Bizler, yönetilenler olarak ülkedeki toplumsal ve siyasal gelişmelerden memnun olmayan kişileriz. Yıllardır “hukukun üstünlüğü mü, üstünlerin hukuku mu?” sorusunu tartışıyoruz.
Burada hukukun genel anlamda kapsadığı alanlardan söz ederek konuyu dağıtmak istemiyorum. Aksi hâlde konu uzay hukukuna kadar gider. Bu yazımda sizlerle, siyasetin hukukla ilişkisi ve yaşananlar üzerine kısaca görüşlerimi paylaşacağım.
Hukukun, yazılı kuralları, uygulayıcı kurumları ve vicdani sınırları içinde barındıran gelişmelerini görüyor ve yaşıyoruz. Tutuksuz yargılanması gereken kişilerin tutuklu kalması ve yargılama süreçlerinin uzun sürmesi, uzun zamandır rahatsızlık duyduğumuz ve tartıştığımız bir konudur. Bu durum, aşağıdan yukarıya herkesi ilgilendirir.
Son yıllarda idari boyutu öne çıkan bu sorun, en alt düzey yöneticiyi de haksızlığa uğrayan yönetileni de kapsar. En alt düzeydeki yöneticinin bile “Benim her türlü uygulamam, senin uymak zorunda olduğun bir hukuktur” diyerek hukuksuz davranışlar sergilemesi; buna karşılık merkezi düzeydeki hukuksuzlukları sert şekilde eleştirmesi, hukuki güvencenin toplumsal olarak zayıflamasına neden olur.
Toplumsal mutabakat metni olması gereken hukuk kuralları konusunda eleştirel yaklaşanlar, kendi yönettikleri alanlarda da bireyin hukukuna uygun davranmalıdır. Güç zehirlenmesinin sınırı yoktur. En üst düzey yöneticiden kamu gücünü kullanan yerel yöneticilere kadar uzanan bu durum, güçlü olanların hukuka yaklaşımını ortaya koyar.
Çok gürültü çıkarıp kendisi haksızlık yapanlar, hukuksuzluklara karşı verilen mücadeleye en büyük zararı verenlerdir. Yukarıdan aşağıya tüm bireylerin hukukuna saygı duyulan bir anlayışın oluşması en büyük dileğimdir. Gücü elinde bulunduran herkesin, yaptıklarını gözden geçirmesi gerekir.
Eğer bunlar bilinçli şekilde yapılıyorsa, durum daha da düşündürücüdür. Takdir sizin, saygıdeğer okuyucularım.