Gün içinde koşturuyoruz. İş yetiştiriyoruz, telefonlara cevap veriyoruz, toplantılara giriyoruz, eve geldiğimizde de sorumluluklarımız bitmiyor.

Beden eve geliyor ama zihin hâlâ iş yerinde kalabiliyor. Böyle dönemlerde çiftlerden sık duyduğumuz cümlelerden biri de şu oluyor: “Eskiden daha istekliydim, şimdi içimden gelmiyor.”

Peki stres ve yoğun çalışma gerçekten cinsel isteği azaltabilir mi? Evet, azaltabilir. Çünkü cinsel istek yalnızca fiziksel bir durum değildir. Zihinsel ve duygusal durumumuzdan da etkilenir. Sürekli yapılacak işleri düşünen, ertesi günün kaygısını taşıyan veya kendisini uzun süredir yorgun hisseden bir kişinin yakınlaşmaya odaklanması zorlaşabilir.

Burada önemli bir ayrıntı var. Cinsel isteğin azalması her zaman partnerimize karşı duygularımızın azaldığı anlamına gelmez. Bazen sorun ilişkide değil, hayatın temposundadır. Ancak çiftler bunu yanlış yorumlayabilir. Taraflardan biri “Artık beni istemiyor” diye düşünürken diğeri yalnızca çok yorgun olabilir. Konuşulmayan bu durum zamanla kırgınlıklara ve aradaki mesafenin büyümesine neden olabilir.

Özellikle yoğun çalışma dönemlerinde kişinin kendisine ayırdığı zamanın azalması da önemlidir. Uyku düzeninin bozulması, sürekli telefon veya bilgisayar başında olmak, dinlenememek ve zihnin devamlı işle meşgul olması yakınlaşma isteğini olumsuz etkileyebilir.

Bu nedenle çiftlerin ilk olarak birbirlerini suçlamak yerine ne yaşadıklarını konuşmaları gerekir. Yakınlığı yalnızca cinsel birliktelik olarak görmek de doğru değildir. Birlikte geçirilen sakin zaman, dokunmak, sarılmak ve iletişim kurmak da çiftlerin yeniden birbirlerine yaklaşmasına yardımcı olabilir.

Cinsel istekteki azalma uzun süre devam ediyor ve kişinin ya da ilişkinin yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa altında başka nedenlerin bulunabileceği de unutulmamalıdır. Böyle bir durumda konunun uzmanıyla görüşmek, yaşanan durumu daha sağlıklı değerlendirmeye yardımcı olabilir.