankası’ndan gelen payın kesintiye uğraması sonucu “maaş bile ödeyemediler” denmesine fırsat vermemiştir. Bu anlamda yapılan satışları doğru bulduğumuzu belirtmek istiyorum.

Sayın Başkanım, değerli meclis üyeleri;

Özelleştirmeler; borçlanmaya gitmemek ve bütçe imkânlarının yeterli gelmeyeceği durumlarda, sağlayacağı fayda ve kaynağın nerede kullanılacağı açıkça belirtilerek yapılır. Belediyemiz de amaçlarını ve sağlayacağı faydayı baştan belirleyerek bu işleri yapmaktadır. Satışlarını da yatırımlarını da alımlarını da net, ölçülebilir ve şeffaf şekilde gerçekleştirmektedir.

Örneğin araç alımlarını yapıp kiralama işini bitirdikten sonra bakımları kendi bünyesinde gerçekleştirmiş; ne kadar tasarruf ettiğini, bunun sonucunda hangi yatırımları yaptığını ve hangi yeni araçları aldığını net bir biçimde ortaya koymuştur. Satışlarını da AKP modeline uydurup “ticari sır” adı altında gizlememekte, şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşmaktadır.

23 yıldır iktidarda olan, trilyonlarca dolar vergi toplamış, 60 milyar dolar özelleştirme yapmış, sadece 2025 yılında 20 milyar taşınmaz satışı gerçekleştirmiş, Merkez Bankası’nı 3 yılda 3 trilyon zarara uğratmış, bu kadar satış ve özelleştirmeye rağmen üstüne bir de 500 milyar dolar borç yapmış AKP iktidarı, elde ettiği bu kadar özelleştirme gelirine rağmen en azından bizi örnek alıp borçlanma yapmasaydı.

AKP döneminde “babalar gibi satılarak” yapılan özelleştirmelerin tamamından elde edilen 60 milyar dolar, güncel kurla yaklaşık 2 trilyon 700 milyar liradır; bu da sadece 2026 yılının faiz ödemesine denk gelmektedir.

Bütçe, faaliyet raporu ve kesin hesap görüşülürken yapılan eleştiriler muhakkak ki çok önemlidir. Eksik ya da gözden kaçan bir taraf varsa düzeltilir; bilinmeyen bir husus varsa öğrenilir.

Ama bizi eleştirdiğiniz noktalara baktığımızda, aslında bunların sizin çözmeniz gereken meseleler olduğunu görüyoruz. Esasında cevaplar, eleştirilerinizin ve sorduğunuz soruların içinde gizlidir.

“Faiz ödemen niye yüksek?” Çünkü devletin politika faizi, bankaların kredi faizi yüksek. Bu nedenle bizim faiz ödememiz de yüksek.

“Mal alımlarınızın bedeli çok yüksek.” Çünkü enflasyon yüksek. Enflasyonu düşürün, siz hiçbir şeye zam yapmayın, biz de pahalıya almayalım.

“Mali tablolar şöyle olmalı.” O zaman Mali İdareler Detaylı Hesap Planı’nı değiştirin. Bunun yetkisi de sizde.

“Ulaşım pahalı.” Mazot fiyatı arşa çıkmış, akaryakıtta vergi yükü %60’lara dayanmış. Siz bunu düşürün ki ulaşıma zam yapılmasın.

Bu noktada ise şunu yapıyorsunuz: Hayali rakamlar üretip, her şey yolundaymış algısıyla yönetmeye çalışıyorsunuz.

Sizin hayaliniz de düşük enflasyon, düşük faiz, değerli Türk lirası ve yüksek alım gücüydü. Ama yapamadınız, yapamıyorsunuz. Bu yüzden herkes bir beklenti içinde. Piyasa ve sanayici seçimi bekliyor, vatandaş kurtuluş reçetesini, esnaf ise işler artar umuduyla bayramı bekliyor. Hep bir beklenti üzerine kurulu bir ekonomi düzeni oluşmuş durumda. Bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa öbür gün düzelecek diye vatandaşın avunmasını bekliyorsunuz.

Hatırlayınız; eski damat bakan Berat Albayrak ne diyordu? “Mart, Şubat’tan; Nisan, Mart’tan; Mayıs, Nisan’dan daha iyi olacak. Haziran zaten Mayıs’tan iyi olacak, Temmuz’da uçacağız.” Ama olmadı. Çözüm bulunamadı. Düzelmediği gibi her şey daha da kötüye gitti ve gidiyor.

Ve geldiğimiz noktada ise iki kez ikna edemeyip üçüncüde göreve getirdiğiniz Mehmet Şimşek’in politikaları da artık sorgulanıyor. Çünkü kriz bitmiyor, enflasyon düşmüyor, millet nefes alamıyor. Kadrolar değişse de sorunlar çözülmüyor. Kim gelirse gelsin, zihniyet değişmeden; 23 yıldır değişmeyen kim varsa o değişmeden bu işlerin düzelmeyeceği de ortadadır.

Bu yüzden sandık gelsin istiyoruz. Ne olacaksa olsun ama bir an önce olsun, herkes yoluna baksın istiyoruz. Biz erken seçimi millet adına, millet için istiyoruz. Getirin sandığı, millet versin kararı ve bu çıkmazdan kurtulalım istiyoruz.

Son olarak; kesin hesabı, faaliyet raporunu oluşturan hizmetlerle birlikte değerlendirdiğimizde görüyoruz ki

Bu kesin hesabın içerisinde gelir ve gider arasında dengeyi sağlayıp bütçesini makul kullanan; hizmetten geri kalmayan ama bunu tasarruf ederek yapan, ekonomik tedbirlerini alan, kamunun malını doğru yöneten, denetimlerden başarıyla çıkan ve örnek olan bir yönetim modeli vardır.

Bu kesin hesabın içerisinde çalışanın emeğinin karşılığı, dezavantajlı grupların önceliği vardır. İnsanı merkeze alan bir yönetim anlayışı, kimsesiz bırakılmayan hemşerilerimize insan onuruna yakışır biçimde ulaştırılan sosyal yardımlar vardır.

Bu düşüncelerle sözlerimi bitirirken; kesin hesabın hazırlanmasında emeği geçen tüm birim çalışanlarına ve değerli başkanım sizlere teşekkür ediyorum."