Yavuz Ağıralioğlu, Yolüstü Belediye Başkan Adayı Tanıtım Programı'nda konuştu ve şu ifadeleri kullandı;
"Eski zamanlarda iktidarın kurmayları, Tayyip Bey de dâhil olmak üzere, “Ben çözerim, ben yaparım, ben derman olurum.” diyorlardı. Şimdi ise bu söylemi bıraktılar. Artık “Bu CHP yapamaz.” diyorlar. Yani “Ben yaparım.” diyen iktidar gitti, yerine “Muhalefet yapamaz.” diyen bir mazeret anlayışı geldi. Biz, mazeret iktidarına son vermek için geliyoruz.
Mazeret yok kardeşim. Seçim 2028’de yapılacak. 2028’e kadar 2–2,5 yılınız var. Elinizde her türlü kudret var; memleketin sorunlarını çözün. 2028’de seçim kazanacak olsanız ve o seçimin size vereceği yetki 5 yıl olacaksa, bunun 2 yılı zaten şimdiden elinizde. Şimdi çözemiyorsanız, 2028’de “çözeceğiz” iddianıza kimse inanmayacak. Biz varız.
Muhalefet kurulana kadar şöyle diyorlardı: “Bu muhalefete oy verilmez. Bunlara din, diyanet, vatan, bayrak, cumhuriyet emanet edilmez. Bunlar milleti ve iktidarı bir arada tutamaz.” diye sürekli istihza ederlerdi. “Oy verecek adam mı var, oy verecek parti mi var?” diyerek seçmeni daraltırlardı. Şimdi oy verilecek bir aday var; evladınız, can evladınız oy verilecek kişidir. Üstelik artık onun bir partisi de var. Coşkuyla evladınıza sahip çıkabilirsiniz.
Yaşlarına baktığınızda, 20–25 yıl bu memleketi taşıyacak evlatlarınız var. Bu 20–25 yıl, bir hayır kapısının anahtarıdır. Memleket o kapıdan hizmet görecektir. Bizim yaş almış siyasetçilerimiz Tayyip Bey’i ve Devlet Bey’i kastediyorum yapacaklarını yaptılar. Kalanı alıp ayağa kaldıracağız. Sorun varsa çözüm olacağız. Dert varsa derman olacağız. Kavgaya, nizaya gerek yok. Bu bayrak yarışında siyasete kattığımız değeri önümüzdeki dönemde daha çok duyacaksınız.
Biz bu siyasete terbiye, nezaket, ahlak ve ilke kattık. Çünkü vatandaşın en çok kızdığı şey şu oldu: Mevcut iktidar; sevip de sövmediği, sövüp de yanına almadığı; kızıp da dost olmadığı, dost olup da kızmadığı; kırıp da kardeş demediği, kardeş deyip de kırmadığı; karşısına alıp da beraber olmadığı kimseyi ve hiçbir işi bırakmadı.
Siyaset ilkeyle yapılır. Bizimkilerin heves ettiği şey siyasetin tabiatında yoktur. Böyle bir anlayışı milletimize bulaştırıyorlar. Siyasetin tabiatında ilkesizlik yoktur. Dostuna dost dersin, ölçüye ölçü dersin, ilkeye ilke dersin; bir öyle bir böyle demezsin. Bizim bir öyle bir böyle diyen dostlarımız olmadı. Böyle insanlarla komşuluk etmedik, arkadaşlık yapmadık. Dün dost dediğine bugün düşman, düşman dediğine bugün dost diyen biriyle ne arkadaşlık edilir ne hısımlık kurulur ne de ortaklık yapılır.
Biz de diyoruz ki: “Bir öyle diyorsun, bir böyle diyorsun. Bir seviyorsun, bir sövüyorsun. Bir beraber oluyorsun, bir hasım oluyorsun. Seninle ne yola gidilir, ne ortak olunur, ne akraba olunur, ne de hısım olunur.” Ama bizim siyasetçilerimiz en son çocuklarımızın katiline bile temas ettiler. “Terörsüz Türkiye”ye elbette evet; fakat Apo ile hediyeleşmek nedir? “Terörsüz Türkiye”ye evet; ama Kandil’le oturup konuşmak ne demektir? Terörsüz Türkiye’ye herkes evet der; kim terörlü Türkiye ister?
Öcalan’a şiir yazmak ne demektir? Öcalan’dan halı almak ne demektir? Ona “kurucu önder” demek ne demektir? Sisi ile konuşmanız güzel; ama Togg hediye etmek ne demektir? Madem konuşuyorsunuz, neden bu sözler? Madem oturacaksınız, neden bu sert ifadeler? Birbirinize söylediğiniz sözlere bakıyorum; sonra dönüp bize kem söz ediyorsunuz. Ben buna şunu söylüyorum: Sizin birine kem söz etmenizin anlamı yok. Çünkü en çok sövdüklerinizle sonra kardeş oluyorsunuz. Bu da yarın bizimle kardeş olacağınızın alametidir.
Sizin sövmenizden de övmenizden de etkilenmiyorum. Çünkü sözleriniz birbiriyle tutarlı değil. Biz milletimize odaklandık ve bu gündemi geride bıraktık. Önümüzdeki dönemde Türk milleti seçimleri görecektir. Bu memleket çok partiler ve çok siyasetçiler gördü. Bu dernek 30 yıllık. Demirel’i gördünüz, Özal’ı gördünüz; belki Tansu Çiller’i, Mesut Yılmaz’ı gördünüz. Rahmetli Erbakan Hoca’yı, Alparslan Türkeş’i görenleriniz vardır.
Bu siyaset meydanında çok kudretli insanlar görüldü. Ben, AK Parti’nin 2002’de vadettikleriyle parti kurmak zorunda kaldım. Sayın Cumhurbaşkanı 2002’de burada ne söylediyse, ben bugün aynı şeyleri söylüyorum. Benim muhasebem şu: Eğer sizin 2002’de söylediklerinizi bugün ben söylemek zorunda kalıyorsam ve sizin çözmeniz gereken sorunları çözmek için arkadaşlarımla parti kuruyorsam, o hâlde siz ne yaptınız? 2002’de millete verdiğiniz sözlerin yükünü taşımak için parti kurduk.
Siyaset sorun çözmelidir, dertlere derman olmalıdır. Siyasi kavga bırakılmalıdır. Parti kavgasının kaybettireceği bir günü bile bu memleket kaldıramaz. Parti kavgasına değil; plana ve programa ihtiyacımız var. Enflasyonsuz, faizsiz bir ülkeye ihtiyacımız var. Üreten bir ülkeye, çocuklarımızın hayallerine kavuşacağı bir eğitim programına ihtiyacımız var. Sokaklarda güvenliğe, evlatlarımız için iyi eğitime, köylerimizin bakıma, emeklilerimizin desteğe ihtiyacı var.
Bu şartlarda siyasetin günlük lakırdısı memlekete kötülüktür. Biz umudun partisiyiz. Memlekete meşale olsun diye tertemiz bir kardeşimizi teveccühünüze arz ettik. Onu sever, destekler ve arkasında durursanız; o 20–25, hatta 30 yıl devlet ve millete hizmet edecektir. Sizin her telefonunuza enerjisiyle, gençliğiyle ve memleket sevgisiyle cevap verecek; dertlerinize derman olacaktır. Ona memleket kulvarında koşacağı bir yol açacaksınız. Gençlerin önüne koşacakları kulvarları koyarsanız, onlar da sizin evlatlarınızla birlikte daha güçlü yarınlara koşacaktır."