Önceki Dönem Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Sertaç Durdu şu ifadeleri kullandı;
"2026-2027 eğitim-öğretim sezonunu iyi bir şekilde açmadık, haberlerde de görüldüğü üzere. Güvenliğimiz yok okullarda; öğrencilerin, eğitim emekçilerinin güvenliği yok.
Bugün burada sadece bir mesleğin sorunlarını konuşmak için değil, bu ülkenin geleceğini, çocuklarımızın haklarını ve emeğin onurunu savunmak için yan yanayız.
Bugün burada sadece bir tek alanın, tek bir mesleğin sorunlarını konuşmak için değil; bu ülkenin geleceğini, gasp edilen haklarımızı, emeğin onurunu ve ortak yaşamımızı savunmak için yan yanayız. Çünkü biliyoruz ki kriz tek başına bir alanda yaşanmıyor. Eğitimi bilimsellikten ve laiklikten koparan zihniyet neyse; sağlığı piyasalaştıran, doğayı talan eden, işçilerin alın terini gasp eden ve adaleti yok sayan zihniyet de aynı zihniyettir.
Bugün eğitim emekçileri ekonomik kriz alanında ezilmektedir. İnsanca yaşayacak bir ücret yerine açlık sınırında maaşlara mahkûm ediliyor. Kirasını ödeyemeyen, ay sonunu getiremeyen eğitim emekçileri gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Bugün eğitim emekçileri veli baskısı, liyakatsiz yönetimlerin tutumu ve korumasız bırakılan okul çevreleri yüzünden her gün şiddet tehdidiyle karşı karşıya kalmaktadır. Okullarda can güvenliği sağlanamadan nitelikli bir eğitimden söz etmek imkânsızdır.
Öğretmenlik Meslek Kanunu ile öğretmenler odalarımız, okullarımız kariyer basamaklarıyla bölünmektedir. Uzman, başöğretmen, ücretli öğretmen adlarıyla emeğimiz bölünüyor. Aynı işe farklı ücret reva görülüyor. Ataması yapılmayan yüz binlerce genç meslektaşımız güvencesizlik kıskacında umutsuzluğa terk ediliyor. Öğretmenler dayanışma kurmak yerine birbirlerine rakip hâle getirilmek isteniyor.
Eğitim kurumları kamusal nitelikten soyutlanarak çeşitli vakıf, dernek ve dini yapılarla yapılan protokollerle, ÇEDES ve benzeri uygulamalarla eğitim sisteminin pedagojik ilkeleri ve laik yapısı açıkça ihlal ediliyor. Okullarımız Diyanetin veya vakıfların denetim alanı değil; Cumhuriyetin, bilimin ve aydınlanmanın merkezi olmalıdır.
Ekonomik krizin faturasını en ağır ödeyenler ne yazık ki çocuklarımızdır. Bugün yüz binlerce çocuk okula aç gitmekte, kantin fiyatları yüzünden beslenememektedir. Okullarda bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek ile temiz içme suyu sağlamak bir lütuf değil, devletin anayasal yükümlülüğüdür.
Eğitimin bileşenleri olan öğretmenlerin, sendikaların ve bilim insanlarının görüşü alınmadan dayatılan yeni müfredat modelleri; nesnel ve bilimsel bilgiyi müfredattan tasfiye etmeyi hedeflemektedir. Çağdaş, sorgulayan ve eleştirel düşünen nesiller yetiştirmemizi engellemeye çalışan bu dayatmalara karşı bilimsel eğitimi savunmaya devam edeceğiz.
Değerli dostlar, tüm bu tablo tesadüf değildir. Eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp piyasalaştıran, bilimi ve laikliği yok sayan anlayış; öğretmenin mesleki itibarını da yok saymaktadır.
Yıllardır savunduğumuz gibi; eşit, laik, nitelikli, bilimsel ve kamusal bir eğitim mücadelesi sadece eğitim emekçilerinin değil, bu ülkede adaletten ve demokrasiden yana olan herkesin ortak mücadelesidir.
Yan yana geldiğimizde, omuz omuza verdiğimizde neleri başarabileceğimizi biliyoruz. Nitelikli bir eğitim, insanca yaşayacak bir ücret ve mesleki onurumuz için susmaya, kabullenmeye ve biat etmeye niyetimiz yok.
Çocuklarımıza özgür, aydınlık, adil ve onurlu bir gelecek bırakmak için mücadeleyi büyütmeliyiz. Tek adam rejimine karşı kamusal eğitim, kamusal sağlık için; doğa talanına, kadın katliamlarına "Dur" demek için; işçiler, emekçiler, emekliler için; faşizme karşı yan yana, omuz omuza, birleşe birleşe kazanacağız. Yaşasın örgütlü mücadelemiz."





