Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş şu ifadeleri kullandı;
"Aslında birkaç önemli konuyu konuşmak için böyle bir basın toplantısı yapmak istedik. Bunların başında da 2030 ve sonrasına yönelik hazırladığımız vizyon çalışması geliyor.
Eskişehir Sanayi Odası olarak bugüne kadar hazırladığımız vizyon raporlarının önemli bir bölümü, mevcut üretim yöntemleri ve büyük ölçüde değişmeyen dünya düzeni üzerine kuruluydu. Ancak artık dünya çok hızlı değişiyor. Biz de bu değişime nasıl uyum sağlayabileceğimizi, yeni dünya düzenini kendi üretim yapımıza nasıl adapte edebileceğimizi ele almak istedik. 2030 ve sonrasını birlikte değerlendirelim, konuşalım ve bu konuda bir istişare ortamı oluşturalım dedik.
Buna neden ihtiyaç duyduk? Çünkü kentte gerçekten çok fazla kayıkçı kavgası var. Çok yoğun bir siyaset gündeminin içindeyiz. Fakat bu gündemin içinde dünyayı, ekonomiyi ve teknolojiyi kaçırıyoruz. Hatta zaman zaman hayatı bile ıskalıyoruz. Günlük kaygılar ve sorunlar hayatımızda o kadar fazla yer kaplıyor ki geleceğe dönüp bakmaya yeterince zaman ayıramıyoruz. Biz de geleceğe ilişkin kapsamlı bir çalışma yapmayı hem ihtiyaç hem de sorumluluk olarak gördük. En azından bu konuda bir farkındalık oluşturalım istedik.
Sanayi ve üretim Eskişehir açısından gerçekten çok kıymetli. Bunu pandemi döneminde çok açık bir şekilde gördük. Bütün kentin durduğu günleri hatırlayın. Turizm durmuştu, üniversiteler kapalıydı, öğrenciler şehirde değildi, esnafın önemli bir bölümü kepenk indirmişti. Şehirde hayat büyük ölçüde durmuştu. Ama fabrikalar çalışmaya devam etti.
İşçilerimiz, beyaz yakalılarımız, mavi yakalılarımız ve sanayinin içinde yer alan insanlar o iki yıllık dönemde üretimi sürdürdü. Fabrikalar çalıştı ve hayat devam etti. Sanayi o dönemde Eskişehir'e hem ekonomik anlamda güç verdi hem de kentin ayakta kalmasına önemli katkı sağladı. Bu nedenle sanayinin kent açısından yerini ayrı bir noktada değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.
Öncelikle Eskişehir'in yarınlarına birlikte bakmamız gerekiyor. Sanayileşmenin neden bu kadar önemli olduğunu Vizyon 2030 çalışmamız kapsamında biraz sonra daha ayrıntılı aktaracağım.
Eskişehir, bir asrı aşan üretim kültürüyle Türkiye'nin kalkınma yolculuğuna güç veren öncü sanayi şehirlerinden biri. Bugün kentimizde 1.800'ü aşkın üretici firma faaliyet gösteriyor. Sanayimizin cirosu 10 milyar dolara, ihracatı ise 4,8 milyar dolara ulaşmış durumda. Eskişehir aynı zamanda dış ticaret fazlası veren güçlü üretim merkezleri arasında yer alıyor.
Sanayinin şehrimizin gayrisafi yurt içi hasılasındaki payı 1990 yılında yüzde 28 seviyesindeyken bugün yüzde 44'e yükselmiş durumda. Türkiye imalat sanayi üretiminin yaklaşık yüzde 2'si Eskişehir'de gerçekleştiriliyor. Sanayimiz 100 bini aşkın kişiye doğrudan istihdam sağlıyor. Eskişehir'de her üç aileden biri geçimini üretimden kazanıyor.
Üstelik meseleyi yalnızca fabrikalarda çalışan 100 bin kişi üzerinden değerlendirmemek gerekiyor. Sanayinin servis hizmetlerinden yemek sektörüne, yan sanayiden kırtasiyeye kadar uzanan çok geniş bir ekonomik ekosistemi bulunuyor. Dolayısıyla fabrikalarda dönen her çark yalnızca üretim anlamına gelmiyor; aynı zamanda bir ailenin geçimi, bir gencin işi ve şehrin ekonomik geleceği anlamına geliyor.
Eskişehir ihracatının yüzde 30'unu orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünler oluşturuyor. Kilogram başına 1,95 dolarlık ihracat değerimizle Türkiye ortalamasının yüzde 25 üzerindeyiz. Kişi başına düşen 4 bin 900 dolarlık ihracatımız ise Türkiye ortalamasından yüzde 40 daha yüksek.
Eskişehir uçak, helikopter, insansız hava aracı, lokomotif, kamyon ve gemi motoru üretebilen, Türkiye'nin önemli motor üretim merkezlerinden biri. Bunun yanında kentimizde Bakanlık onaylı 24 Ar-Ge ve Tasarım Merkezi bulunuyor.
Türkiye'nin en büyük ikinci organize sanayi bölgesine sahibiz. Küçük ve orta ölçekli sanayi sitelerimiz de Eskişehir ekonomisinin önemli damarlarını oluşturuyor. Dolayısıyla kentte çok ciddi ve birbirini besleyen bir üretim ekosistemi var.
İstanbul Sanayi Odası'nın İlk 500 listesinde Eskişehir'den 19 firma bulunuyor. Türkiye İhracatçılar Meclisinin İlk 1000 İhracatçı listesinde ise 13 firmamız yer alıyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği verilerine göre kayıtlı yaklaşık 4 bin ürünün 176'sında Türkiye'nin en yüksek üretim kapasitesine sahip şehir Eskişehir.
4 farklı yerleşkede faaliyet gösteren Teknoloji Geliştirme Bölgesinde 150'ye yakın işletmemiz bulunuyor. Bu işletmelerde de 1.000'in üzerinde araştırmacı çalışıyor.
Bütün bu üretim kapasitesine rağmen sanayimiz kent yüz ölçümünün yalnızca yüzde 0,4'lük bölümünde faaliyet gösteriyor. OECD ülkelerinde sanayi alanlarının toplam yüz ölçümüne oranı yaklaşık yüzde 3 seviyesinde. Almanya'da bu oran yüzde 4'lere kadar çıkıyor. Gelişmiş ülkelerin önemli bölümünde yüzde 2,5 ile yüzde 4 arasında değişiyor.
Eskişehir'de ise yüzde 0,4 seviyesindeyiz. Türkiye genelinde oran yaklaşık yüzde 0,8. Bursa'da da yaklaşık yüzde 0,8 seviyesinde. Buna karşılık Almanya ve bazı OECD ülkelerinde yüzde 3,5-4 seviyelerini görüyoruz. Dolayısıyla Eskişehir'in üretim potansiyelinin mevcut sanayi alanlarının çok üzerinde olduğunu açık biçimde söyleyebiliriz.
Bir şehrin geleceği, üretim kapasitesiyle doğrudan bağlantılı. Son 200 yıllık sanayi ve endüstri tarihine baktığımızda bunu açık biçimde görüyoruz. Ancak yapılan çalışmaların ve ortaya konulan hedeflerin topluma ulaşabilmesi için bunları anlatacak güçlü kalemlere de ihtiyaç var. Çünkü ancak o zaman ortaya konulan hedefler ortak bir iradeye dönüşebiliyor.
Burada sizlere anlatmaya çalıştığımız da tam olarak bu. Sizler üretimin sesini topluma ulaştıran, şehrin heyecanını kamuoyuyla buluşturan ve ortak hedeflerimizin geleceğe taşınmasında önemli sorumluluk üstlenen yol arkadaşlarımızsınız.
Bu nedenle Vizyon 2030 çalışmasını ilk olarak sizlerle paylaşmak istedik. Eskişehir'in geleceğine ilişkin heyecanımızı, hedeflerimizi ve ortak hayallerimizi sizin aracılığınızla bütün şehre ulaştırmayı önemsiyoruz.
Vizyon 2030'un ayrıntılarına geçmeden önce ise sanayi sektörünün bugünkü durumuna ilişkin genel bir değerlendirme yapmak istiyorum.
Çarklar gerçekten dönüyor ancak her geçen gün üzerimizdeki yük biraz daha ağırlaşıyor. Eskişehirli sanayicilerimizin büyük bölümünü yakından tanıyorum. Hepsi ülkesini seven, çalışkan ve üretme konusunda son derece kararlı insanlar. Türkiye'nin içinde bulunduğu jeopolitik şartları da ekonomik gelişmeleri de yakından takip ediyorlar. Hatta çoğu zaman ekonomiyi birçok ekonomistten daha yakından takip ettiklerini söyleyebilirim.
Hepimizin bildiği gibi enflasyon, ülkemizin en önemli sorunlarından biri. Enflasyonla topyekûn mücadelede biz de yüksek bir motivasyona sahibiz. Bunu aynı zamanda önemli bir vatandaşlık görevi olarak görüyoruz. Ancak enflasyonla mücadelede en ağır yüklerden birini de sanayicimiz taşıyor.
Üretici, artan maliyetleri fiyatlarına tam olarak yansıtamıyor. Yüksek faizle finansman sağlamak zorunda kalıyor. Bir taraftan da kur baskısı altında ihracat pazarlarını korumaya çalışıyor. Temmuz 2026 itibarıyla sanayi sektörümüzün ürettiği temel mallardaki enflasyon yüzde 16,8 seviyesinde. Bunlar TÜİK'in verileri. Aynı dönemde gıda enflasyonu yüzde 37, hizmetler enflasyonu ise yüzde 40 düzeyinde. Dolayısıyla sanayi sektörü yıllardır taşın altına elini koyuyor.
Enerji, finansman, iş gücü ve ham madde maliyetleri artmasına rağmen üretimden, istihdamdan, yatırımdan ve ihracattan vazgeçmiyoruz. Enflasyonla mücadelede de her zaman devletimizin yanındayız.
Ancak sanayiciler için enflasyonla mücadelede uygulanacak paketin ve reçetenin farklılaştırılması gerektiğini düşünüyoruz. Sanayicilerimiz üretimden, gençlerimiz de sanayiden uzaklaşmamalı. Üretimin yarattığı değer ekonomik dolaşıma girdikten sonra yeniden üretime dönmeli. Ülkemizin oluşturduğu ekonomik değer, finansal kurumlar aracılığıyla tekrar üretime kazandırılmalı.
Çünkü sanayicilerimiz bütün zorluklara rağmen fabrikalarını çalıştırıyor, çalışanlarına sahip çıkıyor ve ülkeye döviz kazandırmaya devam ediyor.
Biz rekabetçiliğimizi kaybetmek istemiyoruz. Aynı zamanda sahip olduğumuz gücün de farkındayız. Bugün Hindistan'dan Macaristan'a, Kuzey Yarım Küre'den Güney Yarım Küre'ye kadar baktığımızda bu geniş coğrafyanın en yeni ve en güçlü sanayi altyapılarından biri Türkiye'de bulunuyor. Yeni fabrikalarımız, modern makinelerimiz ve yetişmiş insan kaynağımız var.
Bulunduğumuz coğrafyanın zorluklarını ve jeopolitik şartlarını biliyoruz. Buna rağmen yıllardır gece gündüz çalışarak dünyanın dört bir yanına ürün satabilecek bir sanayi altyapısı oluşturduk. Bu noktaya kolay gelmedik. Çok çalıştık. Bundan sonra da sanayisizleşmek ve yıllar içinde kazandığımız rekabet gücünü kaybetmek istemiyoruz.
Eskişehir Sanayi Odası olarak yaklaşık iki haftadır sanayicilerimizle komite toplantıları gerçekleştiriyoruz. Geçtiğimiz günlerde bu toplantılardan birinde bir sanayici arkadaşımızın söyledikleri hepimizi duygulandırdı:
"2026 ve 2027 kâr yılı değil, ar yılıdır. Biz kârdan vazgeçtik. Yeter ki yıllarca verdiğimiz emekler heba olmasın. Ödemelerimizi düzgün yapalım, küçülmeyelim. Çalışanlarımızla birlikte büyük bir aile olduk. Mevcut durumumuzu sağlıklı bir şekilde koruyalım."
Son derece samimi bir ifadeydi. Sanayici arkadaşlarımız adına gerçekten gurur duydum. Çünkü bugün sanayicilerimizin önemli bir bölümü aynı motivasyonla hareket ediyor. Öncelikleri yalnızca kâr etmek değil; fabrikalarını, çalışanlarını ve yıllardır oluşturdukları üretim yapılarını koruyabilmek.
Her altı ayda bir sanayicilerimizle anketler yaparak sorun alanlarını tespit ediyoruz. Sonuçları da bir dosya hâlinde hazırladık ve sizlerle paylaşacağız. Sizlerin de bu konuları yakından takip ettiğinizi ve sanayicinin yaşadığı sorunlara hâkim olduğunuzu biliyorum.
Üreticimiz bugün yüksek faiz, enflasyon, finansmana erişim ve öngörülebilirlik sorunlarıyla mücadele ederken bir taraftan da dünyada ortaya çıkan yeni rekabet düzeniyle karşı karşıya.
Dünya gerçekten değişiyor. Avrupa Birliği'nin üçüncü ülkelerle yaptığı yeni serbest ticaret anlaşmaları, özellikle Hindistan'ın bu süreçte öne çıkması ve "Made in Europe" yaklaşımı Türkiye'yi giderek daha dezavantajlı bir konuma taşıyor.
Çin başta olmak üzere farklı ülkelerin ve Kuzey Afrika'daki üretim merkezlerinin sahip olduğu maliyet avantajları, Avrupa ve Orta Doğu'daki pazarlarımız üzerindeki baskıyı artırıyor. Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye yönelik genel yaklaşımındaki belirsizlik de yatırım ve ticaret kararlarını olumsuz etkiliyor.
Bunun yanında Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, Dijital Ürün Pasaportu ve Sürdürülebilirlik Raporlaması gibi yeni kurallar hayatımıza giriyor. Bu alanlara uyum sağlamakta kaybettiğimiz her gün, ihracatçımızın rekabet gücünden eksiliyor. Kendi sektörlerimizin teknolojik dönüşüm konusunda zaman zaman gösterdiği yavaşlık da karşı karşıya olduğumuz riskleri büyütüyor.
Eskişehir Sanayi Odası olarak yalnızca sorunları dile getiren değil, çözümün parçası olan bir kurum olmaya çalışıyoruz. Son sekiz yılda gerek devletimizin gerekse Avrupa Birliği ve uluslararası fonların desteğiyle çok sayıda önemli projeyi hayata geçirdik. Eskişehir Sanayi Odası son yıllarda adeta bir proje fabrikasına dönüştü.
Model Fabrikamızla dijital ve verimli üretim anlayışını kurumsallaştırmaya çalışıyoruz. Eskişehir sanayisinin dijital olgunluk seviyesini düzenli olarak ölçüyoruz ve kentimiz bu alanda Türkiye ortalamasının oldukça üzerinde seyrediyor. Kamu kurumlarımız ve bakanlıklarımızla da tam bir iş birliği içinde hareket ediyoruz.
Yeşil Sanayi Birimimiz aracılığıyla karbon yönetimi ve yeşil dönüşüm alanlarına yatırım yapıyoruz. Firmalarımızı Avrupa Yeşil Mutabakatı'na hazırlıyor, aynı zamanda farklı şehirlere danışmanlık sağlayarak bu alanda öncülük ediyoruz.
Avrupa İşletmeler Ağı ve İhracat Destek Merkezimiz aracılığıyla yeni pazarları araştırıyor, firmalarımızın alternatif pazarlara ulaşabilmesi için çalışıyoruz. ESO Akademi ile geleceğin ihtiyaç duyacağı yetkinlikleri firmalarımızın beyaz ve mavi yakalı çalışanlarına kazandırıyoruz. Aynı zamanda yeşil dönüşüm sürecinde görev üstlenecek yeni nesil çalışanların ve liderlerin yetişmesi için çalışmalar yürütüyoruz.
Meslek liseleri, mesleki eğitim merkezleri ve hamisi olduğumuz Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Odunpazarı Mesleki Eğitim Merkezi ile gençlerimizi sanayiye kazandırmaya çalışıyoruz. Bu konuda İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz ve ilgili bakanlıklarla iş birliği içinde hareket ediyoruz.
Artık Eskişehir'in klasik bir sanayi şehri olmanın ötesine geçerek küresel bir teknoloji merkezine dönüşmesi gerekiyor. Vizyon 2030 ve sonrasına ilişkin yeni yaklaşımımızın temelinde de bu düşünce bulunuyor.
Bugüne kadar oluşturduğumuz altyapının üzerine yeni nesil projeler koymak istiyoruz. Bunları devletimizin, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve sanayicilerimizin desteğiyle Eskişehir'de hayata geçirmek istiyoruz.
Vizyon 2030 yalnızca Eskişehir Sanayi Odasının vizyonu olarak kalmamalı. Asıl istediğimiz, kentin bütün kurumlarının aynı hedef doğrultusunda hareket edebilmesi. Eğer Eskişehir için doğru bir iş yapılacaksa bunu hep birlikte yapalım.
Bu nedenle ortaya koyduğumuz projelerin önemli bir bölümünü kullanmak veya geliştirmek isteyen bütün kurumlarla iş birliğine açığız. Geçmişte projeler hazırlanır, son ana kadar saklanır ve "Bu benim projem" anlayışı öne çıkardı. Biz artık böyle düşünmüyoruz. Eskişehir Sanayi Odası olarak projelerimizi açık kaynaklı bir anlayışla ortaya koyuyoruz.
Kimin yaptığı önemli değil. Önemli olan doğru işin yapılması. Hepimiz aynı hedefe, aynı yönde ilerleyelim. Böylece enerjimizi gereksiz tartışmalarla kaybetmeyelim ve sahip olduğumuz kapasiteyi mümkün olan en yüksek verimlilikle kullanalım. Bizim temel yaklaşımımız bu.
En büyük hayalimiz, Eskişehir'i teknoloji üreten ve kentin tamamını tek bir kampüs gibi değerlendiren büyük bir teknokente dönüştürmek.
Hedefimiz, Eskişehir'in mevcut üretim gücünü koruyarak klasik sanayi şehri modelinden çıkması; teknoloji geliştiren, bilgiyi ürüne dönüştüren, nitelikli insan kaynağını şehirde tutabilen, küresel tedarik zincirlerindeki konumunu güçlendiren ve sahip olduğu yaşam kalitesiyle hem yatırımcıları hem de yetenekli insanları kendisine çeken uzmanlaşmış bir teknoloji ve sanayi merkezine dönüşmesi.
Eskişehir Sanayisi Vizyon 2030 kapsamında İleri Teknoloji ve İnovasyon Vadisi, Eskişehir Şehir Fonu, Akıllı Fabrika Uygulama Merkezleri, Ortak Karbon Yönetim Merkezi ve Endüstriyel Veri Merkezi gibi projeleri devletimizin desteğiyle hayata geçirmek istiyoruz.
Aslında Vizyon 2030'un temelleri bir anda ortaya çıkmadı. Hatırlarsanız daha önce üniversitelerimiz ve Valiliğimizle birlikte Eskişehir'in geleceğinin konuşulduğu bir sempozyum düzenlemiştik. Orada temel sorumuz şuydu: Bu kentin geleceğini oluştururken elimizde hangi araçlar bulunmalı?
Bugün konuştuğumuz başlıkların bir bölümü o gün de gündeme gelmişti. Örneğin Eskişehir için bir şehir fonu oluşturulması fikrini o toplantılarda dile getirmiştik. Daha sonra bu düşüncenin farklı platformlarda da konuşulmaya başladığını gördük. Bir fikrin başkaları tarafından benimsenmesi bizi rahatsız etmiyor. Tam tersine, bunun son derece önemli ve kıymetli olduğunu düşünüyoruz.
Çünkü önemli olan fikrin kime ait olduğu değil, Eskişehir'e ne kazandırdığıdır.
Vizyon 2030'un başarıya ulaşabilmesi için kamu kurumlarından yerel yönetimlere, üniversitelerden sanayi kuruluşlarına ve sivil topluma kadar bu vizyonun parçası olan bütün kurumların aynı hedef etrafında bir araya gelmesi gerekiyor. Eskişehir'in geleceğini ancak aynı yönde hareket eden, birbirinin enerjisini tüketmek yerine birbirini tamamlayan bir anlayışla oluşturabiliriz.
Eskişehir'in veri merkezlerinin merkezi olmasını istiyoruz. Gençlerimiz hayallerini gerçekleştirmek için yurt dışına gitmek zorunda kalmasın. Tam tersine Eskişehir'e gelsinler, burada yaşasınlar, şirketlerini burada kursunlar. Türkiye'nin dört bir yanındaki şirketler için Ar-Ge yapan, teknoloji geliştiren yapılar Eskişehir'de oluşsun ve geleceğin teknolojileri bu şehirde geliştirilsin istiyoruz.
Bu vizyonun temel taşlarından biri de URAYSİM. URAYSİM ile ilgili güzel gelişmeler var. Bu ve benzeri mükemmeliyet merkezlerinin tamamlanmasıyla Eskişehir'in raylı sistem araçlarının test, doğrulama ve sertifikasyonunun yapıldığı, aynı zamanda yeni teknolojilerin geliştirildiği uluslararası bir mühendislik merkezine dönüşmesini hedefliyoruz. URAYSİM, Türkiye'yi raylı sistem teknolojilerinde söz sahibi ülkeler arasına taşıyabilecek en önemli yapılardan biri.
Sanayi sektörü bugün karşı karşıya olduğu birçok zorluğa rağmen üretmekten vazgeçmiyor. Ülkemiz açısından önemli bir kaldıraç görevi üstleniyor. Ancak doğal olarak sanayicimizin ihtiyaçları ve devletimizden beklentileri de var.
En önemli taleplerimizden biri; üreten, istihdam sağlayan, ihracat yapan ve teknolojik dönüşüme yatırım gerçekleştiren sanayi kuruluşlarına öncelikli ve uygun maliyetli finansman sağlanmasıdır.
Yatırım, Ar-Ge, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm harcamalarında uzun vadeli desteklerin sunulmasını istiyoruz. Şirketlerin nakit akışını rahatlatacak, faturaya dayalı düşük faizli satın alma kredilerinin geliştirilmesini ve öngörülebilir teşvik mekanizmalarının uygulanmasını bekliyoruz.
Sektörlerimizin yeni küresel rekabet koşullarına göre yeniden yapılandırılması gerekiyor. İşletmelerimizin ölçek sorunlarını ortadan kaldırabilecek birleşme, iş birliği ve yeni nesil yatırım modellerinin desteklenmesini talep ediyoruz. Bunları yalnızca burada değil, bulunduğumuz her platformda dile getiriyoruz.
İhracatın düşük maliyetli Merkez Bankası reeskont kredileriyle daha güçlü biçimde finanse edilmesini de istiyoruz. Çünkü sanayi sektörünün ürettiği temel mallardaki enflasyon yüzde 16,8 seviyesinde. En azından ihracatımızın üçte birine karşılık gelecek büyüklükte bir finansman imkânının sanayiciye kullandırılmasını talep ediyoruz.
İhracattan elde ettiğimiz dövizin bozdurulması sırasında sağlanacak ek primler ve destekler de ihracatçıyı cesaretlendirecektir. Üstelik bu desteklerin mutlaka doğrudan nakit şeklinde verilmesi gerekmiyor. Düşük faizli finansman veya daha yüksek teşvik oranları gibi farklı yöntemler de uygulanabilir.
Ekonomi politikalarında sanayiciye özel olarak hazırlanmış, genel para politikalarından farklılaşan bir program uygulanmasını da talep ediyoruz. Bunun yanında ekonominin bütün kesimlerini kapsayacak şekilde kayıt dışılıkla kararlı bir mücadele yürütülmesini istiyoruz.
Eskişehir özelinde ise başta Gemlik Limanı olmak üzere güçlü demir yolu ve kara yolu bağlantılarının kurulmasını bekliyoruz. Uygun fiyatlı ve uzun dönemli kiralama sistemine dayanan yeni sanayi alanlarının oluşturulması gerekiyor. Çevre yolu ve düzenli uçuş bağlantılarının hayata geçirilmesini, konut ve kira maliyetlerinin de çalışanlarımız açısından daha ulaşılabilir seviyelere çekilmesini istiyoruz.
Buraya kadar anlattıklarım benim oturup tek başıma hazırladığım başlıklar değil. Son 10-15 gündür gerçekleştirdiğimiz komite toplantılarında, daha önce yaptığımız anketlerde ve saha ziyaretlerinde doğrudan sanayicilerimizin dile getirdiği talepler bunlar. Biz bunları topladık, komitelerimizden çıkan sonuçlarla bir araya getirdik ve sizlere aktarıyoruz. Sizlerden de sanayicinin sesini ve taleplerini kamuoyuna ulaştırmanızı bekliyoruz.
Ancak buraya kadar konuştuklarımız daha çok bugünün ve geçmişten gelen sorunların bir özeti. Bir de geleceğe ilişkin bölüm var. Aslında hepimizi daha fazla ilgilendiren taraf da burası. Çünkü hepimiz aynı kentte yaşıyoruz, aynı kentin insanlarıyız ve Eskişehir'in refahı için çalışıyoruz. Hepimiz bu şehirde huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşamak istiyoruz.
Eskişehir ile ilgili büyük bir hayalimiz var.
Bu kentin köklü üretim mirasını teknoloji, sürdürülebilirlik ve nitelikli insan kaynağıyla geleceğe taşımak istiyoruz. Gökyüzünden raylı sistemlere, ileri malzemelerden akıllı fabrikalara kadar sahip olduğumuz üretim gücüyle Eskişehir'in dünyaya teknoloji ihraç eden bir şehir hâline gelmesini hedefliyoruz.
Vizyon 2030'u oluştururken Eskişehir'in geçmişten gelen üretim kültürünü geleceğin dünyasıyla buluşturacak 10 stratejik eksen belirledik. Bu eksenlerin her biri kentin emeğinden, hayallerinden ve geleceğine duyduğu inançtan beslenen ortak bir yolculuğun adımlarını oluşturuyor.
Ancak bu eksenleri değerlendirirken konuyu sanayi ve üretim perspektifinden ele almak gerekiyor. Çünkü burada anlattığımız dönüşüm yalnızca fabrikaların dönüşümü değil.
Eğer bir sanayi ve üretim kentiysek sanayinin de sanayicinin de değişmesi gerekiyor. Beyaz yakalının da mavi yakalının da yeni dünyaya uyum sağlaması gerekiyor. Hatta kentin bütün bileşenlerinin bu değişimin bir parçası olması gerekiyor. Eskişehir'in kendi içinde güçlü ve birbirini besleyen bir ekosisteme dönüşmesi şart. Çünkü bugün dünyada başarılı şehirler bunu yapıyor.
Bugün kentsel dönüşümü konuştuğumuzda çoğunlukla belirli sayıdaki binanın yıkılıp yerine yenilerinin yapılmasını anlıyoruz. Oysa teknoloji dönüşümü bundan çok daha kapsamlı. Bilgiyi, üretimi ve teknolojiyi dönüştürmek artık yalnızca fabrikadaki makineleri yenilemekle mümkün değil. Çünkü bilgi çağındayız.
Artık asıl mesele bilgiyi dönüştürebilmek ve onu ekonomik değere çevirebilmek. Bunun için de güçlü bir entelektüel sermayeye ihtiyaç var.
Eskişehir Sanayi Odası olarak yalnızca makineleri veya mekanik üretim süreçlerini konuşmak istemiyoruz. Kentin bütün bileşenlerini bu dönüşümün içine almak istiyoruz.
Bu doğrultuda Eskişehir'de bir Teknoloji Dönüşüm Platformu oluşturmayı hedefliyoruz.
Bugün çevre yolu problemimiz var. Bunun önümüzdeki yıllarda çözülmesi mümkün. Demir yolu altyapısında sorunlarımız var, bunların da çözülmesini bekliyoruz. Kentin farklı noktalarındaki fiziki ihtiyaçlarımızı konuşuyoruz. Düzenli uçuş istiyoruz, ulaşım bağlantılarımızın güçlenmesini istiyoruz. Bunların tamamı son derece önemli ve büyük ihtimalle zaman içinde çözülecek.
Fakat insanı dönüştüremezsek, bilgiyi dönüştüremezsek ve teknolojik dönüşümü gerçekleştiremezsek dünyanın çok gerisinde kalırız. Hatta Türkiye'nin kendi içindeki rekabette bile geriye düşebiliriz.
Türkiye'de bazı şehirler bu dönüşümü gerçekleştirerek hızla öne çıkacak. Eğer biz yalnızca çevre yolu, ulaşım veya günlük şehir sorunlarını konuşmaya devam eder ve asıl teknolojik dönüşümü kaçırırsak Eskişehir olarak büyük bir fırsatı kaybederiz.
Sanayiciler olarak anlatmaya çalıştığımız mesele tam olarak bu. Biz bugünün sorunlarının ötesine bakmak zorundayız.
Bugünlerde Elon Musk ile Daron Acemoğlu arasında teknoloji, yapay zekâ ve geleceğin ekonomik düzeni üzerine yürüyen tartışmaları takip ediyorsunuz. Bu tartışmalara yalnızca küresel ölçekte bakmayın. Bir de Eskişehir ölçeğinde düşünün. Önümüzde öyle bir dönem geliyor ki yalnızca sermaye sahibi olmak tek başına yeterli olmayacak. Bilgiyi, teknolojiyi ve insan kaynağını dönüştüremeyen yapılar sahip oldukları maddi imkânlara rağmen geride kalabilecek.
Bu nedenle bu dönüşümü anlatırken sizlere de çok ihtiyacımız var. Bu meselelerin kamuoyuna doğru şekilde aktarılması gerekiyor. Biz sanayiciyiz, üretim yapıyoruz. Sizin kaleminiz ve topluma ulaşma gücünüz ise bizden çok daha kuvvetli.
Oluşturmayı planladığımız Teknoloji Dönüşüm Platformu'nun içerisinde basının da yer almasını istiyoruz. Çünkü bu dönüşüm yalnızca sanayicinin meselesi değil. Hepimizin bu sürecin bir parçası olması gerekiyor.
Yeni dönemde Eskişehir Sanayi Odası bünyesindeki sektörel çözüm masalarını da çok daha etkin kullanacağız.
Eskişehir'de ortak prototipleme ve test merkezleri konusunda önemli bir altyapı bulunuyor. Ancak üniversite, sanayi ve teknoloji arasında gerçek anlamda çalışan bir ekosistem kuruluncaya kadar bu konunun üzerine gitmeye devam edeceğiz.
Eskişehir Sanayi Odası olarak bunu yalnızca bugünkü sanayici için yapmıyoruz. Gençlerimiz için, çocuklarımız için ve gelecekte bu şehirde çalışacak, üretecek, araştırma yapacak insanlar için yapıyoruz.
Eskişehir'de güçlü bir teknoloji ve bilgi ekosistemi oluşturmak istiyoruz. Bunun için şartları zorlayacağız, kurumları bir araya getireceğiz ve bu konunun sürekli takipçisi olacağız.
Üniversite-sanayi çözüm sprintleri oluşturacağız. Uygulamalı araştırma kampüsleri üzerinde çalışacağız. Sanayi odaklı tez ve araştırma programları geliştirmeye başlayacağız.
Bunları ilk duyduğunuzda bazı başlıklar soyut gelebilir. "Bunlar ne işe yarayacak, bize ne anlatılıyor?" diye düşünülebilir. Fakat dünyada teknoloji ve üretim artık tam olarak bu eksende ilerliyor.
Sadece bir makinenin başında aynı ürünü daha fazla üretmek artık yeterli değil. Çünkü onu dünyanın başka bir ülkesindeki üretici de yapabiliyor. Çin de yapıyor, Hindistan da yapıyor, başka ülkeler de yapıyor.
Eskişehir'in fark yaratabilmesi için bilgiyi teknolojiye, teknolojiyi ürüne, ürünü de küresel değere dönüştürmesi gerekiyor.
Vizyon 2030'un ikinci stratejik ekseni ise nitelikli insan kaynağı.
Burada yeni nesil mesleki eğitim anlayışını konuşmamız gerekiyor. ESO Akademi'yi de bu doğrultuda değiştirecek ve dönüştüreceğiz. Çünkü yeni nesil meslekler artık hayatımızın içinde. Dünya değişiyor, teknoloji değişiyor ve buna bağlı olarak çalışma hayatı da hızla dönüşüyor.
Bugün alışık olduğumuz klasik eğitim ve çalışma modellerinin önemli bir bölümü önümüzdeki yıllarda yapay zekânın etkisi altında yeniden şekillenecek. Basın sektörü de sanayi de hizmet sektörü de bundan bağımsız değil. Bazı meslekler dönüşecek, bazı işlerin yapılma biçimi tamamen değişecek ve yeni meslekler ortaya çıkacak.
Bu nedenle çocuklarımızı ve gençlerimizi bugünün mesleklerine değil, geleceğin çalışma hayatına hazırlamamız gerekiyor. Aynı şekilde mevcut mavi yakalı ve beyaz yakalı çalışanlarımızı da bu dönüşümün dışında bırakamayız.
Eskişehir'in üretim gücünü geleceğe taşıyacaksak insan kaynağımızı, bilgimizi ve teknolojimizi aynı anda dönüştürmek zorundayız.
Elbette fiziki eğitim modelleri olacak. Ancak bizim asıl bakmamız gereken, bu eğitim modellerini nasıl daha pratik hâle getirebileceğimiz, nasıl güncelleyebileceğimiz ve sektörlerin değişen taleplerine daha hızlı cevap verecek bir yapıya nasıl kavuşturabileceğimiz. Önümüzdeki dönemde bu konulara yoğunlaşacağız.
Mikro uzmanlık akademileri oluşturmayı planlıyoruz. Bunu yaparken Eskişehir'in sahip olduğu güçlü kaynaklardan yararlanacağız. Kentimizde üç güçlü üniversite var. Üniversitelerimizin sahip olduğu akademik birikimle farklı uzmanlık alanlarında yeni akademiler ve eğitim modelleri geliştirilebilir.
Mobil Sanayi Akademimizi de dönüştürmek istiyoruz. Bilginin insanlara sürekli ulaşabildiği, günün her saatinde erişilebilir bir yapıya kavuşturmayı hedefliyoruz. Bunun yanında kadınlar ve gençler için dijital beceri merkezleri oluşturacağız.
Bunlar yalnızca parayla yapılabilecek işler değil. Bunlar akılla, bilgiyle, doğru organizasyonla ve güçlü bir vizyonla yapılabilecek işler. Parayla yapılabilecek yatırımları zaten sermayesi olan herkes gerçekleştirebilir. Ben burada başka bir şeyden, bir idealden söz ediyorum.
Bu dönüşümü gerçekleştiremediğimiz sürece ne kadar zengin olduğumuzun bir anlamı kalmayacak. İster onlarca eviniz, ister onlarca fabrikanız olsun. Eğer bilgiyi ve teknolojiyi dönüştüremiyorsanız geleceğin dünyasında bunların tek başına yeterli olması mümkün değil.
Sanayide genç yetenek programları da oluşturacağız. Çünkü bugün gençlerin sanayiye ilgisinin azaldığını görüyoruz. Gençler sanayiden uzak durmaya çalışıyor, daha çok hizmet sektörüne yöneliyor. Biz sanayiyi gençlerin çalışmak isteyeceği, kendisini geliştirebileceği ve geleceğini kurabileceği bir alan hâline getirmek zorundayız.
Eskişehir'de bir Teknoloji Yaşam Merkezi oluşturulması konusunda da çalışmalarımız var. Burada özellikle altını çizmek istiyorum. Biz yalnızca bir teknoparktan söz etmiyoruz. Teknolojinin üretildiği, öğrenildiği, geliştirildiği ve günlük yaşamın bir parçası hâline geldiği gerçek bir teknoloji yaşam merkezi oluşturmak istiyoruz.
Vizyon 2030'un üçüncü stratejik ekseni akıllı, verimli ve dijital üretim.
Artık klasik üretim yöntemlerinin ötesine geçmemiz gerekiyor. Üstelik üretim dediğimiz kavram yalnızca fabrikaları ilgilendirmiyor. Basın da kendi alanında bir üretim gerçekleştiriyor. Dolayısıyla dijital dönüşüm hayatın ve ekonominin hemen her alanını ilgilendiriyor.
Eskişehir'de hâlihazırda faaliyet gösteren Model Fabrikamızı daha akıllı ve daha dijital bir yapıya dönüştüreceğiz. KOBİ Dijital Dönüşüm ve Verimlilik Birimimiz aracılığıyla sunduğumuz hizmetleri artıracağız. Yapay zekâ destekli üretim simülasyon laboratuvarlarına yönelik çalışmalarımızı hızlandıracağız. Bu alanlarda zaten çalışmalarımız var ancak bunları bir üst seviyeye taşımayı hedefliyoruz.
Özellikle üzerinde durduğumuz konulardan biri veri merkezleri. Eskişehir'in Türkiye'nin önemli veri merkezi kümelenmelerinden biri hâline gelmesini son derece kıymetli buluyoruz. Bu, Eskişehir'in geleceğe ve teknolojiye bakışı açısından önemli olduğu kadar gençlerin ileri teknoloji alanlarında yeni iş imkânlarına ulaşması açısından da önemli.
Bu konuda çalışacağız, gerekirse kapı kapı dolaşacağız. Türkiye'nin önemli dijital ve telekomünikasyon şirketleriyle görüşerek Eskişehir'e yatırım yapmaları için çaba göstereceğiz.
Üretim ve inovasyon klinikleri, dijital ikiz uygulamaları ve sanal test merkezleri gibi yapıları da akıllı ve verimli üretim anlayışımızın bir parçası hâline getirmek istiyoruz. Bunları Model Fabrikamızın içine entegre edeceğiz. Model Fabrika bugün zaten çalışıyor ancak teknolojik kapasitesini çok daha ileri bir seviyeye taşımayı hedefliyoruz.
Dördüncü stratejik eksenimiz ise yeşil dönüşüm ve karbon nötr sanayi.
Bu konu artık hayatımızın doğrudan bir parçası. Doğal kaynakları gelecek nesillerden ödünç alarak tükettiğimiz bir dönemdeyiz. Dolayısıyla kaynakların verimli kullanılması, enerji tüketiminin azaltılması ve karbon yönetiminin doğru yapılması artık tercih değil, zorunluluk.
Eskişehir'de Ortak Karbon Yönetim Merkezi oluşturulması konusunda yaklaşık beş yıl önce çalışmalara başladık. Şimdi bunu dünyanın geldiği noktaya uygun, uluslararası sistemlerle entegre, daha dijital ve çok daha etkin kullanılabilir bir yapıya dönüştürmemiz gerekiyor.
Burada özellikle şunun altını çizmek istiyorum: Anlattığım meselelerin hiçbiri yalnızca sanayicinin problemi değil.
Evet, üretim süreçlerinin dönüştürülmesi gerekiyor. Sanayinin ve sanayicinin sorumlulukları var. Ancak üretim süreçlerini dönüştürürken insanı ve toplumu da dönüştürmek gerekiyor. Geçmişte buna "ikiz dönüşüm" deniliyordu. Bugün artık "üçüz dönüşüm" kavramını konuşuyoruz: dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm ve toplumsal dönüşüm.
Bu üç unsurdan biri eksik kaldığında diğerlerini de tam anlamıyla gerçekleştiremiyorsunuz.
Parklar, bahçeler ve günlük şehir yaşamını doğrudan etkileyen yatırımlar elbette önemli. Fakat 10 veya 20 yıl sonra Porsuk'un kenarında oturup bugüne baktığımızda asıl sorumuz şu olacak: Dünyadaki büyük dönüşümü yakalayabildik mi, yoksa ıskaladık mı?
Bu nedenle mesele yalnızca sanayinin veya sanayicinin meselesi olarak görülmemeli. Bu dönüşüm, Eskişehir'in ortak vizyonunun bir parçası hâline gelmeli.
Eskişehir için bir "Yeşil Sanayi, Yeşil Üretim" markası oluşturulmasını da önemsiyoruz. Sanayimiz için ortak enerji izleme sistemleri, yeşil üretim altyapıları ve endüstriyel kaynak verimliliği üzerinde çalışıyoruz. Endüstriyel ekoloji konusunda önemli çalışmalar yürüten güçlü bir Yeşil Sanayi Birimimiz var. Üstelik burada gönüllülük esasıyla ciddi emek veren arkadaşlarımız bulunuyor.
Ancak bu yaklaşımı bütün kente yayamadığımız sürece istenilen sonucu alamayız. Siz evinizde atığınızı ne kadar ayrıştırırsanız ayrıştırın, eğer sistemin devamında bu atıklar yeniden aynı yerde birleştiriliyorsa yaptığınız ayrıştırmanın etkisi sınırlı kalır. Dönüşümü bütüncül olarak ele almak zorundayız.
Eskişehir'in bunu gerçekleştirebilecek kapasiteye ve ortak akla sahip olduğuna inanıyorum.
Beşinci stratejik eksenimiz sektörel uzmanlaşma ve ileri teknoloji.
Geçmişte Eskişehir'i sanayi konusunda sürekli Bursa ile karşılaştırırdık. Bursa'nın sanayileşmede bizden ne kadar ileride olduğunu konuşurduk. Bursa büyüdü ve sanayileşti. Eskişehir de sanayileşti ancak bizim özellikle ölçek konusunda bazı sorunlarımız var.
Fakat artık bunun için sürekli geçmişe bakmanın veya yakınmanın bir anlamı yok. Çünkü dünyadaki üretim biçimleri ve teknolojileri değişiyor. Üretim artık daha spesifik, daha derin ve daha fazla uzmanlık gerektiren bir yapıya dönüşüyor.
Belki geçmişte Bursa kadar büyük ölçekli bir sanayi yapısı oluşturamadık. Bunun doğru veya yanlış olması ayrı bir tartışma. Ancak bugün elimizde önemli bir fırsat var. Çünkü teknolojik dönüşümle birlikte yarışın şartları yeniden şekilleniyor.
Eskişehir'in güçlü olduğu alanları doğru belirlememiz gerekiyor. Bunların başında havacılık, raylı sistemler, malzeme bilimi ve enerji geliyor.
Bu alanlarda doğru bir dönüşüm gerçekleştirir, doğru yatırımları yapar ve doğru yatırımcıları Eskişehir'e çekebilirsek klasik üretim ölçeğinde bazı şehirlerin gerisinde olsak bile teknoloji üreten bir kent olarak çok daha yüksek katma değer ve ciro oluşturabiliriz.
Burada yalnızca sanayicilere değil, Eskişehir'de sermayesi veya fikri bulunan herkese seslenmek gerekiyor.
Bankalarda parasını değerlendiren, ticaretten veya tarımdan sermaye birikimi elde etmiş insanlar var. Sermayesi olmayıp çok güçlü fikirleri olan gençlerimiz ve girişimcilerimiz de var. Bu insanların ileri teknoloji alanlarına daha fazla ilgi göstermesi ve yatırım yapması gerekiyor.
Çünkü gelecek burada.
Önümüzdeki yıllarda bilgiyi derinlemesine elde eden, bu bilgiyi teknolojiye dönüştüren ve ardından sanayiye aktarabilen insanlar çok daha fazla değer üretecek. Üstelik bu yalnızca para kazanma meselesi de değil. Teknoloji geliştiren ve bilgi üreten insanlar ile kurumlar ekonomik değer oluşturmanın yanında uluslararası ölçekte itibar da kazanıyor.
Bu nedenle sermayeyi yalnızca gayrimenkule veya kısa vadeli finansal araçlara yönlendiren anlayışın ötesine geçmek gerekiyor. Eskişehir'in sermayesinin bir bölümünün teknolojiye, girişimciliğe ve yüksek katma değerli üretime yönelmesini istiyoruz.
Bu noktada çok önemsediğimiz projelerden biri de Eskişehir Şehir Fonu.
Eskişehir Sanayi Odasının bütçesi oldukça sınırlı. Ancak Adalar bölgesinde devam eden bir projemiz var. Bu projenin yaklaşık bir yıl içerisinde tamamlanmasını bekliyoruz. Proje tamamlandığında Eskişehir Sanayi Odası açısından yeni ve düzenli bir gelir kaynağı ortaya çıkacak.
Projede ticari alanlar bulunacak. Üst bölümünde yeme-içme alanlarının, alt bölümünde ise ticari işletmelerin yer almasını planlıyoruz. Bugünkü hesaplamalarımıza göre proje tamamlandığında Eskişehir Sanayi Odasına aylık yaklaşık 4-5 milyon liralık bir gelir sağlayabilecek potansiyel ortaya çıkacak.
Biz de diyoruz ki bu gelir yalnızca kurumun bütçesine eklenmesin.
Eskişehir Sanayi Odası olarak az imkânla çalışmayı zaten öğrendik. Gösterişe ihtiyacımız yok. Bugüne kadar nasıl çalıştıysak bundan sonra da çalışırız. Buradan elde edilecek gelirin önemli bir bölümünü Eskişehir için oluşturulacak bir şehir fonuna aktarabiliriz.
Bu fonla prototip geliştirmek isteyen gençleri destekleyebiliriz. Bir girişimcilik hikâyesi oluşturmak isteyen ancak ilk adımı atacak maddi imkânı bulunmayan gençlerin yanında olabiliriz.
Çünkü bize bu şekilde çok sayıda genç geliyor. Elinde projesi olan bir genç bazen 1.000 avroya ihtiyaç duyuyor, bir başkası 10 bin liraya, bir diğeri 5 bin liraya ihtiyaç duyuyor. Daha büyük projeler için milyonlarca liralık kaynak arayanlar da var.
Beni üzen taraf şu: Bu gençler çoğu zaman projelerini gerçekleştirebilmek için kapı kapı dolaşarak sponsorluk aramak zorunda kalıyor.
Oysa Eskişehir'in kendi geleceğini finanse edebilecek bir mekanizma oluşturması mümkün. Şehir Fonu düşüncesinin temelinde de bu var. İyi bir fikri olan gencin, prototip geliştirmek isteyen girişimcinin veya teknoloji üretmeye çalışan bir ekibin yalnızca küçük bir başlangıç sermayesi bulamadığı için Eskişehir'den ayrılmasını istemiyoruz.
Eskişehir'in sermayesini, bilgisini, üniversitelerini, sanayisini ve gençlerini aynı sistem içerisinde buluşturabilirsek gerçek dönüşüm de burada başlayacak.
Dijitalleşme alanında projesi olan gençleri ve girişimcileri destekleyebiliriz. Ancak oluşturulacak fonun yalnızca Eskişehir Sanayi Odasının fonu olmasını istemiyoruz. Kentteki bütün odalar, kurumlar ve kaynak ayırabilecek yapılar bu sistemin içerisinde yer almalı.
Örneğin Eskişehir Sanayi Odası her yıl bu fona 1 milyon dolar kaynak aktarıyorsa, diğer kurumların da katkısıyla çok daha büyük ve sürdürülebilir bir yapı oluşturabiliriz. Böylece her yıl çok sayıda projeyi, girişimciyi ve Eskişehirli genci destekleyebiliriz.
Ben şu anlayışa inanıyorum: Önce yatırım yapacak ve sürdürülebilir bir gelir modeli oluşturacaksınız. Ardından o gelir modelinden elde ettiğiniz kaynağı yeni projelerin finansmanına ayıracaksınız.
Gelir kaynağı bulunmayan projelerin uzun vadede yaşamasının çok zor olduğunu düşünüyorum. Cebinizdeki mevcut parayı harcadığınızda bir gün o para biter. Fakat düzenli gelir üreten bir model kurar ve buradan elde edilen kaynağı sürekli olarak bir fona aktarırsanız sistem kendi kendisini beslemeye başlar. Böylece yıllarca devam edebilecek sürdürülebilir bir yapı ortaya çıkar.
Önümüzdeki bir yıl içerisinde bunu Eskişehir'deki bütün kurumlarla konuşacağız. Kentin ortak bir şehir fonuna ihtiyacı olduğunu anlatacağız. Eskişehir'in imkânları düşünüldüğünde 50-60 milyon dolarlık bir fonun oluşturulamayacak bir büyüklük olduğunu düşünmüyorum.
Kentteki atıl kaynakların profesyonel biçimde yönetilen böyle bir fon içerisinde değerlendirilmesiyle gençlere, üniversite öğrencilerine, araştırmacılara ve girişimcilere gerçek anlamda bir ekosistem oluşturabiliriz.
Eskişehir bunu yapabilecek bir şehir. Eskişehir Sanayi Odası olarak önümüzdeki dönemde oluşacak yeni gelir kaynaklarımızla bu konuda öncülük etmek istiyoruz.
Çünkü girişimcilik yalnızca fikirle olmuyor. Çok iyi bir fikriniz olabilir ancak o fikri prototipe, ürüne ve sonunda ticari bir değere dönüştürebilmek için finansmana ihtiyacınız var. Fikirle sermayeyi doğru noktada buluşturamazsanız birçok değerli proje daha yolun başında kaybolup gidiyor.
Vizyon 2030'un yedinci stratejik ekseni ise küresel rekabet, ihracat ve markalaşma.
Eskişehir Sanayi Odası olarak küresel markalaşma ve uluslararasılaşma konusunda zaten çalışmalar yürütüyoruz. Bundan sonraki dönemde bu çalışmaları daha fazla bilgiye dayalı, daha dijital ve daha geniş kesimlerin yararlanabileceği bir yapıya dönüştüreceğiz. Üstelik bunu yalnızca Eskişehir sanayisinin değil, bütün kentin kullanımına açmak istiyoruz.
Eskişehir'in özellikle havacılık ve raylı sistemlerde önemli bir birikimi bulunuyor. Bunun yanında malzeme teknolojileri de üzerinde çok daha fazla durmamız gereken alanlardan biri. Bu alanlarda hem ciddi bir araştırma kapasitemiz hem de önemli bir gelişme potansiyelimiz var.
E-ihracat merkezi ve teknoloji KOBİ'lerinin geliştirilmesi de hedeflerimiz arasında.
Bir diğer hayalimiz ise Uluslararası Eskişehir Teknoloji ve Üretim Festivali düzenlemek.
Şehirde farklı alanlarda festivaller düzenleniyor. Bunlar güzel etkinlikler, insanlar eğleniyor ve şehir hareketleniyor. Ancak Eskişehir'in neden büyük bir teknoloji ve üretim festivali olmasın?
Çünkü bizim bu konuda anlatabileceğimiz gerçek bir hikâyemiz var.
Eskişehir'in üretim kültürü 19. yüzyılın sonlarına kadar uzanıyor. Şeker fabrikasından demir yolu sanayisine, havacılık geçmişinden motor üretimine kadar çok güçlü bir endüstriyel mirasa sahibiz. TÜLOMSAŞ'tan uçak fabrikalarına kadar bu şehrin hafızasında üretime ilişkin sayısız hikâye bulunuyor.
Üretim aslında Eskişehir'in damarlarında var.
Elbette eğleneceğiz, sosyal ve kültürel etkinlikler düzenleyeceğiz. Ancak üretimi ve teknolojiyi de şehrin gündeminin bir parçası hâline getirmeliyiz. Başlangıçta yerel ölçekte başlayacak, zaman içerisinde Türkiye çapında hatta uluslararası ölçekte karşılık bulabilecek bir teknoloji ve üretim festivali oluşturmak istiyoruz.
Bunun yanında küresel iş birliklerini de güçlendirmemiz gerekiyor.
Şunu sürekli söylüyorum: Eğer küreselleşemiyor ve giderek daha fazla kendi içimize kapanıyorsak burada ciddi bir risk vardır. Bu şirketler için de şehirler için de geçerli.
Sermayemizi küresel ölçeğe taşımalıyız. Ancak yalnızca sermayeyi değil; bilgiyi, fikri, teknolojiyi ve dönüşüm kapasitemizi de küresel ölçekte değerlendirmek zorundayız.
Eskişehir'de çok ciddi bir insan kaynağı ve entelektüel kapasite var. Bu insanların oluşturabileceği sinerjiyi kullanma potansiyelimiz son derece yüksek. Yapmamız gereken bunu harekete geçirmek.
Bilgi, teknoloji ve küreselleşme önümüzdeki 20 yılda Eskişehir'in temel öncelikleri arasında yer almalı. Üstelik bunu yalnızca sanayi ve sanayici açısından değil, bütün kent açısından düşünmeliyiz.
Bir diğer stratejik eksenimiz yatırım alanları ve serbest bölge.
Eskişehir'in gerçekten bir serbest bölgeye ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Buna yaratıcı endüstriler serbest bölgesi, teknoloji serbest bölgesi veya klasik anlamda serbest bölge diyebilirsiniz. İsmi ne olursa olsun Eskişehir'in böyle bir yapıya ihtiyacı var.
Bu konuda Eskişehir Kalkınma Platformu olarak çalışmalara başladık. Eskişehir Sanayi Odasının da elinde ciddi raporlar ve hazırlıklar bulunuyor. Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde Eskişehir'de mutlaka bir serbest bölge oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz.
Ancak serbest bölge dediğimizde yalnızca içerisinde fabrikaların ve makinelerin bulunduğu klasik üretim alanlarını düşünmeyin. Bilginin serbest bölgesi de en az üretimin serbest bölgesi kadar kıymetli.
Yüksek teknolojinin geliştirildiği ve üretildiği yeni nesil serbest bölgelerin dünyada çok başarılı örnekleri bulunuyor. Bizim de Eskişehir'in geleceğine bu perspektiften bakmamız gerekiyor.
Bütün bunları neden konuşuyoruz? Çünkü Eskişehir kalkınacaksa, büyüyecekse ve hepimiz geleceğin kentinde daha yüksek bir refah düzeyiyle yaşayacaksak bu dönüşümü başlatacak ateşlemeyi yapmak zorundayız.
Yeni bir proje geliştirirken, yol yaparken, bina inşa ederken veya yeni bir yatırım planlarken teknoloji, insan ve gelecek perspektifini işin merkezine koymalıyız.
Bunu yapmadığımız, yapılan işe bir vizyon ve ruh katmadığımız zaman ortaya yalnızca dört duvardan oluşan bir bina veya üzeri asfaltlanmış bir yol çıkıyor. Oysa dünyada artık altyapı yatırımları bu şekilde planlanmıyor.
Bugün biz Eskişehir'de çevre yolunu konuşuyoruz. Dünyanın başka bölgelerinde ise yalnızca otonom araçların ve otonom ağır vasıtaların kullanacağı yeni nesil ulaşım koridorları tartışılıyor ve hayata geçiriliyor.
Aradaki zihinsel dönüşümü görmemiz gerekiyor.
Kent olarak taleplerimizi de buna göre değiştirmeliyiz. Bir altyapı yatırımı talep ederken onun dijital unsurlarını da düşünmeliyiz. Gençlerimizi buna göre yetiştirmeli, gelecekte karşılığı azalabilecek meslekler yerine dijital dünyanın ihtiyaçlarına cevap verebilecek yetkinliklerle donatmalıyız.
Küresel ölçekte düşünebilen, teknolojiye hâkim ve değişen dünyayı okuyabilen gençler yetiştirmeden bu ekosistemi kuramayız.
Dünyanın en güzel binalarını da yapsanız, eğer içerisinde bilgi, insan ve teknoloji yoksa bunun geleceğe katkısı sınırlı kalır.
Bu nedenle yatırım alanlarını oluştururken Yüksek Teknoloji Serbest Bölgesi, yeni nesil sanayi ve teknoloji alanları gibi modelleri değerlendirmek istiyoruz. Artık sanayi bölgesini yalnızca dört duvarlı fabrika binalarının yan yana sıralandığı bir alan olarak görmemeliyiz.
Dünyada fabrikaların ve üretim merkezlerinin yapısı değişiyor. Yeni üretim alanları araştırma, teknoloji, veri, enerji verimliliği ve sosyal yaşamla birlikte tasarlanıyor. Eskişehir'in de yeni sanayi alanlarını bu anlayışla oluşturması gerekiyor.
KOBİ'lerin ölçek büyütmesini sağlayacak programlar, yatırımcılar için tek durak ofisleri, yeni sanayi alanları ve bunların Şehir Fonu gibi finansman modelleriyle desteklenmesi de üzerinde çalıştığımız başlıklar arasında.
Dokuzuncu stratejik eksenimiz ise lojistik, ulaşılabilirlik ve küresel bağlantı.
Bunu ayrı bir stratejik eksen olarak tanımlıyoruz çünkü bu sistemin parçalarından herhangi biri eksik kaldığında diğer yatırımlar da istenilen sonucu vermiyor. Bu başlıkların tamamının aynı anda düşünülmesi gerekiyor.
Eskişehir'e dünyanın en iyi fabrikalarını kurabilirsiniz. En ileri teknolojiyi getirebilirsiniz. Ancak güçlü lojistik bağlantılarınız ve küresel pazarlara erişiminiz yoksa ürettiğiniz malı satamazsınız.
Geçtiğimiz günlerde Moğolistan Büyükelçisi buradaydı. Moğolistan'ın yaklaşık 4 milyonluk nüfusuna karşılık 70 milyon civarında büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığından söz edildi. Bir tarafında Çin, diğer tarafında Rusya bulunmasına rağmen ülkenin coğrafi konumu ve lojistik sorunları ürünlerin dünya pazarlarına ulaştırılmasını zorlaştırıyor.
Bu bize önemli bir şeyi gösteriyor: Ne kadar büyük üretim kapasitesine sahip olursanız olun, lojistik ve ulaşım altyapınız yeterli değilse bu kapasiteyi ekonomik değere dönüştürmekte zorlanırsınız.
Eskişehir için de aynı durum geçerli.
Bu nedenle liman bağlantılarının güçlendirilmesi, akıllı lojistik ve koordinasyon merkezlerinin oluşturulması, lojistik ağlarının geliştirilmesi, havacılık ve taşımacılık yönetim merkezlerinin kurulması ve ihracatçı KOBİ'lere yönelik lojistik platformların hayata geçirilmesi gerekiyor.
Bu alanlarda daha önce başlattığımız çalışmalar var. Ancak Vizyon 2030 kapsamında artık bunları birbirinden bağımsız çalışmalar olarak değil, Eskişehir'in küresel bağlantısını güçlendirecek bütüncül ve profesyonel bir sistem içerisinde ele alacağız.
Bir diğer önemli eksenimiz insan odaklı yerel kalkınma ve yaşanabilir teknoloji şehri. Bizi gerçekten en fazla ilgilendiren başlıklardan biri bu.
Bu kapsamda amiral projelerimizden biri olarak bir Teknoloji Yaşam Bölgesi oluşturmayı düşünüyoruz. Bunun yanında inovasyon laboratuvarları üzerinde zaten çalışıyoruz. Teknoloji, sanat ve üretim merkezlerinin oluşturulmasını önceliyoruz. Gençler için ortak proje platformları, toplumsal ve endüstriyel dönüşüm ofisleri ile akıllı ve yeşil şehir uygulamalarına yönelik programlar ve merkezler oluşturmak istiyoruz.
Eskişehir İleri Teknoloji ve İnovasyon Vadisi dediğimizde yalnızca havacılık, raylı sistemler veya yapay zekâ gibi belirli sektörlerle kendimizi sınırlandırmak istemiyoruz. Eskişehir'e yatırım yapabilecek bütün teknoloji şirketlerinin kapısını çalacağız. Bu şirketlerin yatırımlarını Eskişehir'e çekmek için çalışacağız.
Eskiden bir şehir için yatırım denildiğinde büyük fabrikalar akla gelirdi. Bir otomobil fabrikası gelsin, 5 bin kişi çalışsın veya büyük bir tekstil fabrikası kurulsun, 3 bin kişiye istihdam sağlasın diye uğraşılırdı. Elbette bunlar hâlâ önemli ancak dünya artık değişti.
Bugün Eskişehir'in ihtiyacı yalnızca binlerce kişinin çalışacağı fabrikalar değil. Çok güçlü yazılım bilgisine, yüksek teknoloji kapasitesine ve yenilikçi fikirlere sahip gençleri ve şirketleri de Eskişehir'e çekmek zorundayız. Bundan sonra yatırımcıyı Eskişehir'e davet ederken teknoloji şirketlerini, araştırmacıları, yazılımcıları ve yüksek nitelikli insan kaynağını da bu davetin merkezine koymamız gerekiyor.
Bunların tamamı aslında üretimin bir parçası.
"Sanayi Odasının teknoloji şirketleriyle veya yazılımla ne ilgisi var?" diye düşünülebilir. Tam tersine, bunların hepsi yeni nesil üretimin doğrudan içerisinde. Teknoloji ve bilgi üretimi öyle bir bileşik etki oluşturuyor ki geleneksel fabrikalarımız bile bundan etkileniyor. Fabrikalar otomasyona geçiyor, kullandığımız teknolojiler değişiyor, üretim yöntemlerimiz gelişiyor ve dünyayla rekabet etme kapasitemiz artıyor.
Artık yalnızca herhangi bir ürünü klasik yöntemlerle üreterek dünya ile rekabet edemeyeceğimizi hepimiz biliyoruz. Sanayicilerimiz bu alanlara zaten yatırım yapıyor. Ancak burada önemli olan tek tek şirketlerin ne yaptığı değil, bütün bir ekosistemin ne kadar güçlü olduğu.
Çünkü insan içinde bulunduğu çevreden etkileniyor. Nasıl yaşadığınız mahalle sizi şekillendiriyorsa, içinde bulunduğunuz ekonomik ve teknolojik ekosistem de düşünme biçiminizi şekillendiriyor.
Ben Tuna Mahallesi'nde büyüdüm. Çocukluğumdan gelen o mahallenin kültürünün bazı özelliklerini hâlâ üzerimde taşıyorum. İnsan yaşadığı çevreden bağımsız değil.
Aynı şey şehirler için de geçerli.
Eskişehir'in içinde bulunduğu ekosistemi ne kadar teknolojiyle buluşturur ve küresel dünyaya açarsak burada yaşayan insanların düşünme biçimi de o kadar değişir. Günlük tartışmaların içerisinde kaybolmak yerine daha büyük hedefleri konuşmaya başlarız.
Benim asıl gündemim Eskişehir'i ileri teknoloji ve inovasyon merkezi hâline getirebilmek. Yaklaşık 1 milyonluk nüfusuyla Eskişehir'in tamamında inovasyonun, bilginin ve teknolojinin konuşulduğu bir şehir oluşturabilmek beni ilgilendiriyor.
Bir insanın kendisini yalnızca doğduğu mahalleyle değil, teknoloji üreten ve dünya çapında şirketlere sahip bir şehrin insanı olarak tanımlamasını istiyorum. Bugünün çocuklarının ve gençlerinin gelecekte Eskişehir'e böyle bakmasını arzu ediyorum.
Elbette Porsuk'un kenarında oturmak, dondurma yemek ve bu şehrin sosyal hayatının tadını çıkarmak da kıymetli. Ancak gelecek nesillere karşı bir sorumluluğumuz varsa onlara yalnızca güzel vakit geçirebilecekleri değil, hayallerini gerçekleştirebilecekleri bir şehir bırakmak zorundayız.
Biz sanayiciler olarak bu dönüşüme zaten başladık. Eskişehir sanayisi inovasyon ve teknoloji konusunda Türkiye'nin önemli şehirlerinden biri. İhracatımız içerisinde orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin ciddi bir ağırlığı bulunuyor.
Bunu daha da ileri taşıyacağız.
Ancak bir noktadan sonra yalnızca belirli sayıdaki firmanın dönüşmesi yeterli olmayacak. Eğer bütün şehir aynı ekosistemin parçası olmazsa teknolojik gelişme belli şirketlerle sınırlı kalır. Dünya hızla değişirken şehir olarak bu değişime uyum sağlayamayız.
Bunun nasıl bir sonuç doğurabileceğini Eskişehir'in geçmişine baktığımızda görebiliyoruz.
Baksan, 30-40 yıl önce Eskişehir'in önemli üretim merkezlerinden biriydi. Bugün ise aynı bölgeye baktığımızda eski sanayi hareketliliğinden oldukça farklı bir görüntü görüyoruz. Bir dönem kentin üretim merkezi olan alanlar zaman içerisinde değişime ayak uyduramadığında eski önemini kaybedebiliyor.
Bugün sahip olduğumuz fabrikaların ve sanayi bölgelerinin de 20-30 yıl sonra aynı duruma düşmesini istemiyorsak teknolojik dönüşümü bugünden başlatmamız gerekiyor.
Dolayısıyla bu vizyona yalnızca sanayicilerin sahip çıkması yeterli değil. Kentin tamamının sahip çıkması gerekiyor. Eskişehir olarak ortak bir gelecek vizyonu oluşturamazsak günlük meselelerin içerisinde kalmaya devam ederiz.
Biz bunun ötesine geçmek istiyoruz.
Bu kapsamda önümüzdeki bir yıl içerisinde önemli projelerimizden birini daha hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Özel sektörden kamu kurumlarına ve meslek odalarına kadar bütün paydaşları bu sistemin içerisine almak istiyoruz. Çünkü bu ölçekteki dönüşüm yalnızca fikirle gerçekleşmiyor. Ciddi bir finansman ve ortak irade gerekiyor.
Bir diğer önemli projemiz Eskişehir Yüksek Teknoloji Serbest Bölgesi.
Bu konuda çalışmalara başladık. Eskişehir Kalkınma Platformu da sürecin içerisinde. Bu amaç doğrultusunda bir birliktelik oluşturduk. Elbette ciddi bir sermayeye ve finansmana ihtiyaç var. Ancak bugün Eskişehir'de böyle bir serbest bölgenin kurulması gerektiğine ilişkin bir fikir birliğinin oluşmaya başlaması bile son derece önemli.
Yüksek Teknoloji Serbest Bölgesinin Eskişehir'e sağlayacağı katkıyı yalnızca içerisinde faaliyet gösterecek şirketlerin cirosuyla ölçmemek gerekiyor. Böyle bir yapı şehrin tamamının ekonomik değerini artırır.
Bir teknoloji bölgesi kurulduğunda yalnızca orada faaliyet gösteren birkaç sanayici kazanmıyor. Çevresindeki hizmet sektörü, çalışanlar, üniversiteler, girişimciler, esnaf ve şehir ekonomisinin tamamı bundan etkileniyor. Çünkü mesele bir ekosistem ve kalkınmışlık meselesi.
Eskişehir Teknoloji Yaşam Bölgesi de bu yaklaşımın önemli parçalarından biri.
Bu konuda alternatif araziler üzerinde çalışmalar yaptık. Kamu yararına kullanılabilecek ciddi büyüklükte alanları değerlendiriyoruz. Önümüzdeki dönemde bu çalışmaları daha somut hâle getirmek istiyoruz.
Buradaki temel düşüncemiz şu: Bir gencin veya araştırmacının teknoloji geliştirecek bir fikri varsa, bütün enerjisini günlük masraflarını karşılamaya harcamak zorunda kalmasın.
İstanbul'dan veya başka bir şehirden bir araştırmacıyı Eskişehir'e getirdiğinizde konaklama, yemek, çalışma alanı ve diğer birçok gider ortaya çıkıyor. Biz diyoruz ki teknoloji geliştirmek isteyen insanlar için bütün bunların bir arada bulunduğu bir yaşam ve üretim alanı oluşturalım.
Gelsin, burada konaklasın, temel ihtiyaçlarını karşılasın ve bütün enerjisini fikrine, araştırmasına ve teknoloji geliştirmeye ayırsın.
Bu fikrin ortaya çıkışında Eskişehir Sanayi Odası Meclis Başkanımız Süha Özbay'ın yıllar önce söylediği bir sözün de etkisi oldu. Bir gün bana, "Bana yaklaşık bin metrekarelik bir alan verin, bilgisayarımı ve ihtiyacım olan ekipmanları koyun. Yemeğimi verin, beni günlük işlerden uzaklaştırın, ben bütün gün burada çalışayım ve üreteyim" demişti.
Aslında anlatmaya çalıştığımız tam olarak bu.
Yaratıcı insanların bazen yalnızca paraya değil, çalışabilecekleri doğru ortama da ihtiyacı var. Dikkatini dağıtmadan araştırma yapabileceği, üretebileceği ve benzer insanlarla aynı ekosistemde bulunabileceği alanlar gerekiyor.
Süha Özbay'ın böyle bir çalışma ortamına ilişkin hayali varsa aynı hayali kuran çok sayıda genç de var. Bizim görevimiz bu gençlere uygun ortamı hazırlamak.
Bu nedenle Teknoloji Yaşam Bölgesi için arazi çalışmalarımızı yaptık. Şehir Fonu, yeni yatırım modelleri ve Eskişehir Sanayi Odasının önümüzdeki dönemde oluşmasını beklediğimiz gelir kaynaklarıyla bu projeyi de mümkün olduğunca hızlı biçimde hayata geçirmek istiyoruz.
Bir diğer projemiz Eskişehir Akıllı Fabrika Uygulama Merkezi.
Bu merkez hâlihazırda faaliyet gösteriyor ancak kapasitesini geliştirmeye devam edeceğiz. Bu çalışmalarımızda bakanlık kaynaklarından ve farklı fonlardan yararlanıyoruz.
Eskişehir Sanayi Odasının yıllık bütçesi yaklaşık 800 bin dolar seviyesinde olmasına rağmen geliştirdiğimiz projeler sayesinde bunun çok üzerinde kaynakları Eskişehir'e kazandırmayı başardık. Son dört yılda yaklaşık 4,5 milyon avroluk proje fonu sağladık.
Avrupa Birliği programlarından, uluslararası fonlardan, bakanlıklardan, KOSGEB'den ve TÜBİTAK'tan kaynaklar aldık. Uygun olan hemen her finansman kanalını değerlendiriyoruz.
Çünkü kurumun kendi bütçesinin önemli bölümü personel, vergi ve zorunlu giderlere ayrılıyor. Büyük dönüşüm projelerini yalnızca mevcut bütçeyle gerçekleştirmek mümkün değil.
Bu nedenle Eskişehir Sanayi Odası son yıllarda adeta bir proje fabrikası hâline geldi. Bizim yaklaşımımız şu: Eskişehir için doğru bir proje varsa kaynağını da bulacağız, doğru kurumları bir araya getireceğiz ve o projeyi hayata geçirmek için sonuna kadar çalışacağız.
Kripto varlıklar, borsalar ve yeni nesil finansal araçlar da artık dünyanın yöneldiği alanlardan biri. Bunların Eskişehir açısından nasıl değerlendirilebileceğini çalışıyor ve konuşuyoruz. Asıl amacımız, bütün bu yeni alanlara ilişkin kentte farklı ve geleceğe dönük bir bakış açısı oluşturabilmek.
Burada "kent" derken neyi kastettiğimin doğru anlaşılmasını özellikle önemsiyorum. Konunun farklı yerlere çekilmesini veya gereksiz polemiklere dönüşmesini istemiyorum. Biz sanayiciler olarak üzerimize düşeni yapacağız. Ancak bu idealizmi yalnızca sanayiciler taşıdığında istenilen dönüşüm gerçekleşmiyor. Çünkü sözünü ettiğimiz şey bir ekosistem. Bu ekosistemin içindeki herkesin yeni dünyanın şartlarına göre kendisini dönüştürmesi gerekiyor.
Amiral projelerimiz arasında test ve mükemmeliyet merkezleri de bulunuyor. URAYSİM çalışmaları hızlı bir şekilde devam ediyor. Havacılık alanında üniversitelerimiz bünyesinde önemli bir mükemmeliyet merkezi altyapımız da var ancak buradaki kapasitenin yeterince kullanılmadığını düşünüyoruz. Bu merkezi mümkün olan en kısa sürede daha aktif hâle getirmek istiyoruz.
Asıl hedefimiz Eskişehir'in kendisini bir mükemmeliyet merkezine dönüştürmesi.
Malzeme teknolojilerinden havacılığa, raylı sistemlerden yeni nesil üretim teknolojilerine kadar güçlü olduğumuz alanlarda mükemmeliyet merkezleri oluşturmalıyız. Bunlar özellikle gençlerimiz ve çocuklarımız açısından çok önemli.
Bugün gençlerimiz ileri teknoloji alanlarında kendilerini geliştirebilmek için dünyanın farklı ülkelerindeki üniversitelere ve araştırma merkezlerine gidiyor. Benim şirket ortaklarımdan birinin oğlu Eindhoven'daki eğitimini tamamladı, şimdi Delft'ten kabul aldı. Havacılık alanında kendisini geliştirmek ve gelecekte hibrit motor teknolojileri üzerinde çalışmak istiyor.
Burada sormamız gereken soru şu: Neden aynı imkânları Eskişehir'de oluşturmayalım?
Neden gençlerimiz dünya standartlarında mükemmeliyet merkezlerine ulaşabilmek için başka ülkelere gitmek zorunda kalsın? Eskişehir'de üniversitelerle, sanayiyle ve teknoloji merkezleriyle entegre bir yapı oluşturabilirsek bu gençler burada yetişebilir, burada teknoloji geliştirebilir ve ardından sahip oldukları bilgi birikimini Eskişehir sanayisine aktarabilir.
Bizim istediğimiz tam olarak bu.
Bir diğer önemli başlığımız endüstriyel veri merkezleri.
Aslında veri merkezleri konusunu yaklaşık sekiz yıl önce Eskişehir Sanayi Odası ve Organize Sanayi Bölgesi seçimleri döneminde gündeme getirmiştim. O dönemde veri merkezlerinin gelecekte çok büyüyeceğini ve Eskişehir'in bu alanda merkez hâline gelmesi gerektiğini söylemiştim. Hatta konuyu kamuoyuna anlatabilmek için gazetelerde kapsamlı şekilde gündeme taşımıştık.
O günlerde belki yeterince anlaşılmadı. Ancak bugün geldiğimiz noktada verinin ve veri merkezlerinin dünya ekonomisindeki yerini çok daha açık biçimde görüyoruz.
Geleceğin en stratejik altyapılarından biri veri merkezleri olacak. Yapay zekâdan üretime, finanstan iletişime kadar hemen her alanda oluşturulan verinin güvenli biçimde saklanması ve işlenmesi gerekiyor. Veri artık yalnızca teknolojik bir unsur değil, aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir değer.
Bu yatırımların ölçeği de son derece büyük. Veri merkezleri çok ciddi enerji altyapısına ihtiyaç duyuyor. Büyük ölçekli bir veri merkezinin enerji ihtiyacı, bazı sanayi bölgelerinin tüketimiyle karşılaştırılabilecek seviyelere ulaşabiliyor. Dünyadaki büyük teknoloji şirketlerinin enerji yatırımlarına yönelmesinin temel nedenlerinden biri de bu.
Dolayısıyla bu işlere erkenden başlamak gerekiyor. Ancak Eskişehir açısından hâlâ geç kalmış değiliz.
Çok basit bir gerçek var: Veriniz sizin altyapınızda değilse başka birinin altyapısındadır. Bu nedenle veriye sahip çıkmak, veriyi depolayacak ve işleyecek altyapıya sahip olmak gerekiyor.
Eskişehir'in bu konuda hâlâ önemli bir fırsatı bulunduğunu düşünüyorum.
Ancak bu yalnızca Eskişehir Sanayi Odası Başkanının veya yönetim kurulunun görevi değil. Bu konunun kent gündeminin bir parçası hâline gelmesi gerekiyor. Eskişehir'in kanaat önderlerinin, basınının, üniversitelerinin, kamu kurumlarının ve iş dünyasının veri merkezlerini ortak bir hedef olarak konuşması gerekiyor.
Bugün Türkiye'deki veri merkezi yatırımlarının belirli bölgelerde yoğunlaştığını görüyoruz. Biz de sektörün içerisinde olduğumuz için bu gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Eskişehir'in bu yatırımlardan ciddi bir pay alabilecek altyapısı ve insan kaynağı var.
Bir düşünün; Eskişehir büyük bir veri merkezi kümelenmesine dönüşse binlerce yüksek nitelikli genç burada çalışacak. Yazılımcılar, mühendisler, veri uzmanları, yapay zekâ araştırmacıları ve farklı teknoloji alanlarında çalışan insanlar Eskişehir'de yaşayacak.
Bunun etkisi yalnızca istihdamla sınırlı kalmayacak.
Bu insanların şehirde yaşaması, üniversitelerle ilişki kurması, şirketler oluşturması ve sosyal hayatın içerisinde bulunması kentin entelektüel yapısını da değiştirecek. Eskişehir'de konuşulan konular değişecek, yeni girişimler ortaya çıkacak ve teknoloji gündelik hayatın daha güçlü bir parçası hâline gelecek.
İşte bizim bahsettiğimiz dönüşüm bu.
Bir veri merkezi yatırımını yalnızca bir bina veya teknik tesis olarak görmemek gerekiyor. Yarattığı ekonomik ve teknolojik ekosistem düşünüldüğünde büyük ölçekli bir veri merkezi, geleneksel üretim yapan onlarca fabrikanın oluşturduğu etkiye ulaşabilecek potansiyele sahip.
Bu nedenle Eskişehir'in veri merkezleri konusunu ciddi biçimde gündemine alması gerektiğini düşünüyorum. Sekiz yıl önce söylediğimizde yeterince karşılık bulmadı. Bugün ise önümüzde hâlâ değerlendirebileceğimiz önemli bir fırsat var.
Bir diğer başlığımız küresel markalaşma ve uluslararasılaşma.
Bu alanda hâlihazırda çalışmalar yürütüyoruz ancak önümüzdeki dönemde bunları daha farklı bir seviyeye taşıyacağız. Daha küresel, daha dijital ve yeni dünyanın ihtiyaçlarına daha uygun modeller oluşturacağız.
Burada anlattığımız bütün başlıkların kendi içerisinde detaylı alt çalışmaları bulunuyor. Bunlar yalnızca fikir olarak ortaya atılmış konular değil. Her birinin altında planlar, projeler ve uygulanabilecek modeller var.
Ancak artık bütün bu çalışmaları yeni dünyanın şartlarına göre yeniden ele alıyoruz. Klasik yöntemlerle ve eski düşünce kalıplarıyla hareket etmek istemiyoruz. Biz de kendi bakış açımızı değiştiriyor ve çalışmalarımızı buna göre yeniden organize ediyoruz.
Liman ve ulaşım bağlantıları da bu dönüşümün vazgeçilmez parçalarından biri.
Eskişehir'in özellikle Gemlik Limanı bağlantısına ihtiyacı var. Bu konuda önemli görüşmeler gerçekleştirildi ve süreci yakından takip ediyoruz. Ancak burada da meseleye yalnızca "Bir demir yolu yapalım ve limana bağlanalım" şeklinde bakmamak gerekiyor.
Karbon ayak izini, lojistik ağların verimliliğini, dijital koordinasyonu ve yeni nesil taşımacılık modellerini aynı anda düşünmeliyiz.
Dünyada otonom araçlara ve insansız taşımacılığa yönelik yeni nesil ulaşım sistemleri konuşulurken bizim de bugün yapacağımız altyapıyı geleceğin teknolojilerine uygun şekilde planlamamız gerekiyor.
Takip ettiğimiz önemli projelerden biri de Havacılık Uygulama ve Yönetim Merkezi.
Hasan Polatkan Havalimanı'nın daha etkin kullanılması gerekiyor. Bir taraftan Eskişehir'in küresel bir şehir olmasını istiyoruz, diğer taraftan düzenli uçuş bağlantılarımızın yetersizliğini konuşuyoruz. Bu ikisini birbirinden bağımsız değerlendiremeyiz.
Küresel olmak istiyorsak ulaşılabilir olmak zorundayız.
Ancak bunu Eskişehir Sanayi Odasının tek başına gerçekleştirmesi mümkün değil. Bunun için güçlü bir kamuoyu desteğine ihtiyaç var. Bugün siz uçmuyor olabilirsiniz ama yarın çocuğunuz, kardeşiniz, çalışanınız veya bu şehre yatırım yapmak isteyen bir iş insanı uçacak.
Dolayısıyla mesele kişisel ihtiyaç meselesi değil, şehrin küresel bağlantısı meselesidir.
Vizyon projelerimizi hazırlarken bu nedenle açık kaynaklı bir anlayışı benimsedik. Eskiden projeler hazırlanır, son ana kadar saklanır ve başkasının sahiplenmesinden endişe edilirdi. Biz böyle düşünmüyoruz.
Projeyi kimin yaptığı önemli değil.
Bir kurum alıp uygulayacaksa uygulasın, bir başkası geliştirip hayata geçirecekse geçirsin. Yeter ki Eskişehir için yapılsın. Çünkü bütün bu projeler yalnızca sanayimizi değil, Eskişehir'in geleceğini büyütecek çalışmalar.
Üretmeden kalkınmak mümkün değil. Önümüzdeki dönemde teknolojiyi, Ar-Ge'yi ve yeni nesil üretimi geliştirecek en önemli yapılardan biri sanayi ekosistemi olacak. Bu nedenle bakış açımızı değiştirmek zorundayız.
Küresel olmak istiyorsak dünyaya bağlanmamız gerekiyor.
Bir başka önemli projemiz ise Toplumsal ve Endüstriyel Dönüşüm Ofisleri.
Çünkü fiziksel altyapıyı değiştirmek tek başına yeterli değil. Fabrikaları yenileyebilirsiniz, makineleri değiştirebilirsiniz, yollar yapabilirsiniz, yeni binalar kurabilirsiniz. Ancak insanların düşünme biçimini değiştiremezseniz gerçek dönüşümü sağlayamazsınız.
Bizim bir zihniyet dönüşümüne ihtiyacımız var.
Bu nedenle Toplumsal ve Endüstriyel Dönüşüm Ofislerini oluşturmayı planlıyoruz. İlk aşamada atölyeler ve çalışma programlarıyla başlayacağız. Alanında en iyi akademisyenleri, uzmanları ve mentörleri Eskişehir'e getirmek istiyoruz.
Ben buna bir anlamda "zihin egzersizi" diyorum.
Nasıl vücudumuzu sağlıklı ve güçlü tutmak için spor yapıyorsak zihnimizi de değişen dünyaya hazırlamak için sürekli çalıştırmamız gerekiyor. İnsanların yeni teknolojileri anlamasını, farklı düşünme biçimleri geliştirmesini ve geleceğin dünyasına zihinsel olarak hazırlanmasını sağlamalıyız.
Çünkü düşünce biçimi dönüşmedikten sonra mekanik dönüşümün etkisi sınırlı kalıyor.
Belki dikkatinizi çekmiştir; burada anlattığımız konuların önemli bölümü elle tutulabilir, klasik anlamda somut yatırımlar değil. Çünkü dünya giderek soyut değerlerin daha fazla önem kazandığı bir yapıya dönüşüyor.
Bilginin, verinin, yazılımın, fikrin, tasarımın ve entelektüel sermayenin ekonomik değeri giderek artıyor.
Günün önemli bir bölümünü artık dijital dünyada geçiriyoruz. Çalışıyoruz, haberleşiyoruz, ticaret yapıyoruz, bilgiye ulaşıyoruz ve üretim gerçekleştiriyoruz. Dolayısıyla geleceğin şehirlerini yalnızca yolların, binaların ve fabrikaların büyüklüğüyle değerlendiremeyiz.
Eskişehir'in gerçek rekabet gücü; sahip olduğu bilgiyi ne kadar iyi üretebildiği, veriyi ne kadar doğru kullanabildiği, teknolojiyi ne kadar hızlı geliştirebildiği ve bütün bunları gerçekleştirecek insan kaynağını ne ölçüde bu şehirde tutabildiğiyle belirlenecek.
Bizim Vizyon 2030 ile anlatmaya çalıştığımız dönüşümün özü de tam olarak bu.
Dünya giderek daha soyut bir yapıya dönüşürken biz de üretimi, bilgiyi ve teknolojiyi bu yeni düzene göre yeniden düşünmek zorundayız. Ancak asıl mesele, soyut olarak konuştuğumuz bütün bu kavramları somut sonuçlara dönüştürebilecek altyapıları kurabilmek.
Biz bunu Eskişehir sanayisi için istiyoruz. Daha güçlü bir üretim kapasitesi, daha yüksek bir üretim kabiliyeti ve daha nitelikli, katma değerli üretim yapabilmek için istiyoruz. Bunu kişisel bir beklentiyle değil, çocuklarımız ve bu şehrin gençleri için istiyoruz.
Çünkü dünyada klasik üretim yöntemleri hızla değişiyor. Bugün bildiğimiz üretim biçimlerinin önemli bir bölümü önümüzdeki yıllarda dönüşecek. Dolayısıyla bizim için dönüşüm artık bir tercih değil, zorunluluk.
Aslında bugün anlatmak istediğimiz ana fikir de tam olarak buydu.
Eskişehir Sanayi Odası olarak 2030 ve sonrasına ilişkin bir vizyon oluşturduk. Bu vizyonu yalnızca yönetim olarak kendi aramızda hazırlamadık. Sanayicilerimizin görüşlerinden, sahadaki ihtiyaçlardan, teknoloji üreten şirketlerimizin tecrübelerinden ve kendi üretim süreçlerimizden hareket ederek ortaya çıkardık.
Bugün sizlerle paylaştığımız çerçeve programını da Eskişehir için farklı bir gelecek perspektifi olarak ortaya koymak istedik.
Çünkü bizim meselemiz yalnızca kendi fabrikalarımız değil. Yalnızca fabrikalarımızda çalışan beyaz yakalıların, mavi yakalıların veya işverenlerin geleceğini konuşmuyoruz.
Biz kentin tamamını aynı ekosistemin parçası olarak görüyoruz.
Eskişehir Sanayi Odası olarak peşinde olduğumuz şey de bu ekosistemi oluşturabilmek. Üniversiteleri, sanayiyi, gençleri, teknoloji şirketlerini, kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, basını ve toplumun diğer kesimlerini aynı gelecek perspektifi etrafında buluşturmak istiyoruz.
Bugün anlattığımız bütün stratejik eksenlerin ve projelerin temelinde bu yaklaşım bulunuyor.
Bazı projelerimiz ilk bakışta soyut gelebilir. Çünkü uzun yıllardır yatırımı daha çok fiziksel yapılar üzerinden değerlendirmeye alıştık. Bir bina yapmayı, yeni bir salon açmayı, park oluşturmayı veya yeni bir tesis inşa etmeyi yatırım olarak görüyoruz.
Elbette bunların tamamına ihtiyaç var.
Ancak dünya artık başka bir yere gidiyor. Geleceğin ekonomik değerini yalnızca binalar, arsalar veya fiziksel yatırımlar oluşturmayacak. Bilgi, teknoloji, veri, yazılım, Ar-Ge, inovasyon, insan kaynağı ve entelektüel sermaye çok daha belirleyici hâle gelecek.
Dolayısıyla bugün Eskişehir için bir yatırım veya proje talep ederken yalnızca bugünkü faydasını düşünmemeliyiz. O yatırımın 10 yıl, 20 yıl sonra bu şehre ne kazandıracağını da değerlendirmeliyiz.
Vizyon 2030'un temel yaklaşımı bu.
Bugün attığımız bir adımın gelecekte Eskişehir'in teknoloji kapasitesine, insan kaynağına, üretimine ve küresel rekabet gücüne nasıl katkı sağlayacağını sorgulamak zorundayız.
Bu toplantıyı sizlerle yapmamızın önemli nedenlerinden biri de bu. Çünkü bu dönüşümü yalnızca sanayicilerin gerçekleştirmesi mümkün değil.
Burada basına da önemli bir rol düşüyor.
Sizler bu konuları yazdığınızda, tartışmaya açtığınızda ve kamuoyunun gündemine taşıdığınızda çok geniş kesimlere ulaşıyorsunuz. Bu nedenle Vizyon 2030 çalışmalarını sizlerle paylaştığımızda yalnızca bir Sanayi Odası projesi olarak değerlendirmemenizi istiyoruz.
Eskişehir'in geleceğine ilişkin bu başlıkların daha fazla konuşulmasını ve tartışılmasını önemsiyoruz.
Çünkü toplumun gelecek perspektifini değiştirebilmek için yalnızca proje üretmek yeterli değil. Aynı zamanda o projelerin neden gerekli olduğunu anlatmak ve ortak bir gelecek fikri oluşturmak gerekiyor.
Basının burada önemli bir etki alanı var. Sizlerin kamuoyu üzerindeki etkisi zaman zaman biz sanayicilerin sahip olduğu etkiden çok daha büyük.
Bu nedenle kendi gücünüzün ve etki alanınızın farkında olmanızı önemsiyorum. Kentin geleceğine ilişkin tartışmaların şekillenmesinde basının ciddi bir rolü ve sorumluluğu bulunuyor.
Eskişehir'in de bu konuda önemli bir avantajı olduğunu düşünüyorum.
Biz Eskişehirlilerin kentimize karşı güçlü bir aidiyet duygusu var. Ben buna kent milliyetçiliği diyorum. Eskişehir'in daha iyi bir noktaya gelmesini istiyoruz ve bu konuda ortak bir hassasiyet taşıyoruz.
Bu aidiyet duygusunu geleceğin projelerine yönlendirebilirsek Eskişehir'i Türkiye'deki diğer şehirlerden farklılaştırabiliriz.
Sanayicilerimiz bu dönüşüme zihinsel olarak hazır. Teknolojiye yatırım yapıyorlar, üretim yöntemlerini değiştiriyorlar, dijitalleşiyorlar ve küresel rekabete uyum sağlamaya çalışıyorlar.
Ancak bunu yalnızca sanayiciler yaparsa yeterli olmayacak.
Üniversitelerin, kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin, basının, gençlerin, girişimcilerin ve toplumun diğer kesimlerinin de aynı ekosistemin parçası olması gerekiyor.
Bizim anlatmaya çalıştığımız mesele tam olarak bu.
Eskişehir'in mevcut üretim gücünü koruyalım ama bununla yetinmeyelim. Bilgiyi teknolojiye, teknolojiyi üretime, üretimi yüksek katma değere dönüştüren bir şehir oluşturalım. Gençlerin gitmek zorunda olmadığı, tam tersine nitelikli insanların yaşamak ve üretmek için gelmek istediği bir Eskişehir ortaya çıkaralım.
Veri merkezleriyle, mükemmeliyet merkezleriyle, üniversiteleriyle, teknoloji şirketleriyle, yüksek teknoloji serbest bölgesiyle, şehir fonuyla, güçlü lojistik bağlantılarıyla ve nitelikli insan kaynağıyla geleceğin üretim ekosistemini bugünden oluşturalım.
Vizyon 2030'u hazırlarken ortaya koyduğumuz temel hedef budur.
Bunu Eskişehir Sanayi Odasının tek başına gerçekleştirmesi mümkün değil. Zaten bizim böyle bir iddiamız da yok. Biz bir başlangıç yapmak, bir yol haritası ortaya koymak ve Eskişehir'in bütün kurumlarını aynı hedef doğrultusunda harekete geçirmek istiyoruz.
Projeleri kimin yaptığı veya kimin sahiplendiği bizim için ikinci planda.
Önemli olan Eskişehir'in kazanması.
Eğer aynı hedefe bakabilir, enerjimizi günlük tartışmalarda tüketmek yerine geleceğin Eskişehir'ini oluşturmak için kullanabilirsek bu şehir sahip olduğu üretim kültürü, üniversiteleri, insan kaynağı ve sanayi altyapısıyla çok daha farklı bir noktaya ulaşabilir.
Eskişehir Sanayi Odası olarak 2030 ve sonrasına böyle bakıyoruz.
Sanayicimiz bu dönüşüme hazır.
Şimdi mesele, bu dönüşümü bütün kentin ortak vizyonu hâline getirebilmek.





