Son zamanlarda en sık aldığım sorulardan biri şu: “Bu iş bana iyi gelmiyor. Direkt istifa etsem haklarımı alabilir miyim?”
Bu soruyu soranların yüzünde hep aynı ifade var. Bir yorgunluk, biraz çaresizlik, biraz da “artık dayanamıyorum” hali… Açık konuşayım; bu duyguyu yaşayan çok kişi var ve yalnız değilsiniz.
Hukuken bakınca, istifa etmek basit bir karar gibi görünür. Ama işin aslı pek öyle değil. Çünkü iş hukukunda “istifa” kelimesi, çoğu zaman hak kaybıyla yan yana anılır. Genel kural şudur: Kendi isteğiyle istifa eden işçi kıdem tazminatı alamaz. Evet, bu cümle sert ama gerçeğin ta kendisi.
Ancak her istifa aynı değildir.
Eğer işyerinde maaşlar geç ödeniyor ya da hiç ödenmiyorsa, sigorta eksik yatırılıyorsa, fazla mesailer karşılıksız kalıyorsa ya da sistemli bir baskı ve mobbing söz konusuysa, işçi açısından tablo değişir. Bu durumda aslında siz “canınız istediği için” değil, işveren hukuka aykırı davrandığı için işten ayrılmış olursunuz. Hukuk buna “haklı nedenle fesih” der ve bu fesih, kıdem tazminatı dahil pek çok hakkın kapısını açar.
Burada en çok yapılan hatayı da özellikle söylemek istiyorum. İnsan öfkeliyken bir dilekçe yazıyor ve “Gördüğüm lüzum üzerine istifa ediyorum” deyip çıkıyor. O tek cümle, aylarca hatta yıllarca verdiğiniz emeği riske atabiliyor. Çünkü o dilekçede neden gittiğiniz yazmıyorsa, mahkeme önünde haklılığınızı anlatmak çok daha zor hale geliyor.
İstifa etmeden önce mutlaka durup düşünün. Elinizde yazışmalar, bordrolar, mesajlar varsa saklayın. Dilekçenizi aceleyle değil, ne yaşadığınızı anlatarak yazın. Ve mümkünse bu süreci bir hukukçuya danışarak yönetin. İnanın, bir cümle bazen binlerce liralık hak demektir.
Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim:
İşten ayrılmak bir kaçış değildir.
Ama haklarınızı bilmeden ayrılmak, gereksiz bir kayıptır.
Giderken arkanızda sadece bir masa değil, emeğinizi de bırakmamak sizin en doğal hakkınızdır.