Eskişehir'de Olağan İl Kongresinde konuşan Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici şu ifadeleri kullandı;
"Bugün 3 Mayıs. 3 Mayıs Türkçüler Günü, Türk Milliyetçileri Günü. Peki, her yıl 3 Mayıs'ta biz neden Türkçülük Günü'nü kutluyoruz? Ne oldu da her yıl 3 Mayıs'ta Türkçülük Günü kutlanıyor?
Şimdi 1944 yılına gittiğimizde Türkiye'de maalesef tek parti iktidarı döneminde, Millî Şef döneminde milliyetçilik yasaktı. Türk'üm demek yasak, Türk varlığını savunmak yasak, esir Türkleri savunmak yasak. Doğu Türkistan'dan, Azerbaycan'dan, Kırım'dan, Kafkaslardaki Türk topluluklarından, Balkanlardaki Türklerden, Türkmeneli bölgesindeki, Irak'taki, Kerkük'teki, Musul'daki, Suriye Halep'teki, Hama'daki Türklerden bahsetmek yasak. İşte merhum Nihal Atsız ve arkadaşları esir Türklerden bahsediyorlar. Mustafa Cemil Kırımoğlu'nun mücadelesinden bahsediyorlar. Şeyh Şamillerden bahsediyorlar. Kafkasların Türk liderlerinden bahsediyorlar. Doğu Türkistan'da bağımsızlık mücadelesi veren Doğu Türkistan'ın yiğitlerinden, liderlerinden, kahramanlarından bahsediyorlar.
Bunlara karşı bugün herkesin adeta güzelleme yapmak için yarıştığı Nazım Hikmet ve Sabahattin Ali, Rusya'nın, Sovyet Rusyası'nın Bolşeviklerin savunuculuğunu yapıyor. Ve esir Türklerin mücadelesini ya da uğradıkları zulümleri dile getiren Türk milliyetçilerine, Türk mütefekkirlerine, Türk düşünce adamlarına karşı Sovyet Rusyası'nı savunuyorlar. İşte Nihal Atsız da bunlara karşı yazdığı yazılar ve arkadaşlarıyla birlikte düzenlediği toplantılar nedeniyle tutuklanıyor ve yargılanıyorlar. Bakın, 1944 Türkiyesinden bahsediyorum. CHP tek parti iktidarından bahsediyorum. İnönü'den bahsediyorum, onun döneminden bahsediyorum. Sırf Türk'üz, Türk milliyetçisiyiz; Doğu Türkistan'daki Türkleri savunuyoruz, Kırım'daki Türkleri savunuyoruz, esir Türkleri savunuyoruz dedikleri için tutuklanıyorlar.
Tutuklanmakla kalmıyorlar, işkencelere uğruyorlar. Tabutluklarda, işkencehanelerde kendilerine işkence ediliyor. Ama tabii yılmıyorlar, yıkılmıyorlar ve neticede beraat ediyorlar. İşte bu beraat tarihi olan 3 Mayıs, mahkeme tarihi olan 3 Mayıs 1944 olayları, 3 Mayıs 1945'ten itibaren 3 Mayıs Türkçüler Günü olarak kutlanıyor, anılıyor. O dönemin millî kahramanları, Türk milliyetçiliğinin önderleri anılıyor. Biz de buradan bir kere daha başta Nihal Atsız olmak üzere o dönemin Türk milliyetçiliği fikriyatının önderlerini, yılmaz savunucularını bir kez daha rahmetle ve minnetle yad ediyoruz.
Büyük Türk milletinin; Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar, Kafkaslar’dan Türkmeneli’ne kadar bütün bu coğrafyada yaşayan varlığını devam ettiren, ister Doğu Türkistan’da ister Makedonya’da, ister Kafkaslar’da ister Kerkük’te, ister Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde ister Azerbaycan’da, Türkmenistan’da yani dünyanın her yerinde var olan büyük Türk milletinin 3 Mayıs Türkçüler Günü’nü, Türk Milliyetçileri Günü’nü kutluyorum ve yaşasın Türk milleti, yaşasın Türklük davası diyorum.
Göğsümüzü gere gere haykıra haykıra söylüyoruz. Türk’üz, Turancı’yız, Türkistan ülkücüsüyüz. Bakın merhum Atsız Türklüğü ve kahramanlığı nasıl anlatıyor. Şöyle söylüyor Kahramanlık şiirinde:
Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir, ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir. Ölmediği düşünmek boşuna bir emektir; ölümsüzlüğü düşünmek boşuna bir emektir. Kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir. Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından, koşar adım gitmeli onların arkasından. Kahramanlık; içerek acı ölüm tasından, ileriye atılmak ve daha sonra dönmemektir diyor.
Yırtıcılar az yaşar, uzun sürmez doğanlık. Her ışığın ardında gizli birer karanlık. Adsız sansız olsa da en büyük kahramanlık; göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir. Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir, ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir. Bunun için ölüme bir atılış gerekir; atıldıktan sonra da bir daha dönmemektir.
Bugün burada Eskişehir il kongremizde sizlerle birlikte olmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu canı gönülden ifade etmek istiyorum. Kongrenize, kongremize katılımınız için her birinize ayrı ayrı şahsım, partim ve Eskişehir teşkilatımız adına, camiamız adına şükranlarımı sunuyorum.
Büyük Birlik Partisi 29 Ocak 1993 tarihinde kuruldu ve kurulduğundan beri Eskişehir'de her zaman var oldu. Eskişehir'de partimizi kuran ağabeylerimize ve arkadaşlarımıza, o günden bugüne teşkilatımızı yaşatan, burada görev alan, emek veren her bir kardeşimize, her bir dava adamı arkadaşımıza sizlerin huzurunda bir kez daha teşekkür ediyorum.
Bu süreçte hayatını kaybedenlere, başta şehit liderimiz Muhsin Başkanımız olmak üzere cümlesini rahmetle, minnetle ve şükranla yad ediyorum. Mekanları cennet, makamları ali olsun inşallah diyorum. Bugün burada hem kongremizi hazırlayıp yapan teşkilatımıza hem de bugün tekrar aday olarak görevi inşallah siz kıymetli delegelerimizin desteğiyle yeniden alacak olan Taha Baksan kardeşimize ve yönetimine hem bugüne kadarki hizmetleri için teşekkür ediyor hem de yeni dönemde başarılar diliyorum.
Eskişehirimiz, adı üstünde Eskişehirimiz, tarihî bir şehrimizdir. Yani hem Selçuklu'da hem de özellikle Osmanlı'da çok önemli bir yerde durmuştur. Karacahisar ve hemen Söğüt ile olan yakınlığı, Domaniç, bütün bu topraklar Osmanlı'nın kuruluşudur. Kurulduğu yerler Osmanlı'nın ruhunun yaşadığı yerler ve yaşatıldığı yerlerdir. O Osmanlı ruhunun canlandığı topraklardır.
Eskişehir sınırlarımıza baktığımızda ondan önce Selçuklu var, tüm gücüyle var. Selçuklu batıya doğru yürürken Konya'dan önce işte şimdi bizim Günyüzü'nün, efendim Kuzuren, Gecek, Dutlu, Yazır, bütün oralara 4, 5 tane oba yerleştirmiş ve kimini Medrese Köyü yapmış Gecek gibi, kimini Okçular Köyü yapmış, silahşörlerin yetiştiği köy yapmış. Ve Sivrihisar; bugün baktığımız zaman Erzurum, Kayseri, Sivas ve Konya'dan sonra belki de Türkiye'de en fazla Selçuklu eserinin bulunduğu bir ilçemiz, kıymetli bir ilçemiz. Bugün de tüm ihtişamıyla varlığını devam ettirmektedir.
Ben Günyüzü'müzle, Sivrihisar'ımızla, Mihalıççık'ımızla, Alpu'suyla, efendim Beylikova'sıyla, Sarıcakaya'sıyla, Mihalgazi'siyle, Han'ı ile, İnönü'süyle, Seyitgazi'siyle, Mahmudiye'siyle, Çifteler ile ve Odunpazarı ve Tepebaşı ilçelerimizle, hepsiyle gurur duyuyoruz.
Eskişehir aynı zamanda bir sanayi kentidir. Özellikle 80’li yıllarda bizim akranımız olup da, yaşımız olup da ya da bizden daha büyük olup da o dönemde lisede okuyan arkadaşlarımız coğrafya dersinde okuduklarını herhâlde hafızalarında tutmuşlardır. Eskişehir hem nüfus olarak Türkiye’nin 6. büyük kentiydi hem de sanayi olarak Türkiye’nin 6. büyük kentiydi. Bugün 20. sıralara gerilemiş vaziyette. Onun için inşallah Eskişehir’imizi tekrar ayağa kaldırmayı Cenab-ı Hak bizlere nasip ve müyesser eylesin inşallah.
Bütün ilçelerimizin kendine has özellikleri var. Bugün baktığınızda Sarıcakaya, Mihalgazi, o havza sadece Eskişehir’in değil bütün İç Anadolu’nun sebze ve meyve ihtiyacını karşılamaktadır. Beylikova gibi, Mihalıççık gibi ilçelerimiz hayvancılıkta, tarımda öne çıkmaktadır. Seyitgazi’ye baktığınız zaman sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en değerli madenlerinin başında gelen bor madenlerinin neredeyse %80 rezervi Türkiye’dedir ve Türkiye’ye büyük güç katmaktadır.
Beylikova’daki nadir elementler Türkiye’nin ve Türk milletinin geleceğidir, refahının garantisidir iyi değerlendirilirse. Aynı şey Sivrihisar’daki toryum için geçerlidir. Ve daha ortaya çıkarılmamış, tespit edilmemiş madenlerimiz ve en önemlisi de nadir elementlerimiz vardır. Onun için memleketimiz hem madenler açısından hem sanayi açısından büyük bir zenginliğe sahiptir.
Türkiye’de sanayimiz, üretimimiz, imalatımız Marmara Bölgesi’ne sıkışmış vaziyettedir. İşte burada Sakarya Erenler Belediye Başkanımız var. Sağ olsunlar 2024 Mart 31’den beri diğer belediye başkanlarımızla birlikte inanılmaz bir çalışma gösteriyorlar. Günyüzü Belediye Başkanımız da burada aynı şekilde inanılmaz bir çalışma gösteriyorlar. Ben kendilerini tebrik ediyorum ve inşallah daha da başarılı olacaklar. Kendilerine emanet edilen, bize emanet edilen belediyelerde inşallah zirveyi yakalayacaklar o şekilde çalışıyorlar. Han Belediye Başkanımız ayrıldı mı, burada mı? Ayrıldı, evet.
Devletin, hükümetin bu üretimi, imalatı, sanayi bölgelerini Anadolu’ya kaydırma ama nereden, işte yukarıdan aşağıya doğru Mersin Limanı’na, işte İskenderun Limanı’na hatta Adana buralara indirme. 15 civarında sanayi bölgesi ilan edildi, büyük sanayi bölgesi. Ve bizim talebimiz, gayretlerimizle sağ olsunlar Sayın Cumhurbaşkanımız da, Sanayi Bakanımız da bizleri kırmadılar ve bunlardan bir tanesi de Günyüzü oldu. Tam 38.000 dönüm yeni sanayi bölgesi. 38.000.000 metrekare.
Geçtiğimiz günlerde Eskişehir Organize Sanayi Bölgesini ziyaret ettiğimde başkanımıza sordum dedim ki burası kaç metrekare? Dedi ki başkanım Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi 36.000.000 metrekare, 36.000 dönüm ve Türkiye’nin en büyük ikinci, tek parça ikinci sanayi bölgesidir. Günyüzü’ndeki ondan 2.000.000 metrekare daha fazla, 2.000 dönüm daha fazla. Buranın tamamlanması, tekâmül etmesi 45-50 seneyi buldu. Ama Günyüzü'ndeki inşallah 15-20 senede tekâmül edecek, yani tamamlanacak. O zaman belki de Günyüzü'nün nüfusu 300.000'in üzerine çıkacak. Yani 300.000'in üzerine çıkacak ve bambaşka bir Günyüzü karşınıza göreceksiniz. Bu tabii ki Sivrihisar'ı da, Han'ı da, Çeltikçi'yi de, Polatlı'yı da yani çevresini de etkileyecektir. Onun için biz memleketimiz için, sizler için varız, sizler için siyaset yapıyoruz ve bu düşünce ve amaçla da siyasetimize devam ediyoruz. Sizlerin desteği ne kadar güçlü olursa bizim de çalışmalarımız o kadar karşılık bulur ve Eskişehir'imiz ve ilçelerimiz o kadar fazla hizmet alır inşallah.
Geçtiğimiz haftalarda Kahramanmaraş'ta 14 yaşındaki bir ortaokul son sınıf, 8. sınıf öğrencisi saldırganın kendi okulunda gerçekleştirdiği silahlı saldırı sonucu 9 öğrencimiz, yavrumuz ve bir öğretmenimiz, öğrencilerini kurtarmak için öğrencilerin üzerine kendini kapatan öğretmenimiz, şehit öğretmenimiz, 9 öğrencimiz ve bir öğretmenimiz hayatlarını kaybettiler. Kendilerini bir kere daha rahmetle ve şükranla yad ediyoruz. Biz orayı ziyaret ettiğimizde hem şehit öğrencilerimizin ve öğretmenimizin ailelerini ziyaret ederek taziyede bulunurken aynı zamanda hastanedeki yavrularımızı da ziyaret etmiştik. Maalesef onların içinde iki tanesi ağır yaralıydı. Bugün 11 yaşındaki Almina Ağaoğlu yavrumuzun da öldüğünü, şehadete erdiğini büyük bir üzüntüyle öğrendim. Onlar cennete gittiler, sabiler, günahsızlar. Cenab-ı Hak cennetin en güzel köşesinde onları misafir etsin ve aileleri büyük acı yaşıyor, inşallah cennetinde de onları buluştursun inşallah diyorum."





