Eskişehirspor İzmir'de Altay deplasmanında 4-1 kazandı. Maçı izlemeyen biri, skora baktığında “Muhteşem EsEs, deplasmanda 4 gol atmış!” diyebilir. Ancak 90 dakikayı baştan sona izledikten sonra aynı şeyi söylemek pek de kolay değil.
Ben teknik direktör ya da futbol yorumcusu değilim. Bir zamanlar amatör olarak futbol oynamış, yıllarca tribünlerden ve ekran başından maçları takip etmiş biri olarak düşüncelerimi paylaşıyorum.
Altay, zor şartlarda oluşturulmuş genç bir ekip. Şu ana kadar 9 puan toplamış olsa da küme düşme adaylarından biri olarak görünüyor. Zaten bu ligde 5-6 takım dışında kalan ekiplerin büyük bölümü oldukça zayıf.
Eskişehirspor'un sahaya çıktığı kadro, önceki maçlardan pek farklı değildi. Ancak Ahmet Dereli'nin neden oynatılmadığını anlayamadım. Osman Arslantaş'tan henüz beklenen verim alınamıyor. Etkili bir santrfor görüntüsü vermiyor. Hasan Kaya da Akşehirspor maçlarındaki performansından uzak. Son iki maçtır iyi bir görüntü sergilemiyor.
Hücum oyuncularımızın kalecinin üzerine giden zayıf şutları da dikkat çekiciydi. Penaltı pozisyonuna kadar takımda ne yeterli hırs ne de kazanma isteği görebildim. Oyuncular isteksizdi, az koşuyordu. Acaba sahaya “Biz bu Altay'ı nasıl olsa rahat yeneriz” düşüncesiyle mi çıktılar?
Savunmadaki dörtlümüz sürekli yan paslarla oyalanırken rakibe adeta hediye edilen bir top sonucunda golü kalemizde gördük. Üstelik hemen ardından ikinci golü yememiz de işten bile değildi. Bir an, Biga'da yaşadığımız kötü sonucun benzerini burada da yaşayabiliriz diye düşündüm.
İkinci yarıya yine aynı 11'le başladık. İlk yarıya göre biraz daha gayret vardı ama beklenen futbol hâlâ sahada yoktu. Beykan Şimşek'in kazandırdığı penaltıyı gole çevirmesiyle beraberliği sağladık.
Asıl değişim ise Atalay Yıldırım ve Mert Başer'in oyuna girmesiyle yaşandı. Beraberliğin de verdiği moralle takım canlandı. Bu sırada Altay'ın da gücü iyice tükenmişti. Atalay Yıldırım'ın attığı üç golle Eskişehirspor sahadan 4-1 galip ayrıldı.
Elbette deplasmanda dört gol atarak kazanmak önemli. Ancak skorun, sahadaki eksikleri görmemize engel olmaması gerekiyor. Çünkü her rakip Altay kadar zayıf olmayacak.
Önümüzdeki hafta kendi sahamızda, taraftarımızın önünde en önemli rakiplerimizden Bursa Yıldırım ile karşılaşacağız. Mutlaka kazanılması gereken bir maç. Umarım takım bu karşılaşmanın öneminin farkında olarak hazırlanır ve Bursa Yıldırım maçını da puan kaybı yaşamadan atlatırız.
Bir parantez de taraftarımıza açmak istiyorum.
İzmir'de yaklaşık 600 Eskişehirspor taraftarı vardı. Altay taraftarından daha kalabalıktık. Öyle ki zaman zaman kendimizi deplasmanda değil, kendi sahamızda oynuyormuş gibi hissettik.
Bu sezon taraftarımızın ortaya koyduğu görüntü gerçekten sevindirici. Kavgasız, küfürsüz, yalnızca takımını destekleyen bir tribün görmek çok güzel. İnşallah bu anlayış sezon boyunca devam eder.
Unutmayalım ki geçen yıl zaten ekonomik açıdan zor durumda olan kulübümüz, federasyona çok yüksek miktarlarda cezalar ödemek zorunda kalmıştı. Üstelik üç maç seyircisiz oynama cezası da aldık. Belki de o maçlarda kaybettiğimiz puanların nedenlerinden biri, tribün desteğinden yoksun kalmamızdı.
Eskişehirspor'un gücü yalnızca sahadaki futbolcularından değil, arkasındaki büyük taraftarından da geliyor. Bu gücü doğru kullanmalı, takımımıza destek olurken kulübümüze zarar verecek davranışlardan uzak durmalıyız.
Sonuç olarak, Altay deplasmanından üç puanla ve dört golle dönmek güzel. Ama bu galibiyet bizi yanıltmamalı. Daha istekli, daha mücadeleci ve daha üretken bir Eskişehirspor izlemek istiyoruz. Çünkü hedefimiz yalnızca maç kazanmak değil, sezon sonunda şampiyon olmak.