Mustafa Özer şu ifadeleri kullandı;
"Türkiye'nin yaşadığı bütün sorunlar bu açıdan bakıldığında —en azından ben öyle düşünüyorum— sürpriz değildi.
Şimdi önce en son mesajımı başta söyleyeyim. 80'le başlayan, işte üç 20 yıllık dönemlere ayrılabilecek, üç perdelik bir oyunun sonuna geldik.
Bu nasıl bir oyundu, nasıl kurgulandı? Oyun tamamen Amerikan emperyalizminin iki uluslararası unsuru olan, aracı olan IMF ve Dünya Bankası'nda oturan insanlar tarafından kurgulanan bir oyundu. İlk 80'le başladı 24 Ocak kararları tabii ki.
Ve her defasında bu oyunun başlamasıyla birlikte Dünya Bankası'nın ve IMF'nin 'bizim çocuklar' dediği insanlar ülkeyi kurtarmaya gönderildi. Önce rahmetli Turgut Özal, sonra Kemal Derviş ve arkasından Mehmet Şimşek.
Mehmet Şimşek ikinci dönem göreve geldiği zaman beni de Halk TV'ye davet etmişlerdi. 'Ne değişti, ne olacak, ne bekliyorlar?' bilmiyorum ama hiçbir şeyin değişmediğini söyleyebildiğimiz için ondan sonra bir daha Halk TV'ye bizi davet etmediler örneğin.
Şimdi burada yapılan şu: Türkiye ekonomisinin o dönemde, 80'lerin yeni kapitalizminin aşaması, biz buna neoliberalizm diyoruz, neoliberalizm de sermayenin mutlak iktidarı anlamına gelir.
Ve neoliberalizmin önceki işte Keynesçi, altın çağ döneminden en önemli farklarından bir tanesi, finans kapitalin o dönemlerde kaybettiği egemen sınıflar içerisindeki gücünü tekrar elde etmesinin yeni dönemini ifade ediyordu.
Ve yapılan şeyler şimdi çok tanıdık gelecek. Özellikle bizim yaş grubundakiler için. Önce bir varlık enflasyonu yaratılıyor. En sondan başlayayım isterseniz. AKP döneminde önce emlak piyasasında, arkasından otomotiv piyasasında, arkasından KKM ve arkasından da fon. Bunlar tesadüf değildir çünkü neoliberal sistem, sevgili dostlar yoldaşlar, 'bubble-led growth' dedikleri yani balonlara dayalı bir büyüme stratejisiyle büyür.
Ve ikinci dönem 2020'ler. Bu varlık enflasyonlarının temel amacı ise belirli kesimlerden belirli kesimlere servet transferi amacı taşır. Ama işin doğası gereği bu varlık enflasyonu eninde sonunda bir mal enflasyonuyla sonuçlanır. Bu üç döneme iyi bakın, hepsinde de aynı sorunlar yaşanmıştır.
Şimdi bu sorunların tabii temelinde Türkiye ekonomisinin bu finans kapital egemenliğindeki dünya sistemine entegrasyonu yatıyor. Çünkü Türkiye'yi sadece Türkiye Anadolu sınırları ya da Cumhuriyet sınırları içerisinde düşünmemek gerekiyor. Onu kontrol edebileceği kaynaklar, sağlayabileceği avantajlar ve geçiş yolları gibi bugün son derece önemli olan siyasi, politik ve askeri önemi de burada önemli.
İkinci konu değinmek istediğim, yeni bir sermaye sınıfı, aslında fraksiyonu da demek lazım, oluşmaya başlıyor. Bu sermaye fraksiyonunun ilk marifeti Trump'ı yeniden Amerika'da başkan yapmak oldu. Şimdi Amerikan seçimlerinde genellikle iki tane sermaye grubu çalışır, savaşır. Ve hangisi baskın çıkarsa başkanı o belirler. Bir tarafta savunma ve petrol, diğer tarafta teknoloji ve finanstır. İlk defa Amerikan tarihinde teknoloji sermayesi taraf değiştirerek diğer tarafa katıldı ve Trump'ı iktidar yaptılar. Bunu şunun için söylüyorum: Şimdi bundan sonra hep diyoruz ya 'Bu iktidardan kurtulmanın kolay yolu nedir?' ya da 'Aklımıza gelen nedir?' derken, bu uluslararası dönüşüm ve gelişmeleri de göz ardı edersek, kendimiz sadece bu ülke sınırları içerisinde birtakım şeylerin dinamiklerini yaşama geçirmeye çalışırsak yine yeniliriz.
Şimdi burada yapılmak istenen gayet açık. İki tane borçlandığım kavramı dillendireceğim. Bir tanesi çok enteresandır, Eisenhower'ın veda konuşmasında kullandığı 'askeri-sınai kompleks' diye bir kavramdan bahsetmişti. Düşünün ki Eisenhower gibi bir adam bunu söylüyor ve dikkat çekmeye çalıştığı unsur da şu: Savunma şirketlerinin siyasetteki etkisinden duyduğu kaygıları dile getiriyor.
İkinci borçlandığımı söyleyeceğim kavram ise 'endüstriyel sınai kompleks' ya da 'tekno-sınai kompleks' dedikleri... Bu da enteresandır, yine Demokrat Parti'nin sağ kanadında Biden gibi bir adamın veda konuşmasında dillendirdiği... Şimdi bunlara baktığınız zaman, örneklerini söyleyeyim: Elon Musk örneğin. Bugün teknoloji devlerinin neredeyse tamamı Amerikan Pentagon'un savunma ihalelerinden beslenen ve finansla iç içe geçmiş bir entegrasyon. Amaç ne burada? Amaç, 2008 global kriziyle oluşan 'Dünyadaki yeni jandarmanın kim olacağı?' sorusunun Amerikan lehine sonuçlanması için yapılıyor. Buradaki dolayısıyla üç senaryo üzerinden geliştirmek gerekiyor stratejileri:
1- Trump önderliğinde yeni bir Amerikan hegemonyası. Bizim için bence en kötü senaryo. Yani buradaki mücadeleyi yadsıyorum ya da küçümsüyorum anlamı çıkmasın lütfen. 2- Amerikan önderliğinde ama Trump'sız yeni bir dünya. 3- Amerika dışında yeni bir hegemonya.
Birinci nokta bu. İkincisi, bu başta söylediğim üç devre halinde oynanan oyunun en büyük yansımalarından bir tanesi Türkiye'de gördüğünüz bu fonlar, işte bilmem ne yolsuzlukları... Bunlar kaçınılmaz. Ama dillendirmediğimiz ne yazık ki bir başka tehlikesi var: Geleceğimizin aslında ipotek altına alınmasıdır. Şimdi mevcut iktidar her konuda paranoyak. Sizler benden daha iyi bilirsiniz. Özellikle ekonomi konusundaki paranoyaklığı da tercih ettikleri sanayileşme-büyüme stratejilerine yansıdı ne yazık ki. Biliyorsunuz, tarım ve sanayiyle sanayileşme stratejisi belirlerseniz bu işin içine uluslararası rekabet girer, eğitim girer, döviz kuru politikası girer, para politikası girer, hukukun üstünlüğü girer, her şey girer. Dolayısıyla bundan kaçınmak için 'Büyümeyi de ben kontrol edeyim' diye adına teknik olarak 'hizmet çekişli' dediğimiz bir büyüme stratejisi belirlediler. Dikkat edin, bütün büyüme rakamları açıklandığında bakarsanız hizmetin kendisi var, inşaat var, ticaret var, araya da buna bilişim ve finansal hizmetler katılmıştır.
Tabii böyle bir büyüme stratejisinin, arkadaşlar, sürdürülebilmesi için bu hizmet sektörlerine sürekli kaynak transferi gereklidir. Ve kaynak ihtiyacı olan, özellikle de dış kaynağa bağlı bir ekonomide de bunu yapmak son derece tehlikeli ve zordur. Ve gelinen noktada —toparlıyorum— gelinen noktada eninde sonunda bu size uzun dönem büyüme potansiyelinizin düşmesi, iş, aş gibi şeylerin artık kapsamdan çıkması, yoksullaşma, gelir dağılımındaki bozukluğun büyümesi anlamları taşır.
Ve bunların sonucunda da son olarak üç noktaya dikkat çekmek istiyorum. Biraz farklı şeylere değinmek istedim. Bence yeni seçimlerde, yeni dönemde üç nokta ön plana çıkacak:
Mevcut AKP iktidarını taşıyan sermaye, bürokrasi ve egemen blok nasıl duracak, ne olacak bu bloğa?
Mehmet Şimşek önderliğindeki ekonomi politikaları devam edecek mi?
Ama en önemlisi de bize düşen görev bu: Toplumda yeniden rıza üretilebilecek mi?"





