Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu Üyesi Yener Çalışkan şu ifadeleri kullandı;
"Yan yana geliyoruz ama yan yana gelişlerden örgütlü bir topluma evrilmeden bu işi çok da başaracağımız zihniyetinde değilim. Onun için toplumun hepsini örgütlememiz gerekiyor. Yan yana gelmemiz gerekiyor. Kayıtlı toplumla örgütlü toplum arasındaki farkı bizim kurgulamamız lazım. Yan yana geldik, mevcut iktidara karşı birlikte mücadele ediyoruz ama bunun yanında da Türkiye'de yeni siyasal konjonktürler ve yeni siyaset biçimleri oluşmaya başladı.
Artık şunu bilmemiz gerekiyor: Halkı, toplumu, vatandaşı siyasetin bir parçası yapmadığımız sürece biz bu işi kazanma şansımız çok zayıf. Onun için toplumu birlikte örgütleyeceğiz, birlikte siyasette siyaset yapacağız. Mahallelerde, sokaklarda, iş yerlerinde, fabrikalarda birlikte omuz omuza mücadele edeceğiz.
Ben bir sendikacıyım. 1986 yılında göreve başladım. 90'lı yıllarda Tüm Emek Sen Sendikası'nda bir görev aldım. Sayın vekilimiz de o dönem, 2000'li yılların başında, kendisi Tarım Orkam-Sen Genel Merkezi'nde MYK üyesiydi. Aynı dönemde biz Göçen Başkanımızla aynı konfederasyonun altında birlikte mücadele ettik. Onun için de çok mutluyum kendisiyle. Sağ olsun, buraya geldi.
Şimdi, ben hiçbir zaman kendime sendikacı demedim. 'Üyeleri adına söz kullanan insan' dedim. Çünkü Çetin Uygur abimiz bize şunu söylerdi: 'Sendikacılık bir meslek değildir. Gönüllülük esasına dayalı bir görevdir.' Onun için Türkiye'deki yeni siyaset tarzına uyacak şekilde de Türkiye'de yeniden sendikal profilin değişmesi gerekiyor. Sendikalarda 40-50 yıl görev yapıp orayı bir meslek haline getiren, orayı para kazanma kapısı olarak gören insanlar var. Babadan oğula devredilen bir sendikal süreç var. Biz bu anlamda kendimize de öz eleştiri yapmamız gerekiyor. Türkiye'de siyaset nasıl yeniden kurulurken, Türkiye'de yeniden sendikal bürokrasinin, sendika ağalığının, sendika baronluğunun bürokrasisinin de yıkılması gerekiyor.
Bugün toplum bu kadar sokaklardan kaçıyorsa, sokaklardan geri duruyorsa... 12 Eylül'den önceki bir 15-16 Haziranları düşünün. Çünkü o zaman örgütlü bir toplum vardı, örgütlü bir işçi sınıfı vardı, örgütlü bir kamu emekçisi sınıfı vardı. Onun için iktidarlara karşı da biz direnebiliyorduk. Ha bundan çok ileriye gitmeyeyim. Hani kendimi bir soldan tarif ettim ama SHP döneminde de sokaklardaydım, DSP döneminde de sokaklardaydım. Hatta DSP döneminde, DSP milletvekiliyle biz Kocaeli'de tartışmıştık. Şey demiştik, 'Kurt kuş, arı kovanı, MHP iktidar' diye bağırmıştık ve karşı karşıya gelmiştik. Onun için sendikaların bağımsız olması gerekiyor iş verenden.
Biz birlikte mücadele... Ben, işin aslında diktatörlük falan şeyleri geçti. Evet, ben de mevcut Cumhurbaşkanı'na 'diktatör' dediğim için yargılanmıştım. Hakimin karşısındayım, hakim 'Başbakana diktatör demişsin'. 'Evet' dedim, 'Türk Dil Kurumu'nda diktatörün karşılığı şu: Tüm siyasal yetkileri elinde bulunduran insana diktatör denir. Sizce değil mi yani?' Onu soruyorum yani. Cumhurbaşkanı, Başbakan değil mi, tüm siyasi yetkileri elinde bulundurmuş. Bugün o dönem bir kasa, yazar kasa iktidarı götürdü arkadaşlar. Çok net hatırlıyorum, yazar kasa iktidarı götürdü. Bugün bir insanın, Anayasa Mahkemesi'nin önünde başında silah sıkıyor ve toplumda hiçbir reaksiyon, çok az reaksiyon oluyor. Aslında yer yerinden oynaması gerekirken işte burada örgütlü toplumun şeyi çıkıyor.
Onun için biz buradan şimdi çıkacağız, buradan çıktığımız zaman buraya geldik, yan yana geldik, koltuklarda yan yana oturduk. Şekilsel olarak böyleyiz ama buradan çıktığımız zaman yan yanayı başka bir şekilde tarif edelim. Asıl işimiz bundan sonra başlıyor. Onun için yan yana gelmemiz gerekir. Sözün, yetkinin, kararın halkta olduğu, üretenlerin yönettiği bir dünya özlemiyle, bir Türkiye özlemiyle hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum."





